Ocak 1987 · s. 485 · 4 dakikalık okuma
Jeolojik Şahaser

Great Britain’ den: M.S.Bal
1692
tarihine kadar medeni insan tarafında bilinmeyen The Gıant’s Causevay (Dev
Geçidi), Kuzey İrlanda’da Antrim kıyısının tam kuzey ucunda ve yaklaşık
Belfast’ın
60 mil kuzeyindedir. Buraya her yıl 1
milyon 140 bin insan gelir. Bu insanların görmek istediği, aradığı nedir?
Romantik birçok şair ve sanatkarı teshir ve cezbeden bu tabii harikalarda onlar,
kendi ifadeleriyle, “Yaratıcıyla kudsi ve manevi bir sohbet” bulmuşlar.
Bu harikalar için “Tabii Mimari” ifadesinin de kullanılması çoğu kimseleri şöyle bir düşünceye sevketmiştir: “Belki, bütün mimari eserler için ilk ilhamlar tabii şekillerden alınmıştır.’’
The Gıant’s Causevay uzaktan, dünyadaki birçok sahilde görülen çoğu taş kümesinden daha enteresan birşey değildir. Yaklaşınca, acayip bir şekil görürsünüz. Sanki, oldukça yumru yumru, sahile çöreklenmiş ve sonra da ölmüş timsah gibi birşey. Fakat daha yakından ve müdakkik bir tetkik neticesinde, şaşmaya, hayret etmeye başlarsınız. O, büyük bir şaka, ince bir hile; insandan öte ellerin gerçekleştirdiği bir oyun, bir aldatmaca gibidir. Ama, illa beşeri imkanlar içerisinde düşüneceğim derseniz birtakım duvar ve taş ustalarına ait sihirli fabrikaların binlercesinde keskiler ile şekil verilmiş fakat tamamen üstün bir kudretin, mükemmel bir aklın ve kimsenin tahammül edemeyeceği bir sabrın eseri, altıgen taş sütunlar...
Hatta, temel renkleri
olan gri, yakından tetkik edilirse, betondan yapıldıkları kanaatı bile
uyandırabilir. Fakat hepsinde güneş ışığı ve yosunların sebep olduğu birçok renk
ve gölgeler, sütunların beton olmadığını izhar eder. The Giant’s Causevay’da bu
sütunlardan 37.000 adet sayılmıştır. Bunların çoğu altıgen fakat, çok az bir
kısmı beşgen, nadiren dört, yedi hatta sekiz kenarlı olanları da vardır. Eski
rehberler, aşırı isteklilere on kenarlı olanlarını da göstermişlerdir.
Kıyı boyunca
uzanan altı millik bir çıkıntıda, birçok acayip kaya teşekkülü vardır. The
Gıant’s Causevay olarak isimlendirilen bu en meşhur taşlardan başka, her devre
ait, bilinen her türlü kaya teşekkülü çok sesli fakat dilsiz, derin mesajlar
veren bir senfonidir. “O, taştan esrarengiz bir kitap, latif, girift sanatlı bir
manzumedir.” Bu sütunlar arasında, kıyıya doğru olduğu gibi, sarp kayalara doğru
da değişik birçok kaya şekil ve dizilişleri vardır. Buralara, eski rehberlerce
“Org, Dilek sandalyesi, Baca üstleri, Dev tenceresinin kapağı ve Dev geçidi”
gibi isimlerin verilmesi, bölgenin keyfiyetini bir parça aksettirir fikrindeyim.
Efsanelere
göre “Dev Geçidi”, İskoç bir devle dövüşmeye giden İrlanda’ lı başka
bir dev tarafından, okyanusu geçerken “ayakları ıslanmasın” diye
yapılmıştır.
Jeologlara göre herşey, altı milyon yıl önce, bölge yoğun volkan faaliyetlerine maruz kaldığı zaman başladı. Burada başı bulutlara değen Etnalar yoktu fakat, daha küçük ve mutedil bir dizi püskürmeler süresince erimiş kayalar, kireç taşı tabakasındaki yarıklardan yukarı doğru itilmişti. Zahirde, bu enteresan şekiller soğuma ameliyesi esnasında gerçekleşmiştir. Bazalttan müteşekkil e dışarı fışkıran lav selleri, yavaşça soğurken altıgen sütunlara dönüşmüştür. Eski jeologlar buna, “Starch Trop” derlerdi. Starch, kola veya nişasta, trap, bir çeşit volkanik taşdır. Kola, bir kapta soğurken görenler bilirler ki, soğuyan üst tabaka altıgen şekiller halinde çatlar.
Aynı mevkide, sarp kayaların patikaları takip edilirse, diğer koylar da görülür. Bölgenin, hepsi onüç koydan ibarettir. Herbir koy, farklı fakat eşit derecede şaşırtıcı taş yapılarıyla doludur. Bu patika boyunca birçok yer muhtevasındaki demir yüzünden koyu kırmızı rengindedir. Yeni bir toprak kayması meydana geldiğinde, alttan kan kırmızısı zemin ortaya çıkar.
Dev geçidindeki sütunlar o kadar çok yüksek değildir. Bir iki metre arasındadır. Diğer koylarda daha uzun sütunlar vardır. Fakat bunların dikkate değer yanı, hepsinin havaya uzanan dev çubuklar gibi bir araya, yanyana istiflenmesidir. Sanki, büyülü bir bal peteği gibi biraraya o kadar intizamlı yığılmışlar ki, 182 m. ötede uzanan bir tepeciğe, hepsinin üstünden yürüyerek çıkabilirsiniz. Öte yandan, diğer yerlerdeki daha uzun sütunlar, sarp kayalara doğru öyle yükselir ki, tırmanmak imkânsızdır.
Org, uçuruma bakan yerde, daha yükseklerdedir. Kırk metreyi bulan en uzun sütunlarıyla, bir kilise orgunun dev boruları gibi, itina ile dizilmiş bir grup beşgen sütunlardan meydana gelir. Bunların bir kısmı, Niyagara Şelalesi’ne bahşedilen, zaman ve mekanı durdurup donduran köpük gibi, hafifçe yana yatar.
Dilek sandalyesindeki taş sütunlar öyle ayarlanmıştır ki, mükemmel bir oturak gibidir. İşin orijinali, bu taşların hepsinin üstünün pürüzsüz ve cilalı oluşundadır.
Diğer bir koy, Port Reostan, kendi başına bir harikadır. Sarp kayalıkların her tarafı bazalt şekillenmeler ile tamamen kaplandığından, dev bir açık hava konser salonu ortaya çıkar. Buraya, taşların, oturak gibi çok güzel bir düzenle tertiplenmesinden dolayı, Anfitiyatır adı verilir. Dev geçidinden sonra en çok tesiri olan fakat daha sakin bir yer bulunan Anfitiyatır, hususi bir ihsan olarak kabul edilir. “Sanki, Yaradan, dünyanın dört bir tarafından topladığı en iyi heykeltraşlarını bizzat vazifelendirip, onlara en enteresan şekilleri oymalarını emretmiş gibidir.”
Kraliyet Ailesi’nin Başkanı Sir Joseph Banks, 1772 yılında bölgeye yaptığı bir gezi sırasında şunları söylemiştir. “İnsanlar tarafından inşa edilen saray ve katedralleri, bununla kıyas edin bakalım. Güya insanlığın medar-ı iftiharı olan o eserler, buradaki harikalar karşısında susacaktır. Onlar nerede, bunlar nerede...” diyerek duygularını ifade ederken fikrimizce, bütün insanlık adına, büyük ve mutlak bir hakikatı haykırıyordu.