Ağustos 1990 · s. 308 · 4 dakikalık okuma
İnsan ve Hayat Grafiği
Mehmed Ramazanoğlu · Dr · Edebiyat

İnsan çist? (Nedir insan) Sadi’ye böyle sorduklarında “-insan yek katre-i honest ve hezar endişe” diye cevap verir. Yani insan bir damla kan ve tam bin tane de endişeden ibarettir Sadı’ye göre. Doğru ama yetersiz bir tariftir bu.
Evet, nedir insan? Ve hayat ve hayatın hayatı karşısında konumu ne olmalıdır insanın?
İnsan ve hayat grafiğine ihvanü’s-Safa risalelerinde insan ve hayvanlar arasında geçen bir konuşma ile başlayalım isterseniz: “Hayvanlar krallığının üyeleri, cinler kralına insanı şikayet ederler. Sebeb: İnsanın hayvanları yük taşımada kullanması, sütlerıne el koyup içmesi, etlerini yemesi kısacası çeşitli şekillerde hayvanları sömürmesidir. Mahkeme kurulur ve insan kendisine yöneltilen ithamlara cevap vermeye davet edilir. İnsan şehirler ve ülkeler kurduğunu, sayıları düzenlediğini, hesap yaptığını, karışık bir sosyal yapı oluşturduğunu, ilimleri, san’atları geliştirdiğini ve daha başka hünerleri de olduğunu anlatarak üstünlüğünü ispata çalışır. Bu iddialardan herbirine hayvanlar krallığından ayrı ayrı birer üye, her bir hayvan türünün benzer kapasiteye sahip olduğunu dikkati çekerek cevap verir. Mesela, arı oldukça usta bir mühendistir ve kovanını ince hesaplarla, belli bir ölçüdeki açılarla altıgen biçiminde yapar. Kunduzlar baraj mühendisidirler.. Karıncaların sosyal hayatı hiç de insanlarınkisinden geri değildir..
İnsanın bir bir saydığı kendisine “tabiata hakim olmak hakkını veriyor” sandığı özelliklerin fazlasıyla hayvanlarda da bulunduğu anlaşılınca hayvanlar homurdanmaya başlar.
Ancak, insan beşer camiası içinde Allah’ın yeryüzündeki elçilerinin bulunduğunu ve böylece yeryüzünde hayatın gerçek varlıksebebini oluşturduklarını söyleyince hayvanlar homurdanmayı keserler ve insanın kendilerine hükmetmeye yönelik iddiaları önünde boyun eğerler.”
İnsan ne kendisiyle özdeşleşen faaliyetleriyle, ne de zekasıyla dünyada bulunduğu merkezi yere sahip olmuştur. İnsan kulluğa bakan ulvî yönleriyle asıl yerini kazanmaktadır. Ne var ki, insan gafletle zaman zaman yaratıcısını unuttuğundan sürekli vahyin uyarıcı ve hatırlatıcı soluklarına muhtaçtır.
İnsanın çizdiği grafiğin alt ve üst noktaları arasındaki derin mesafeye başka hiç bir varlıkta rastlanmaz. Çünkü iradesiyle “seçiş hakkı’ yalnız insana verilmiştir. Yüksekten bırakılan taşın düşmekten başka seçeneği yoktur. Allah’ın koyduğu yer çekimi kanununa boyun eğmek zorundadır taş. Hayvanlar ve bitkiler de isyan edemezler. Bir ağaç büyür ve büyümekten başka seçeneği yoktur. Su durmaksızın akar, madenler ısıtılınca belli bir noktada erir, ateş yakar. Bir elma ağacı ancak elma verebilir. Kaplan her zaman kaplandır, kartal da her zaman kartal.. Yalnız insan;aslanlar, kaplanlar kadar yırtıcı, elma ağacı kadar verimkâr ve toprak gibi alçak gönüllü olabilir.
Çağımıza damgasını basan Zatın ifadesiyle” hilafet ve emanetle mükerrem” olan insan taşıdığı emanetin şuuruna erdiği ve kimin halifesi olduğunu ve niçin halife seçildiğini kavradığı anda hayatın anlamını da kavramış olur. Öyle ya, insanın dışındaki akıl ve muhakemeden yoksun bütün canlı ve cansız varlıklar belli bir gaye için görev yaparlarken insan nasıl gayesiz, hayat nasıl anlamsız olabilir?
Hayatın bir anlamı ve insandan ziyade bir istediği var”. ihvanü’s-Safa risalelerinde anlatılmak istenen de bu. İnsanlar hayat ve ölüm bulmacalarını çözmek için yaratıldılar. Hayatımızı, hayatın hayatı” olan Mutlak’ın mesajlarıyla anlamlandırarak tatlı ve yaşanabilir bir hale getirmek olmalı amacımız. “Hayat bir koşu, bir yarıştır.” Ruhumuzun önüne bir çok engel çıkacak bu yarışta. Bu engelleri devire devire, atlaya atlaya takılmadan, stirçmeden ve düşmeden hedefe varmaya çalışacağız. Hedefimiz “menfaat değıl, Rıza-yı ilahi, yani, Allah’ın hoşnut olması. Hedefe ulaşma düşünce ve hazzı haya- tımıza mana ve ruh katacaktır.
İnsan hayat yarışına ve gayeler gayesine sahip çıktığı sürece zirvelere adaydır. Yolda kalanlar, vasıtalara takılanlar, gayeden sapanlar insanlık yarışından koparlar.
Hayat yarışında dış başarılar kadar iç başarılar da önemlidir. Ruh sık sık huzur da kendini tazeleyerek devamlı diri kalacaktır. Sürekli dirilmeyen ruhlar ölmeye, çeliğine günde beş defa su vermeyenler de çürümeye mahkum. Yarışı kazanmak, çelik gibi sağlam ve taze ve diri bir ruha sahip olmakla mümkün. Varlığın yorumunu yerli yerine oturtmuş kimseler dışa doğru baş döndürücü bir aksiyonla koşarken, içe doğru da alabildiğine derinleşmelidir. Çağımız insanı bunalım geçiriyor. Doktrinler birer bulaşıcı hastalık gibi insanlara musallat. Gönüllere, ruhlara ve kalplere çeşitli putlar haksız yere taht kurmuşlar. Ruhlar bu putlardan temizlenmedikçe cemiyet bir saralı ya da sıtmalı hasta gibi sararıp solmaya ütremeye mahkum. “Dışımızdaki putlardan kurtulmak istiyorsak önce içimizdeki putlardan kurtulmak zorundayız.” Evet, ilklerin ilk işi Kabe’yi putlardan arındırmak olmuştu. Bizim de ilk işimiz kalpleri putlardan kurtarmak olmalı. İnsan olmanın ve insanlığı kurtarmanın ve hayata anlam katmanın biricik sırrı burada saklı.
Bugün dünyanın dört bir yanında zulmün, baskının, sömürünün paletleri arasında eziliyor insanlık. Unutmayın, asla hatırınızdan çıkarmayın: İnsanlık, bugün herşeyden daha çok ruhun hayat koşusuna engel olan şer çerilerinden kurtulmaya muhtaç. Daha doğrusu şer çerilerinin tuzak ve dümenlerinden. İblislerin tuzak ve dümenlerini safkan doru atlar üzerinde gelecek mehdi ve mesih misal “alınları benekli yağız atlı süvariler” bozacak. “Ücret zamanı en önde, hizmet zamanı gelince tabana kuvvet” kaçan tembel ruhları değil, hayat koşusunun rahmetinden ziyade zahmetine talip yüce ruhları bekliyor insanlık. İnsanlığı “nefis sulta”sından kurtarıp, ruh dünyasına kanatlandıracak yüce ruhları...
YAZAR:Dr. Mehmet Ramazanoğlu