Sızıntı Arşivi

Ocak 1987 · s. 480 · 4 dakikalık okuma

Değişik Şekillerde Avlanan Örümcekler

Hakan Boyacı · Zooloji

Animal Architecture’den:

Hakan Boyacı

Bilinen türlerinin sayısı 20.000’e ulaşan örümceklerin bir kısmı farklı biçimlerde örülmüş ağlarla avlanırken, bir kısmı da aylarını saldırarak yakalayan gezici türdendir. Kurt örümceği ve sıçrayan örümcek bu ikinci türe misaldirler. Bu örümceklerin gözleri, ağ ören hemcinslerine nazaran daha mükemmeldir. Bunlar da ağ örmektedirler,—avlanmak için değil— geceleyin korunmak için gevşek örgülü ağlar yaparlar. Sık sık göl ve deniz kenarlarında rastlanabilen Kurt örümceği karnının altında taşıdığı ve içinde yumurtalarını koruduğu ipek kozasıyla dikkatleri çekmektedir.

Diğer örümcek türleri ise yumurta kozalarını taşımak yerine saklarlar. Bazıları da yumurtalarını, saklamayıp yapraklara veya başka satıhlara raptederler. Toprakta yaşayan Avrupa tüp örümceğinin (Agreeca brunnea) zarif şekilli ve karbeyaz renkli kozasına “peri lambası” adı takılmıştır. Bu kozanın soğan şekilli kısmının genişliği yaklaşık olarak yarım santimetre olup, bazı bitkilerin saplarına, otların ince uzun yapraklarına veya bitki gövdelerine raptedilmekte ve içinde yaklaşık 50 yumurta bulunmaktadır. Kozanın dikkat çekici olması bir tehlike teşkil eder, fakat koza uzun süre beyaz ve parlak kalmaz. Ana örümcek ağzıyla ufak toprak ve kum parçaları toplar ve emniyetli bir şekilde birbirine tutturmak için sağlam iplikçikler kullanarak ince ipeksi kozayı koyu bir kabukla kaplar. Bu şekilde, parlak küçük peri lambası içindekileri ele vermeyen küçük bir çamur toprağına dönüşür.

Dikkate değer bir su örümceği olan “Arguroneta aguatica” bütün hayatını su altında geçirmesine rağmen hava soluyan bir canlıdır. Bu su örümceği Avrupa ve Asya’nın durgun veya yavaş akan ark veya havuz sularında bulunur. Bu örümcek hava kaynağını yanında taşır. Bu kaynak, karnını ve alt göğüs kısmını gümüş renkli bir manto gibi kuşatır ve vücudunun kıllarına sıkıca bağlanır. Kaynağı tazelemek için günde bir kere su yüzüne çıkması kafi gelmektedir. Bu örümceğin evi su bitkileri arasına yerleştirilmiş içi hava dolu bir sualtı balonudur. Bunu hava ile doldurmak için örümcek su yüzüne çıkar, bir hava kabarcığını yukarıya çevrilmiş karnının üstünde arka ayaklarını kullanarak yakalar ve bunu ayakları ve karnı arasında yuvasına kadar taşır. Sonra kabarcığı ağının altında serbest bırakır. Bu ameliyeyi 10—12 defa tekrarlamakla 2 saati metre çapında ve yarımküreye benzeyen bir dalgıç hücresine benzer bir şekli oluşturabilir. Fakat bu şekil sert dal veya köklerin olduğu yere rastgelirse bozulabilir. Su örümceği sualtı evinde su böceklerini ve diğer hayvanları avlayabilmektedir.

Bazı örümcekler toprağı kazarak oluşturdukları tüpler içinde yaşarlar. Bu yuvalar, su örümceklerinin sualtı saraylarına veya bahçe örümceğinin havadar ikametgâhına tezat teşkil ederse de en az onlar kadar enteresan ve fevkaladedir.

İpeğimsi iplikçiklerle çevrelenmiş bir tüp için dar bir kapı iyi bir teçhizattır. Toprakta açılır kapanır kapılı yuvası olan örümcek ailesi (Ctenizidae) daha çok tropik ve subtropik bölgelerde yaşarlar. Fakat şimdi örnek olarak ele alacağımız “Nemesia cementeria”, çıplak nehir ve göl kıyılarında tüp şeklinde meyilli bir çukur kazar. Sonra bu çukurun çevresini toprak parçaları ve salyasıyla oluşturduğu bir karışımla sıvar ve çukurun bir tarafını, bilhassa ağız kısmına yakın yerleri ipeğimsi ipliklerle örer. Yuvayı örtmesi için içinde ağırlık verici toprak parçaları bulunan sağlam bir kapak örer. Bu kapağı yuvanın ağzına, kolayca açılıp kendi ağırlığıyla otomatik olarak kapanacak şekilde ipeğimsi iplikçiğinden ördüğü menteşeyle bağlar. Bu kapağın kenar kısımları içeriye yağmur sularının ve ışığın girmesini önleyecek şekilde konik biçimdedir. Kapağın dış kısmı, çevreden ayırt edilmemesi için toprakla kamufle edildiğinden yuvanın girişini gizlemektedir. 10 yıl kadar ömrü olan bu örümcek, karanlık tüpün içinde yaşar ve asla dışarı çıkmaz. Avına saldırmak için dışarı çıktığında bile arka ayaklarının ucuyla yuvanın girişine yapışır. Yuvanın ağzındaki kapak kaldırılıp bir iğneyle bu pozisyonda tutulursa örümceğin dışarı çıkması sağlanabilir. Evvela yuvanın ağzına kadar gelerek kapağı beyhude kapamaya çalışan hayvan beceremeyince dışarı çıkarak, dışardan kapamaya uğraşacaktır. Yuvaya tam manasıyla kayıtlı olan ancak dişilerdir. Erkek örümcekler olgunlaşınca çiftleşmek için yuvalarını zaman zaman terkeder.

Bu örümcekler ancak geceleri avlanırlar. Gündüzleri ise yuvalarının girişleri daima kapalıdır. Gece vakti yaklaşınca yuvanın kapağını azıcık aralayıp havanın iyice kararıp kararmadığını kontrol eder. Eğer hava tamamen kararmışsa, kapağı yarıya kadar açar ve iki çift olan ön ayaklarını dışarı çıkarıp toprağın üzerine yayar. Örümcek bu pozisyonda saatlerce hareketsiz olarak avını bekleyebilir. Eğer yakınına bir böcek, bilhassa bir karınca yaklaşırsa, örümcek şimşek hızıyla avının üzerine saldırır ve sımsıkı yakalar. Sonra tüp şekilli yuvanın içine çekince kapak da otomatik olarak kapanır.

Deri değiştirme mevsimi yaklaşınca, yuvanın ağzındaki kapak, eski sert derinin atılıp yeni yumuşak deri sertleşinceye kadar korunmayı sağlamak için iplikçiklerle sıkı bir şekilde bağlanarak kapatılır. Yumurtalamadan önce de yuvanın ağzı uzun bir müddet mühürlenir. Dişi örümcek bu sayede yuvanın dibindeki yumurta kozasını korur. Genç örümcekler yaklaşık bir yıl veya bazen daha fazla ana örümceğin yanında kalırlar. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle ipekten perdeli ve usta işi bir kapısı olan yuva, örümcek ailesi için karanlık ve kasvetli bir delikten öte hoş bir evdir.