Sızıntı Arşivi

Temmuz 1981 · s. 27 · 4 dakikalık okuma

İnsanlık İçin Yeni Ufuklar

Naim Reşid · Bilim Felsefesi

Alman profesörü Jungk, Berlin Teknik Üniversitesinde, geleceğin dünyasının temel dayanaklarını araştıran bir ilim adamıdır (futurologist). Unesco tarafından düzenle­nen ilmî bir toplantıda batılı bir muhabirin bu profesör ile yaptığı mülakatta, şimdiye kadar alışılmış kanaatlerin dışına çıkarak gerçek medeniyetin temel kaidelerini araş­tırma temayülü görülmektedir:

Sual: - Teknolojiyi bazı kimseler bü­tün iyilik ve mutlulukların, bazı kimseler ise bütün kötülük ve felâketlerin kaynağı olarak görüyorlar. Modern teknoloji ve bu teknolojinin gelişmekte olan ülkelere akta­rılması konusundaki fikriniz nedir?

Prof. Jungk: - Bana öyle geliyor ki, Batı Dünyası olarak biz, teknolojiyi Üçüncü Dünya Ülkelerine çok sathî bir şekilde ak­tardık. Neticelerini hesaplamadık. Eski dav­ranış tarzlarını ve kültürlerini, hatta eski teknolojilerini dahi bir derece tahrib ettik. Bu durum sadece Üçüncü Dünya Ülkeleri için değil, bizim için de geçerlidir. Bence teknolojiyi kendi medeniyetimize aktarır­ken, gerek eskiden ve gerekse şimdi kullan­dığımız metot, insanların teknolojiden na­sıl zarar görebilecekleri ve bu konuda ne düşündükleri pek dikkate alınmadan tesbit edildi. Buna benzer birçok toplantılarda bulundum; ama burada şunu belirtmeliyim ki teknolojiyi aktarırken nelere daha fazla dikkat etmemiz gerektiğini -milletlerarası bir görüş birliği ile belki de ilk defa olarak araştırıyoruz. Bizden teknolojiyi alan ülke­leri daha fazla düşünmek zorundayız.

Sual:- Sizin de belirttiğiniz gibi- tek­noloji niçin yanlış aktarıldı? Gelişmekte olan ülkelerde, teknoloji transfer eden kuruluşlarla yeteri kadar işbirliği ve görüşme yapılmamış mıydı? ,

Prof. Jungk: - Maalesef Öyle.. Bu ül­kelere hiç danışılmadı. Herşeyden önce teknoloji, otoriter bir şekilde kabul ettiri­lip geliştirildi. Burada teknolojik bir sömür­gecilikten bahsedilebilir. Diğer taraftan Üçüncü Dünya Ülkeleri teknik eleman ve âlimlerinin çok dar bir çerçevede yetiştiril­mekte olduğu kanaatindeyim. Sadece ken­di sahaları ile ilgilenmekte, buna kar­şılık ilim ve teknolojinin yan tesirleri üze­rinde fazla düşünmemektedirler. Ancak bu anlayış artık değişmeye başlamıştır.

Sual: - Gelişmekte olan ülkelerin âlimleri hakkında fikriniz nedir?

Prof, Jungk: - Bence iki tip âlîm var­dır: Bir kısmı kendilerine “taklitçi” adını vereceğim, batı ülkelerinin üniversitelerinde yetişen, gelişmekte olan ülke âlimleri.. Di­ğer kısım ise; kendi gelenekleri ile iftihar eden, kendi ilimlerine, kendi toplumlarının ihtiyaçlarına, kendi ruh yapılarına, hayat tarzlarına, düşüncelerine daha iyi uyan bir ilim gerçekleştirmek isteyen yeni bir âlim nesli.. Aslında bu yeni ilim anlayışı, ilmî gerçeklerle zenginleşecek ve gelişmekte olan ülkelerden gelecek bu yeni âlimlerle birlikte ilimde yeni kavramlar, yeni boyut­lar kazanacağız. Böylece yalnız bir değil, yüzlerce ilim çiçeği tomurcuklanacaktır.

Sual: - Düşündüğünüz kalkınma yardı­mı modeli çok farklı, çok yeni.. Ne yapıl­ması veya neyin değiştirilmesi gerektiği konusundaki düşüncelerinizi biraz daha açık­lar mısınız?

Prof. Jungk: - Gelişmekte olan ülkelerin bir karar verme mes'uliyeti yüklenmiş olduklarını düşünüyorum. Onları teknoloji­mizin kabulü konusunda baskı altına alma­malı, zorlamamalıyız. Teknolojimizin ne kadarına, hangi yönlerine ihtiyaçları oldu­ğuna kendileri karar vermeliler. Ayrıca bizim de belirli gelenekler, belirli hayat tarzlarına sahip bulunan Üçüncü Dünya Ül­kelerinin bazı konularda yardımlarına muh­taç olabileceğimizi bu ülkelere anlatmamı­zın zaruri olduğu fikrindeyim. Meselâ on­ların bizdekinden çok daha makul (akıl­cı), boş zaman, güzellik ve estetik anlayış­ları var. Biz Batı Dünyası, belki bu noktada diğer ülkelerin öğrencisi durumundayız. Bu ülkelerin insanları, en azından bunların bir bölümü, hata elleri ile nasıl çalışacaklarını bilmemektedirler. Eğer merkezîlikten kurta­rılmış, insana daha yakın bir teknolojimiz ol­masını istiyorsak, onların teknolojilerinin bir bölümünü öğrenebilir ve kendimize adapte edebiliriz. Meselâ Üçüncü Dünya Ül­kelerinde uygulanan şekliyle geleneksel tıptan ne ölçüde faydalanabileceğimizi konu alan sempozyumdan bir ders aldık. Buna rağmen bizim büyük ilaç şirketlerimiz, bu ülkelerde kullanılmakta olan şifalı otları daha yeni araştırmaya başlıyorlar. Ancak yine de bu büyük şirketlerin araştırmala­rı batı metotları ile yapılmaktadır. Meselenin sadece şifalı otlar değil de, bir hayat tarzı olduğunun henüz farkında bile değil­ler.. Bu yüzden diyalog ancak şimdi başla­yacak ve şimdiye kadarki tek taraflı bakış sona erecektir.

Sual: - Bu Unesco sempozyumunun diyaloga gitmek için iyi bir başlangıç ol­duğu söylenebilir mi?

Prof. Jungk: - Bu seminer bana çok te'sir etti. Daha önce bilmediğim birçok şeyi öğrendim. Benim için en ilgi çekici yönü de bu “körü körüne ilerlemeden vazgeçmenin her yerde hatta sosyalist ülkeler­de bile söz konusu olduğunu görmektir. Bunun misallerinden biri; insan faktörüne değer vermediğimizi, yani üretim konusun­da çok fazla düşündüğümüz halde üretici ve üreticinin nasıl refaha erdirileceği hakkında yeteri kadar düşünmediğimizi beyan eden Çekoslovakya temsilcisidir. Temsilci, insan kabiliyetlerinden hangilerini tekrar keşfedebileceğimiz hakkında ve bunun yanısıra da mikro-elektronikler hakkında konuştu. “Eğer insanlar gerçekten de daha çok boş zaman elde ederlerse, bu zamanı manalı bir şekilde nasıl kullanabileceklerini düşün­mek zorundayız” dedi.

Sual:- Açıklamalarınızdan Üçüncü Dünya Ülkelerinin Hükümetlerinin batı dünyasının düştüğü hatalara düşmemeleri için ikaz etmek istediğiniz sonucunu çıkar­tabilir miyiz?

Prof. ) Jungk: -Gayet tabii!. Niçin on­lar da aynı güçlüklerle karşı karşıya kalsın­lar! Niçin hatalı konularda bizi taklid et­mek zorunda olsunlar! Niçin enerjilerini kullanmada, bizim geçen yüzyıllar boyunca olduğumuz kadar müsrif olsunlar!

Niçin sadece maddî şeylere bu kadar çok dikkat göstersinler de insanı ihmal etsin­ler!. Niçin bizim kadar menfaatçi olsun­lar! Ne yazık ki yine de birçok kimse-hat­ta söylemem gerekir ki- gelişmekte olan ül­kelerdeki üst tabaka mensupları bile hâlâ bizleri, batı dünyasını taklid etmek zorun­da olduklarına inandıkları için, bu anlayış değişikliğinin gerçekleşmesi kolay olmaya­caktır.