Ekim 1984 · s. 2 · 3 dakikalık okuma
Zaman Muamması

İnsan zamanı idrak etmekle benliğin dar dünyasından çıkarak kanatlanır; Geçmişin de geleceğin de güzellik ve gürültülerini ruhunda duyarak yaşadığı an'a bambaşka buudlar kazandırır.
Bizim ileri ülkelerden, ne fizikî güç ne de manevî değerlere sahib olma bakımından herhangi bir eksiğimizin olduğu kat'iyyen söylenemez. Ne var ki, zamana sözünü geçirme, onunla içli-dışlı olma ve onun her parçasını bir pırlanta gibi değerlendirmeden yana, onlardan geri, hem çok geri olduğumuz da bir gerçektir.
Zaman, üzerinden geçilip gidilen bir boşluk değil; O, yakalanıp kullanılacak bir cevher, her günkü piyasa ve pazarın en kıymetli metâı ve dünya ticarethanesinde insanoğluna bahşedilmiş bir anapara ve sermayedir. Dün ve bugün zamanın sırrını kavrayanlar, eşya ve hâdiselere nüfuz ede ede onda varolmanın özünü keşfettiler. Onu bir boşluk telakki edenler ise, onun öğütücü dişleri arasında eriyip gittiler.
Eğer mazideki şerefli yerimizin yeniden kazanılması, ihtişam dönemimizin bir kere daha yaşanması ve milletler arası işlerde muvazene unsuru olmamız arzu ediliyorsa; Evvelâ; zamana hâkim olmanın yollan araştırılmalı, bu ilâhî sermayenin zerresi dahî heder edilmeden, en iyi şekilde değerlendirme usûl ve metodu nesillere ezberlettirilmelidir.
Geçmişimizin sımsıkı elde tutulması, geleceğe ait plân ve projelerin bu düşünce üzerinde gerçekleştirilmesi... bunları yaparken de herşeye, içinde yaşadığımız zamanı idrak adesesiyle bakılması bu yolun biricik esasıdır. Yoksa dün mutlu ve şanlı imişiz; bugüne faydası ne? Hâlihazır, rahat ve saadet bahşediciymiş; yarınlara bundan ne kalacak? Gelecek hayâller üzerinde sırça saraylar; bugünün bedbahtlarına kazandıracağı nedir? Geçmiş, başlarda bir tak gibi görülüp onunla övünülmelidir ama; gelecek için de ölesiye gayretlerle o seviyede hazırlanılmalıdır ki; o şanlı maziler, kitabların güve düşmüş sayfalarında birer süslü üsture olarak kalmasın...!
Her zerresi bir hikmet dünyası, her lahzası bir ders alma devresi olan varlık, ona dikkatle bakan uyanık ruhlar için onun teşhir edilen sayfaları gönüllere ilham kaynağı bir kitab, ondan duyulacak herses marifet aşılayan bir hitabdır:
Pırıl pırıl güneşi, masmavi semayı, sonsuzluk düşüncesiyle kaynayıp duran uçsuz-bucaksız denizleri seyretmek; yer yer zirveler ve ovalar arasında, yerin halifesi şuuruyla çevreyi temaşa edip durmak; teleskoplarla mekânın derinliklerini gözetliyerek uzak yıldızlarla yüz yüze gelmek; mini mini böcekler âlemine inerek onlarla içli-dışlı olmak; baharların, yazların, sonbaharların, kışların peşi peşine akıp gitmesi içinde tabiat hâdiselerini sezmeye ve tanımaya çalışmak; göz ve kulakların muhteşem dünyası üzerinde tekrar tekrar durup düşünmek; ormanların derinliklerindeki vahşî gürültüleri; rüzgârların tatlı esişi, ağaç hışırtıları ve yaprak sesleriyle beraber duymağa çalışmak; otların ağaçların dallarında taht kurmuş gündüzün yanık bağırlı gazelhanlarını, gecenin beliğ hatiblerini dinlemek; mabedler ve başka san'at eserlerinin sîmalarında dâhîyâne-çehreleri görmeğe çalışmak; sıcağı-soğuğu, acıyı-tatlıyı, güzeli-çirkini peşipeşine seyredip zıdlardaki bütünleştirici ruhu görmek; hayatın her saniye, her salise, her âşiresine... başka başka tefekkür tabloları takarak geleceğin dünyalarını, ruh ikliminde ve dış âlemde ortaya koyacağımız yeni terkib, yeni tahlil, yeni buluş ve yeni keşiflerle selâmlamak... evet, bütün bunlarla var olmak. varlığın akışına hız kazandırmak, sonra da bir hiç gibi sıyrılıp devreden çıkmak... İşte zamanla bütünleşmenin aydınlık yolu...!
Zamanın kısalığından dem vuranlar, çalışıp düşünmeye vakit bulamamadan şikayet edenler, hep zamana sövüp ondan dert yananlar varsın gaflet ve dalâletlerinde bocalaya dursunlar, zamanın her parçasına ruhunun ilhamlarını işleyen büyük ruhlar, onu olduğundan daha fazla ve daha geniş bulmuş ve bu ilâhî armağanı değerlendirerek eşya ve hâdiselerin her yanını didik didik etmişlerdir. Gazâliler bu dikkat ve teyakkuzla varlığın verâsındaki gerçeği sezerek, onda ikinci bir varlığa ermiş; Mevlânalar, zamanın coşdurucu soluklarıyla kendilerinden geçmiş ve bir velvele olarak cihanın her yanını sarmış; Newtonlar, bir elmanın yere düşmesi gibi en küçük hâdiseleri dahi değerlendirerek kâinat kitabının sinesindeki (çekim kanunu)nu keşfetmiş ve zamanın herşeye yetebileceğini isbatlayıp ortaya koymuşlardı. Zamanla bütünleşmiş bu üstün kametler, geçmişin mirasını, en iyi şekilde değerlendirmiş, yaşadıkları devri tekrar tekrar hallaç etmiş; görünüp bilinecek noktaya çıktıkları andan itibaren de, dünyanın dört-bir yanında saygıyla selâmlanmış ve en sert kayalar üzerinde yeşeren tohumlar gibi en ibtidaî toplumların vicdanlarında dahi kök salmışlardır.
Geleceğin bahtiyar nesilleri, zamanı değerlendirmesini bilecek; düşünürken çalışmayı, çalışırken okumayı, okurken de ideâlleri uğrunda hizmet vermeyi ihmâl etmiyecek, daima canlı, daima renkli olmasını bileceklerdir.
SIZINTI