Ekim 1984 · s. 5 · 5 dakikalık okuma
Jeofizik ve Yaratılış
Fuat Bozer · Dr. · Astronomi

(Evrim) nazariyesine ait tek objektif laboratuvar tecrübesinin planlayıcısı olan Stanley Miller, talebelik yıllarına ait hatıralarını şöyle anlatır: "1950 senesinde Kaliforniya Üniversitesinin Berkeley Kampüsünde son sınıfa başladığım ilk günlerden itibaren, tanıdığım profesörleri ziyaret ederek lisans üstü tahsil için hangi okulu tercih etmemin münasib olacağını soruşturmaya koyuldum. Şüphesiz henüz bu iş için vakit oldukça erkendi. Ama bu okulu seçmem benim İçin çok mühim bir husus olduğundan, acele etmekten de kendimi alamıyordum. Güvendiğim hocalarım birkaç okul ismi saymakla beraber; bana, eğer sadece bazı okulların tedrisat programında bulunan kimyanın çok hususi bir kısmıyla ilgilenmiyorsam veya ille de belirli bir profesörle beraber çalışmayı arzulamıyorsam, memleketin lisans üstü tahsil için en iyi okulunun hangisi olduğunu daha başka usûller de kullanarak gerçekten çok iyi araştırmam gerektiğini söylediler. Fakat aslında benim tercihimde ekonomik faktörlerin de rolü büyük olacaktı. Lisans üstü tahsil için talabenin yegâne gelir kaynağı asistanlıktan alacağı maaştı. İyi bir kimya bölümüne sahip olanlar arasında ise sadece Chicago Üniversitesi'yle, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde kâfi asistanlık kadroları vardı. Chicago Üniversitesi ilk tercihim olmakla beraber, ben yine de her ikisine birden müracaat ettim. Nihayet, gönlümden geçen olmuş ve Şubat 1951'de Chicago Üniversitesi'ne kabul edildiğimi bildiren ve beni çok sevindiren telgrafı almıştım.

Chicago'ya 1951 Eylül'ünde geldim. Orada normal öğretim programındaki derslere katılıyor, ayrıca da bölüm seminerlerine devam ediyordum. Sonbahar sömestresinin ortalarına doğru, hocalarımızdan Harold C. Urey, güneş sisteminin doğusuyla ilgili bir seminer de; Mars, Dünya, Venüs ve Merkür dışındaki gezegenlerin atmosferlerinin bol miktarda moleküler hidrojen ihtiva ettikleri için redükleyici bir vasıf taşıdığını söyledi. Dünyanın içinde bulunduğu grubun ise, oksitleyici bir atmosfer yapısına sahip olduğunu ve azot, su buharı, karbondioksit ve bilhassa oksijen ihtiva eden dünya atmosferinin bu hususiyetinin daha da yüksek olduğunu ilave etti. Onun inancına göre dünyanın eski atmosferi de metan, amonyak ve hidrojen gibi gazlardan meydana gelmiş olduğu için bugünkünden farklı olarak redükleyici vasıftaydı. Dünyanın o eski redükleyici atmosfer yapısı, suyun donmuş olması hariç şu an aynen Jüpiter ve Satürn'de mevcuttur diyen Urey; Neptün ve Uranüs'ü çevreleyen gaz tabakasında ise suyla beraber amonyak da donduğu İçin, sadece metanın bulunduğunu söyledi."
Bütün bu fikirleri çok makul bulmuş olan Miller; derhal dünyanın İlk atmosferini teşkil ettiğini düşündüğü gaz karışımından hücrelerin temel yapı taşlan olan aminoasitlerin kendi kendilerine teşekkül edebileceklerini göstermek üzere, yakın zamana kadar basılmış bütün biyoloji kitablarında yer almış bulunan meşhur tecrübesini tertipleme hazırlıklarına koyulmuştu. O zamanların bilgi seviyesine göre netice harikulade idi ve (evrim) görüşünün doğruluğu artık laboratuvarda ispatlanmış sayılıyordu...!

Fakat aradan geçen yaklaşık 33 sene boyunca gelişen ilimler, bu İspatın sıhhati hakkında durmadan yeni yeni tereddütler doğurmaktaydı. Hele jeofizikçilerin dünyanın geçmişi hakkındaki görüşlerinin aldığı son şekil bu konuda bardağı taşıran son damla oldu.
Aslında "İç ve dış gezegen sistemi"mefhumu, çok öncelerden beri bilinmekte olan bir husustu. Fakat Urey ve Miller'in bu konudaki spekülatif bazı iddiaları, hakikatin yakın zamana kadar ilim mahfillerinde çarpıtılmış bir şekilde kabul edilegelmesine yol açmıştı. Eskiden beri Merkür, Venüs, Dünya ve Merih'in Güneş'e yakınlıkları sebebiyle onun yakıcı sıcaklığının tesirinde kalarak, hafif elementlerinin çoğunun fezaya saçılıp dağılmasına mani olamadıklarından,dış sistemdeki gezegenlere kıyasla çok İnce bir gaz tabakasıyla çevrili, katı ve kayalık küreler olan "iç sistem gezegenlerini" teşkil ederken; Jüpiter,Satürn, Uranüs ve Neptün'ün ise Güneş'e uzak oluşları sayesinde hafif elementlerini hemen tamamen muhafaza ederek sonradan bunların kütle çekimi ve soğuğun tesirleriyle birbirine kenetlenmesi neticesi nisbeten küçük bir iç çekirdeği çevreleyen bu sıkışmış gaz kütlesinden ibaret küreler olan "dış sistem gezegenleri' ni" meydana getirdiği bilinmekteydi. Bir nazariyeye göre ana gezegenlerden birinin uydusuyken onun çekiminden kaçıp kurtulduktan sonra güneşin yörüngesine oturduğu kabul edilen Pluton da iç sistemdekiler gibi "katı" bir gezegen sayılıyordu. Urey'ın bütün yaptığı, dünyanın şimdi İç gezegen sistemine dahil olduğunu itiraf etmekle beraber, vaktiyle dış gezegen sisteminin hususiyetlerini taşıdığını iddia etmekten İbaret kalmıştı. Miller de bu hayâli temeller üzerine, bilinen laboratuvar çalışmalarını bina etti.
Aslında hiçbir ilmi delile dayanmayan, sadece evrimcilerin "(evrim) mutlaka olmuştur" aksiyomundan daha doğrusu "dogma "sından kaynaklanan bu fikrin geçerliliği, şüphesiz dayandığı temel iddianın doğruluğuna bağlı olacaktı.

1983 yılının sonuna doğru, yeni literatürde İlk yaratıldığından bu yana dünyanın hiçbir zaman metan, amonyak ve hidrojen gazlarından meydana gelen bir atmosfere sahip olmadığının artık kesinleştiğini okumaya başladık. Mesela, Discover Dergisi'nde yayınlanan Kevin Mc Kean'ın bir yazısında şunlar anlatılmaktadır: " Miller ve Urey , güneş sisteminin teşekkülünü sağlayan gaz bulutunun yoğunlaşmasıyla meydana geldiği düşünülen dünyanın, eski atmosferini metan ve amonyak karıştırarak kopya ettiler. Onlara göre dünya; metal, kaya ve buzun homojen bir karışımıydı. Oysa, son çalışmalarda, o zamanlar dünyanın çok sıcak olduğu ve ergimiş nikel ile demir cevherlerinin bir karışımından meydana geldiği anlaşılmıştır ki; bu da kimyevi açıdan o devirdeki atmosferin daha çok azot, karbondioksit ve su buharı karışımı olmasını gerektirmektedir. Halbuki bunlar organik moleküllerin, bilhassa aminoasitlerin teşekkülü İçin amonyak ve metan kadar uygun değildiler."
Miller ise bu yeni gelişmenin ehemmiyetsiz olduğunu iddia etmekte ve "karbondioksit ihtiva eden bir atmosfer, hidrojen yönünden de zengindir ki, bu da organik moleküllerin teşekkülü için müsait şartları temin etmeye yeter." demektedir.
Fakat J.P. Ferris ve C.T. Chen adlı iki araştırmacı hidrojen, subuharı, amonyak ve metan yerine karbondioksit, hidrojen, azot ve subuharı ihtiva eden bir gaz karışımıyla Miller'in tecrübesini tekrarlamışlardı. Journal of American Chemical Society adlı ciddi bir ilmî dergide bu gaz karışımıyla bir tek molekül aminoasitin dahi elde edilmemiş olduğu dünyaya ilan ediliyordu. Yani Miller'in yanıldığı ikinci defa ortaya çıkıyordu.
Asıl kaynağın metan ve amonyak olduğuna inananlardan John Corliss'in aynı şartları okyanusların da sağlamış olabileceğini ileri sürmesi üzerine, Illionis Üniversitesi'nden Cari VVoese dünyanın o sıralarda okyanusların tamamen buharlaşmasına yol açacak kadar sıcak olduğunu açıklamıştır.
Farklı iddiaların son derece yüksek sayılara ulaşması üzerine San Fransisco Califoria Üniversitesi'nden Stanley Prusiner gibi araştırmacılar; bu konu çok elastik olduğu için ispatının veya reddinin mümkün olamayacağını söylemekteyken; bir grup fanatik taraftarsa, klasik evrimci zihniyetle eskiden olduğu gibi şimdi de: "(evrim) nasılsa olmuştur, o halde bunu ispat etmeye gerek yoktur" demeye başlayarak (evrim)in objektif bir ilmî teori değil bir peşin hükümden ibaret olduğunu gözler önüne sermektedirler.
Dr. Fuat Bozer