Mayıs 1990 · s. 168 · 2 dakikalık okuma
İnsan İradesi ve Hakk'ın Dilemesi 2
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE
Ey Yüce Yaratıcı, varlığı zâtına ayna yapan Sen, o aynada varlığın ziyâsını gözlere, gönüllere saçanda Sen’ sin! Sen var etmeseydin hiçbir şey var olamazdı.. Sen, her şeyi bir kitab, bir meşher gibi tanzim etmeseydin bütün varlık bir kaos gibi kalır-giderdi. Kâinat senin ışığının gölgesi, nizam ve ahenk de senin irâdenin eseridir! Şayet, şu mevlevî gibi semâa kalkmış dönen kâinatın başı tutkunsa, bu sana olan aşk-u şevkdendir.. arzın bağrı çeşit çeşit zenginliklerle doluysa, bu senin feyz-u bereketindendir.
Evet, bütün dünyâ servetleri O’nun hazinelerinin yanında bir buğday dânesinden daha küçük ve daha hakir, bütün dünya güzellikleri, O’nun cemâlinin birtek cilvesine nisbeten bir ateş böceğinin kehkeşânlara hükmeden bir yıldıza nisbeti gibidir.
Herkes ve herşey, diş ve damakları arasında O’nun cömertliğini duyar; her insan dudakları arasında bilerek veya bilmeyerek Onun ihsanlarını mırıldanır. Yeryüzü, bütün ihtişamıyla O’nun kereminin cilvesi olduğu gibi, dörtbir yanda görüp-tanıdığımız nimetler de O’nun lütfunun eserleridir. Bu nimetleri başkasına mâl etmek insafsızlık ve haram, Ondan gayrisine minnet duymak ise, hakiki nimet sahibine değil de, tablacıya temenna durmak gibi bir aldanmışlıktır. , isterse, şu ayat-ı tekviniye yi baştan başa değiştirir.. yıldızların şeklini bozar.. yerküresini karanlığın bağrına fırlatır.. ay’ı, küre-i arza çarpar.. güneş sistemini bir toz-duman yığını haline getirir.. yıldızların bağını çözer ve hepsini boşluğa saçar.. maddenin boynundan tabiat boyunduruğunu kaldırır ve kurduğu nizamla "Allah" dedirttiği gibi, her iş ve icraatiyle, kendini hissettirerek münkirlere dahi "Allah" dedirtir.
Aslında, O, vaz’ettiği nizam ve ahenkle, herhangi bir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde kendisini apaçık anlatmaktadır.. temiz vicdanlar, O’nun iş ve icraatım her temaşa edişte, O’nu duyar, O’nun yakınlığını hisseder" ve Hakdan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş..” der, bütün gözsüzler nâmına teesüfler izhâr ederler...
Ey varlığı herşeyden ayan olan Sultânımız! Gözlerini kapayanların gözlerinden perdeyi kaldır! Senden gelen esintileri duymayan kulaklardaki ağırlıkları gider! Senin güzelliklerinin akisleri karşısında alâkasız kalan sînelere ateşler saç ve dillere vurulmuş kilitleri çöz! Herşey senin varlığını haykırırken, başkasına tapanların gönüllerini imâna uyar! Senin iş ve icraatını kendine mâl edenlere hadlerini bildir! Zeminimizde açan bütün güller, çemenler Senin rahmetinin tezahürü, yamaçlarımızdaki kar çiçekleri Senin toprağının bereketidir. Bunları görüp Seni anmamak gaflet, bunları esbâb ve tabiata vermek ise bir dalâlettir.
Sen, karı-kışı halletmeseydin, yollar nasıl bahara uğrardı? Sen, tohumlara hayat üflemeseydin, bunca handikab karşısında yeryüzü nasıl dirilirdi...?
Bizleri, tasavvur ve düşüncelerimizde, hatta, bizim deyip sâhib çıktığımız işlerde görüp-gözeten, sevk u idâre eden Sensin! Bizler, her şeyimizle Senin o müdhiş irâde ve meşietinin mahkumlarıyız ve bunu, her lâhza düşündükçe de önce iftiharla şahlanıyor, sonra da minnet ve şükranla secdelere kapanıyoruz...