Ekim 1990 · s. 401 · 3 dakikalık okuma
Izdırap Yumağı

Bazı vak'alar vardır, ızdıraptan yumak gibidir. İnsan, böyle vak'alar karşısında, tepesinde kıla bağlı değirmen taşı duran derviş teslimiyeti ve tevekkülü içinde dahi olsa acı ve ızdırap duymaktan kendini alamaz, kanayan yarasına, derdinden başka derman da bulamaz. Vak'a bir neticedir. Çaresizlik ise, bu vak'ayı meydana getiren sebep veya sebepler zincirindeki kopukluktan, dolayısıyla teşhis ve tahlil imkansızlığından meydana gelmektedir. Gerçi bazılarının sebebi bellidir. Fakat bu sebep o kadar komplekstir ki, menfi olan neticeyi müsbete çevirebilmek için, bazen seneler bazen de asırlar gerekmektedir.
Sabır, kaderdeki denge sırrını keşfedebilmenin adıdır. Bu dengenin ne tembelliğe ne de aceleciliğe tahammülü vardır. Meydana gelmesi bizim irademize bağlanmış vak'alar için de durum aynıdır. Sebep-netice bağı onlarda da vardır. Çünkü kader, bizim iradelerimizi de kuşatmıştır. Ve kaderde herşey, sebep ve neticesiyle kayıtlıdır.
Içtima’nin günahı da tevbesi de kendine göredir. Cemiyetin ruhunu yerçekimi gibi dibe doğru çeken hangi günah ise, onu oradan kurtaracak tevbe de cemiyet ruhuna eski zindeliğini kazandıracak o çapta bir ızdırap yumağı olacaktır. Kaktüs yutar gibi veya diken çiğner gibi bu izdiraplar yutulup çiğnenmeden cemiyetin nasuh tevbesi olmuş ve yerine getirilmiş sayılamaz. Tevbesiz cemiyet ise batmaktan ve yere çakılmaktan kurtulamaz.
Tehlikeyi sezme, mukadder neticeyi vukuundan evvel görme ve bununla iki büklüm olup ızdırap çekme; işte nasuh ve sağlam tevbe. O, cemiyetin iniltilerini kendi sinesinde ve cemiyetin nabzını kendi damarlarında dinleyebilenlerin işi. Yani seçkinlerin, öz manâsıyla liderlerin. Sıradan insanlar, cemiyetin günahını kendi vicdanlarında duyamazlar. Duyamazlar ve en az kendi günahları için ağladıkları kadar bu kollektif günah karşısında da ağlayamazlar. Ruh inceliklerinin şahidi gözyaşlarını ceyhun edemezler. Kendi gözyaslarından meydana gelmiş deryada, tevbe sahiline doğru yelken açmayı deneyemezler. Ve hele cemiyeti de aynı sahile doğru arkalarından sürükleyemezler. Halbuki, cemiyetin kurtuluşu için bunlar, hayatı ayakta tutan faktörler kadar gereklidir. Ama, yapamazlar, beceremezler, daha doğrusu altından kalkamazlar, dizleri üzerine doğrulamazlar.
İşi ehline vermek ilahi bir ahlâk, aynı zamanda bir emirdir. Bütün mükellefiyetler ve sorumluluklar emanettir. Emaneti ise ehli yüklenmelidir. Aksi halde insanın tarih payına düşecek olan sadece ihanetin kara lekesidir. Tarihi karartan da hep bu kara lekelerdir.
En küçük meslek dalında dahi, beceri, hüner ve liyâkat arayan zavallı insanoğlu, nasıl oluyor da bütün bir milletin bazen de bütün insanlığın kaderine, doğrudan veya dolaylı tesir edecek bir vak'a kahramanında aynı beceri, hüner ve liyâkati aramıyor. Veya çarpık bir aldanışla, arananın kendisi olduğunu sanıyor. Aksine bir emare mi göründü? Cevabı hazır: Aynalar yalan söylüyor, içtimâi şuur beyin felci geçiriyor.
Haklı olan sadece o ve onun gibi düşünenlerdir. Nasıl olmasın ki o, gelmiş-geçmis en büyük lideri(!)dir. Aman Allah 'im, bu ne büyük aldanış ve bu ne büyük gaflettir!
Dünyanın neresinde olursa olsun, cemaat ve cemiyetlerin yıkılış ve yokoluşları hep küçük ihtilaflarla başlamıştır, ihtilaf alternatif mânâsında kullanılırsa rahmettir. Ancak ayrılık mânâsına gelen her ihtilaf yıkılış getirir. Sebep ise bellidir. Şeytan, her hizbin başındakine "Ben ondan hayırlıyım" dedirtmektedir. Kendisi de bir zamanlar öyle dememiş miydi? Ve insanoğlu onun en amansız düşmanı değil midir? Elbette kendisinin düştüğü gayyaya onların da düşmesini isteyecektir. Rahmet elinin, bir cemaatten çekilmesi için ihtilaf ve ayrılık gerekmektedir. Ve iste şeytan, insana zayıf taraflarından böyle yaklaşıp gelmektedir. Zaten, kendi şeytanını insan yine kendisi beslemektedir.
Cemiyetin en küçük parçası diye tarif edilen aile ve yuvada meydana gelen ihtilaflar ve bilhassa karı-kocanın ayrılmalarına kadar varan kavgalar İblis'i o kadar sevindirir ki, bu işle görevli çömezini yanına alır ve sırtını sıvazlar: "Sen ne akıllı ve ne de beceriklisin " der, onu taltif eder. Bu durumu bize bildiren bizzat Efendimiz 'dir. Ve böylece, ihtilafın en küçük dairede olanın dahi İblis'i nasıl sevindireceğine işaret etmektedir. Ya bu ihtilaf, cemiyet, cemaat ve millet plânında olursa; ve yine ya bu ihtilaf bütün İslâm Âlemini yutacak boyutlara varırsa, bu durumdan kimin ve nasıl sevineceği her türlü izahtan varestedir.
Şeytanın her kahkahası, bizim için bir ızdırap yumağıdır.