Sızıntı Arşivi

Temmuz 1981 · s. 25 · 3 dakikalık okuma

Yardımlaşma

M.Uslu · Sosyoloji

Karıncaların yuvalarını yapmada kul­landıkları malzeme çok değişiktir. Buna karşılık iç düzen hepsinde aynıdır, esas olarak birbirine delikler ve tünellerle bağlı birçok hücrelerden meydana gelirler. Hüc­reler karıncaların barınağı veya kuluçka ye­ridir. Bazı cinslerde ise ihtiyat depolan ola­rak büyük ehemmiyet arzederler. Karınca­ların kış ihtiyatı toplamadığı bizce gerçi malumdur; yuva sıcaklığı kış süresinde ak­tif faaliyete imkân vermediğinden zaten manasız olur. Fakat belirli kısımlarında ku­raklığın ve verimsizliğin hayatı mevsim bo­yunca zorlaştırdığı tropikal ve subtropikal bölgelerde ihtiyat azığı toplayan karıncalar da vardır. Bunlardan meşhur olanları neba­tatın geliştiği ve olgunlaştığı zamanda ne­bat tohumlarını yuvalarına taşıyan ve uzun kuraklık süresi için depolarında saklayan ka­rıncalardır. Karadeniz ülkelerinde yaşayan messor familyasına ait tahıl yiyen karınca­larla Kuzey Amerika da pogonomyrmex cinsi hasat zamanı görülen karıncalar da bu cümledendir. Bunlar yuvalarını toprağın birkaç metre derinine kazarlar. Kuzey Af­rika’da yaşayan cinslerde tek bir karınca topluluğunun 50 m. çapında bir sahaya ya­yıldığı görülür. Bu sahadaki mahsulün mü­him bir kısmını altta yer alan yuvalara taşı­narak kaybolur.

CANLI KÜPLER

Çöl karıncalarının ihtiyat depolarında­ki manzara Kuzey Amerikanın kurak böl­gelerin de kin den çok daha değişiktir. Myrmecocystus familyasına mensup çöl karın­calan tatlı nebat usaresi ve bilhassa çok kıymetli gıda maddesi olarak da bol şeker ihtiva eden mazı artıklarım toplarlar. Fa­kat öyle güzel ve sızdırmaz depolar yapa­madıklarından işçi karıncalardan bir kısmı­na, her birinin karın kısmı balon gibi şişip, karın boğumlarının kitin plakaları eklemyerlerindeki derilerin genişlemesiyle birbi­rinden uzaklaşıncaya kadar şeker usaresi yedirirler. Bu canlı küpler, erzak odalarının tavanına asılı ve hareketsiz olarak kendile­rine yiyecek taşıyan karıncaların, kıtlık ay­larında midelerinde depo ettikleri tatlı gı­da maddesini ağızlarından damla damla almalarını beklerler.

MANTAR İSTİHSAL EDENLER

Güney Amerika’nın, “atta” cinsi gibi yaprak kesici karıncaları stok erzak topla­mak yerine yeraltında geniş alana yayıl­mış kolonilerinin hususî bölmelerinde yi­yeceklerini kendileri üretirler. Belli bir mantar üretimi için toprak kültürünü hazır­lamak üzere civardaki ağaçların yapraklarından, bilhassa inceliğinden dolayı portakal kültür bitkilerinin yapraklarından parçalar koparırlar. Bu esnada uzun kafileler halinde dallara dağılırlar, üç boy karıncadan en bü­yükleri koruyucu asker vazifesi görür, orta büyüklüktekiler yaprak parçalarını keserek yuvaya taşırlar. Yaprak parçalarının üstün­de çok küçük karıncaların orta büyüklüktekilere refakat etmeleri ise gayet manidar­dır. Bu küçücük karıncalar işçi karıncaların enselerine parazit sineklerin yumurta bırakmalarına mâni olurlar. Yoksa yumurtadan çıkmakta olan sinek larvaları işçi karıncanın kafasına nüfuz edecek ve onu yiyecek­tir.

Taşınan yaprak parçalan uzunluğu 1 m. ve genişliği 30 cm.ye varabilen yüksek ve geniş bölmelerde daha küçük parçalara bölünür, tükürükle karıştırılır ve gübrelenir. Karıncaların mantar yetiştirdikleri çamurumsu yığınlardaki malzeme işte budur. Bu malzeme işçi karıncalar nezaretinde ge­lişir. Gudde ifrazatıyla bakterilerin ve başka cins mantarların yetişmesine mâni olurlar. Şerit şeklinde gelişen mantarların uçları­nı kesmeleri neticesinde başak şeklinde şişkinlikler meydana gelir. Bütün koloninin yiyeceği budur.

Birlikte yaşamak her iki taraf için de faydalıdır: Mantara, karıncalar tarafından bakılır ve mantar da karıncalar için hazmı mümkün olmayan yaprak selülozunu kolay hazım olunur yiyecek haline getirir. Karınca­lar da yalnız kendi kolonilerinde yetişen bir cins mantarın hayat bulmasına vesile olurlar.

Toprağın 5 m. derinliğine kadar inen bu kolonilerde bir milyonun üzerinde işçikarınca yaşar. Bu nesil, ana ocağından kopup yuva yaparken kendisine verilen bir tutam mantar çimini ağız boşluğundaki bir kesesine sıkıştırıp getiren bir kraliçe ka­rıncadan gelmektedir. Bu mantar çiminin nakli, nesilden nesile sürer gider. Bir kıs­mının yaşamak için, bir kısmının da barındıkları hücreleri kavileştirmek için man­tar üretmeleri dâhil baştan sona çok dikkat çekici diye değerlendirebileceğimiz bu hadiseler herşeyi bir anda görüp göze­ten yüce ve âdil bir kudret ve iradeyi gös­termez mi?