Sızıntı Arşivi

Şubat 1991 · s. 24 · 3 dakikalık okuma

İrâde ,Mûrid ve Mûrad

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İRADE, MURID ve MURAD

İsteme, dileme, arzu ve isteklerin gerçekleştirilip ortaya konması yeteneği veya iki şeyden birini tercih etme ma'nâlarına gelen irâde; hayatını kalb ve ruh seviyesinde yaşayanlarca: “Nef­sin isteklerini aşma, bedenin arzularına başkaldırma, Hakk'ın rızâ ve hoşnutluğunu kendi istek ve dileklerine ter­cih ederek kendine rağmen heryerde ve her durumda O'nda ve O'nun muradında fâni olma” şeklinde anlaşılmış ve ta'rif edilmiştir.

Mürîd; kendi güç ve kuvvetinden teberrî edip, zerreden sistemlere kadar herşeyi kabza-i tasarrufunda tutan Kudret-i Sonsuz'un irâdesine râm olan.. murâd ise, Hakk arzusuyla dopdolu hâle gelmiş; bütün bütün mâsivâya “O'ndan başkası” kapanmış.. O'nun hoşnutluğundan başka hiçbir şeye istek ve istinası kalmamış.. dolayısıyla da Hakkın murâd ve matmah-ı nazarı “gözde” olmuş bahtiyar ruh demektir.

İrâde; “ =İş ve davranışlarında sırf O’nu ister ve dilerler gerçeğine göre , Hakk yolunun yolcuları için ilk menzil ve Sonsuza yelken açanlar için de bir ilk konaktır. Nâmütenahi­ye açılan hemen herkes, ilk defa bu liman ve bu piste uğrar.. sonra da bu birinci durağın an'il-merkez gücüyle yükselir, hede­fe doğru yol almaya başlar. Bu yol alış, şahsın safveti, madde ile irtibatı ve merkezdeki gücün iticiliğiyle mebsûten mütenâsib “doğru orantılı”dır. Hakk'ın tevfîki ve irâde gücüne göre, kimi­leri bu mesafeyi yerde yürüme süratiyle, kimileri peyk, füze ve ışık hızıyla, kimileri de her türlü kemmiyet ölçüleri üstünde kat'eder. Nebî'de miraç, velîde arşiye, dervişte seyr-i sülük, Hakkın tevfîkiyle desteklenmiş irâde, mürîd ve murada ne parlak birer misâldirler.

Mürîdle irâde arasında bir alâka vardır ama, bu daha çok bir iştikâk alâkasıdır. Sebeblerin, sathî akıllar nazarında, ilâhî izzet ve azamete perde olması gibi, izafî bir varlık sayılan insan irâ­desi de " =Dilediğini dilediği gibi yapan” Zat’ın iradesinin gölgesinin gölgesidir. Gölge asla tabi olduğu gibi, yaratılan iradeler de yaratıcı iradeye tabidirler. Gölgede vehmedilen parlaklık, canlılık ve cazibe, aynalara akseden süretlerin parlaklık, canlılık ve cazibesinden farkı yoktur... Ne varki, yolun başındakiler için bunu anlayıp kavramak pek de kolay değildir.

Mürid, iradesini mutlak iradeyle irtibatlandınp murü ufkuna ulaşacağı ve bedenden rüha, cisimden kalbe, düşünce- den vicdana yükseleceği ana kadar, kat’iyyen ‘fark”tan kurtulamaz.. kurtulamaz da, irâdeyi ayrı, irâde edeni ayrı ve muradı da hep ayrı görür. Evet, Hakk yolcusu, yolun başlan­gıcında mürîd, nihâyetinde murâd.. kulluğu tabiatına mâletme gayreti içinde mürîd, Hakk'la münâsebetlerin, fıtratın ayrılmaz bir yanı haline geldiği noktada murâd.. sevilip-arzu edilme yollarını araştırma faslında mürîd, herşeyde O'ndan bir kısım izler görüp sevgi ve ma'rifet arası gelip-giden ve bu geliş-gidişiyle zevk-i ruhanî kaneviçesini ördüğü zaman da murâddır.

“İlme’l-yakîn” in başlangıcından “Hakka'l-yakînin nihaye­tine kadar bu çok geniş mesafede, nisbî pekçok ibtidâ ve intiha­lar vardır. Meselâ: Pekçoklarına göre " =Rabbim sinemi aç, ruhuma genişlik ver" bir intihardır Ama" =Biz, Senin sineni açıp ruhuna genişilik vemedikmi?" mazhariyetine göre bir ibtidâdır. Keza " = O’nun gözü ne kaydı nede kamaştı” ufkuna göre bir başlangıçtır. Bunun gibi " Tasalanma, şüphesiz Allah bizimle beraberdir” hakikat-ı âliyesiyle kâbil-i kıyas değildir.

Mebde'de, sadâkat, vefa ve azm esastır.. müntehâda, ciddi­yet, temkin ve edeb. Mebde'de kusur edenler, takılır yollarda kalırlar.. müntehâdakiler ise itab görür ve hırpalanırlar.

Mükellefiyetleri yerine getirmede hassasiyet ve sürekli Hakka yalvarıp yakarma irâdeyi besleyen önemli kaynakların­dan biridir. Bunun ötesinde, Hakk inayetinin, insanın gören gö­zü, işiten kulağı, söyleyen dili ve tutup yakalayan eli haline gel­mesi ise, onun nâfilelerdeki titizliğine bağlıdır.