Mayıs 1990 · s. 171 · 5 dakikalık okuma
Bilim Toplumu Ayakta Tutan Yegane İdeoloji ve Alternatif midir?
Selim Çaldıranlı · Dr. · İnceleme

Paul Feyerabend bilimin, toplumu ayakta tutan ve onun can damarlarından olan pek çok ideolojiden sadece biri olduğuna inanır. Bu ifadeden çıkarılacak pek çok sonuçtan en önemlisi nasıl kilise ve devlet arasında resmi bir ayırım yapılmışsa, bilimle devlet arasında da aynı ayırım yapılmalıdır. Bilim toplumu etkileyebilir, onu değiştirebilir. Bu, ancak, bir siyasi partinin veya diğer bir baskı grubunun, toplumu etkilemesine müsaade edildiği çapta ve seviyede olmalıdır. Asla totaliter bir güç olarak, toplumun karşısına çıkmamalıdır. Bilim adamlarına önemli konularda danışıla-bilir. Fakat son kararın demokratik olarak seçilmiş danışman komiteler tarafından yapılmasına imkân verilmelidir. Bu komitelelerin çoğunluğunu toplumun ekserisini teşkil eden bilimde uzman olmayan insanlar oluşturmalıdır. Acaba bu insanlar doğru karar verebilirler mi? Şüphesiz evet. Bilim sadece yıllarca süren bir eğitimden sonra anlaşılabilecek kapalı ve sırlı bir kitap değildir. Bilim ilgilenen herkes tarafından, incelenip tenkid edilebilir bir entüllektüel disiplindir. Anlaşılması zor görünen bir disiplin olması da, yıllarca sistematik olarak sürdürülen kampanyalar yüzündendir. Devletin kurumlan bilini adamlarının kararlarını, ellerin de sebep olduğu müddetçe reddetmekte tereddüt etmemelidirler. Zaman zaman bu reddetmeler halkı eğitecek ve onları daha güvenli kılacaktır. Bilim kurumlarında büyük Ölçüde görülen şovenizmi dikkate alarak diyebiliriz ki, karşı tarafı öldürmeksizin onların fikirlerini eleştirmek oldukça faydalıdır. Yazar ayrıca California'daki bazı kilise taraftarlarına, okullardaki biyoloji ders kitaplarından evrim teorisinin dogmatik formülünü uzaklaştırarak İncil’in yaratılış teorisiyle evrim teorisinin birlikte okutulmasını başardıklarından dolayı tebrikler göndermektedir. Bu insanlara toplumu idare etme şansı verilirse onlarda en az bugünün bilim adamları kadar totaliter ve şoven bir yaklaşıma sahip olacaklardır, çünkü bu insanın yapısında olan bir şeydir. Bundan kaçınmanın tek çaresi her zaman diğer alternatif ideolojilerin de toplumda yaşamasına imkân sağlamaktır. Bu, hâkim ideolojinin kendini yenilemesine yardım eder. Öte yandan belirli bir ideoloji, düşman ideolojileri yok etmeye çalışırsa, o ideoloji sıkıcı ve totaliter bir hale dönüşür. Dolayısıyla Batı dünyası eğitimde köklü değişikliklere gitmek zorundadır.
EĞİTİM VE EFSANE
Eğitimin gayesi genci hayata hazırlamaktır. Diğer bir deyişle, eğitim genci doğduğu topluma ve o toplumu kuşatan fiziki çevreye ve dünyaya adapte etme vasıtasıdır. Gerçekte eğitimin kullandığı metod, bazı temel efsaneleri ve faraziyeleri, kıssaları öğretmeden ibarettir. Efsane ve kıssalar değişik şekillerde mevcuttur. En ileri şekilleri zihinlere kolayca, davranış kalıpları ve sürekli tekrarlamalarla, öğretilebilir. Efsaneyi bilen yetişkinler o efsane nokta-ı nazarından her şeyi izah edebilirler. Eğer işin içinden çıkamazlarsa o efsanede uzman kişilere başvururlar. Büyükler tabiatın ve toplumun uzmanı olarak çocuklara tanıtılır. Çocuklar da onlara inanarak dedikleri şeyleri kabule ve taklide başlarlar. Çocuklara nisbeten büyükler toplum ve tabiatla nasıl etkileşeceklerini daha iyi bilirler. İşin garibi büyükler, tabiatı ve toplumu anlamalarına rehberlik eden efsanenin uzmanı değillerdir. Genellikle uzmanlar dışında bu efsanenin temelleri sorgulanmaz. Bir efsaneyi öğretirken, bizler onun anlaşılma- inanılma ve kabul edilme şansının arttırılmasını isteriz. Eğer karşı efsaneler de varsa bu gayretler toplumda bir zarara yol açmaz. Bilim ve akılcılık efsanelerinde ise durum çok farklıdır. Her ikisi de ona iman eden kişiler tarafından işgal edilmiştir ve dışarıdan müdahalelere asla tahammül edemezler. Bu iki efsane Batıda ve Batı seviyesine ulaşmayı hedef edinmiş ülkelerde, genç beyinleri bu düşünceler etrafında kemikleştirme yolunu seçmiştir. Bunun mânâsı genç kuşakların diğer alternatif bilgi edinme yollarına karşı, reddetme güçlerini arttırma ve onlan silahlandırmadır. İhtiyaç duyduğumuz şey, insanları tek bir düşüncenin veya alternatifin etrafında ömürlerini harcamalarına sebep olmaksızın karşı ve alternatif yeni düşünce ve yaklaşımlar üretmelerini sağlayacak bir eğitimdir.

Yazara göre bu, çocukların sahip olduğu muazzam kapasitedeki, hayâl güçlerini koruyarak ve onlarda mevcut olan çelişkiler ve alternatifler bulma ruhunu geliştirerek başarılabilir. Genelde çocuklar öğretmenlerin den daha zekidirler. Fakat zekâlarını göstermek istemezler. Veya onu geliştirmekten vazgeçerler. Çünkü öğretmenleri onların hissi yönlerinden istifade ederek, kendilerinin çok bilgili, zeki ve örnek insanlar olduğu imajını verirler. Onlar da buna kanıp, kapasitelerini hocalarının talimatları doğrultusunda kullanmaya başlarlar. Gerçekte çocuklar 3—5 yaşlan arasında İki ile üç dili öğrenebilirler ve hiç de birbirine karıştırmazlar. Bu kapasiteleri 8—10 yaşlarına geldiklerinde, aldıkları yetersiz eğitimin sonucu olarak körelir.
Bilim ve onun gerçekleri hikâyeler şeklinde çocuklara söylenmelidir. Alternatif hikâyelerin de bu arada öğretilmesi gerekir. Her hikâyenin iyi ve kötü yanları çocuklara açıklanmalıdır. Daha sonra çocuğa, hikâyelerden istediğini seçerek, seçtiği hikâye etrafında hayatını şekillendirmesine imkân vermelidir. Bu tarz bir eğitim, toplumu çürümeden ve tıkanmalardan korur ve sosyal hayata çeşitlilik katar. Bilimin cazip yönleri, faydalan, elde ettiği başarılar anlatılırken onun eksiklikleri ve kusurları sayılmalıdır. Yazar bu tarz bir eğitimden geçecek nesillerin bilim ideolojisinin etkisinde kalmadan bilim adamı olacaklarına ve gerçek araştırmacı ruhunu kazanacaklarına inanır.

Çünkü serbest seçim yapmışlardır. Günümüzde bilim adamlarının çoğu, fikirden yoksundur ve korku içinde yaşamaktadır. Zira birçok sahada bilimsel ilerlemenin yegâne kriteri olan ve yüzlerce lüzumsuz ve güvenilirliği çok az olan makalelerin yazılmasıyla sonuçlanan yayın yapma hastalığına tutulmuşlardır. Bu da tabii olarak, bilimdeki sahtekârlıkların ve yanıltıcı verilerin hızlı şekilde art m asma sebeb olmuştur. Şimdi bilimin kurumları bu probleme çare bulmaya çalışmaktadırlar. İnsanlara serbest seçim hakkı verilirse, pek çok insan bilimi seçebilir. Bugünün bilimi, ona ve akla köle olmuş kişilerce yapılıp yönlendirilmektedir. Serbest bağımsız kurumlar tarafından yapılacak bilim şüphesiz bugünün biliminden çok daha cazip olacaktır. Bu şekilde bilimin totaliter ve baskıcı yönünden toplum korunacak, hem de toplumdaki alternatif ideolojiler olan din adamları ve büyücüler gibi farklı alternatif gruplar tarafından dengede tutulacaktır.
Özetlersek, bilim filozofları tarafından anarşist olarak kabul edilen Feyerabend, bilimin yegâne mutlak bilgi edinme yolu ve kriteri olarak görülmesine karşı olup, toplumdaki diğer alternatif ve geleneksel bilgi edinme yollarının da, en az bilim kadar eşit haklara sahip olmaları ve meşruluklarının tanınmasının lüzumuna inanmaktadır. Nasıl okullarda din dersleri seçmeli ise, bilim dersleri olan fizik, kimya, matematik, fen bilgisi de seçmeli olmalıdır. Kimsenin bilim ideolojisiyle beyni yıkanmamalı eğer ille de bu gerekiyorsa, başka ideolojilerle beynini yıkamak isteyen insanlara da müsaade edilmeli ve hor görülmemelidir. Eğitim sistemi, bilim ideolojisinden kurtarılmalı, toplumdaki bütün düşünce ve fikirlere eşit şekilde yarışma hakkı tanınmalıdır.