Sızıntı Arşivi

Nisan 1990 · s. 120 · 3 dakikalık okuma

İnsan İradesi ve Hakk'ın Dilemesi

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İnsan her ne kadar ihtiyar sahibi ise de emir ve irade Allah’a aittir. O’ndan emir gelmeyince hiçbir şey olmaz.

O irade etmeyince hiçbir nesne vücuda gelmez! O dilememiş olsaydı bugün ne zaman, ne de mekan bulunurdu. O, var ettiği şeyleri devam ettirmeseydi her şey toz-duman olur giderdi.

Zulmetin bağrına varlık incilerini saçan O, perde perde de yokluk karanlıkları içinde gök kapılarını açan O kâinatları okunsun ve temâşa edilsin diye bir kitap, bir meşher gibi tanzim edip, sonra da çehresine ışık saçan da O’dur.

Çeşmeler çaylar O’ndan aldıkları emirlerle gürül gürül akarlar... Taşlar, kayalar. O’nun emirleriyle parça parça olur, toprak kesilir ve bağırlarını tohumlara açarlar... Ovalar, obalar O’ndan aldıkları emirlerle en göz kamaştırıcı fistanlara bürünür, yer ve gök ehline gamzeler çakarlar.

O’ndan gelen esintilerle, her sene yeryüzü bir baştan bir başa cennetlere döner.. bağlar, bahçeler birkaç kere meyvelerle kızarır.. kuşlar kuşçuklar coşar-oynar;

canlı-cansız her şey lisan kesilir ve yürekleri hoplatan bir talâkatla O’nu haykırır...

Bu uçsuz-bucaksız kâinatda, hiç kimse O’na karşı mülk davasında bıılunamaz. Yeryüzü çeşmeleri, çayları ve engin denizleriyle O’nun rahmetinden küçük birer damla, canlı-cansız bütün varlık O’nun servetinden sadece bir zerredir. O’nun nimetleri iki kutup arasındaki rakamlarla ifade edilmeyecek kadar çok ve bütün bu göz kamaştırıcı nimetlere karşı minnet ve şükran da O’na mahsustur. Her yerde gördüğümüz kainat çapındaki bu engin tasarruf ve ihsanlar O’na ait olduğu gibi, insanoğlunun eliyle gerçekleştirilen bütün hayırlar, bereketler, feyizler de O’na aitdir. imânlı gönülleri itminanla donatan O, hakikat erlerine ahlak ve hikmet öğreten O, secdeli başlara ışığa giden yolları gösteren de yine O’dur. O’nun inayetini tanımayan sa’y ve gayretler boş. O’nun korumadığı semereler de gelip geçici serapdan ibaretdir. Hizmetler, O’nun hoşnutluğu düşünülerek yapılırsa

ibadet olur.. bu mübarek ibadet de O’nun sahip çıkıp korumasıyla büyür, gelişir ve onu eda edip ortaya koyanların kurtuluşuna vesile olur. Yoksa yalınayak, başı açık hayallerle ne bir yere varılabilir, ne de onlarla sırat geçilir.

“Ben yaptım, ben tertip ettim, ben yol gösterdim…” gibi iddialı sözler, insanların dudakları arasından dökülse bile, şeytana ait hırıltılar olduğunda şüphe yoktur. En küçük şeylere en büyük işleri yaptırtıp, karıncaya Firavun’un sarayını harap ettiren Allah’tır! Kâinatın her yanında O’nun mülkünün bayrağı dalgalanır. O bayrağın gölgesine sığınmayanlar - gölgesi başımızdan eksik olmasın - kendilerine yazıklar etmiş olurlar. Yer-gök O’nun hükmü altındadır. Elimiz-ayağımız, gözümüz kulağımız, dilimiz-dudağımız, kalbimiz – vicdanımız Onun geniş mülkünde küçük birer et parçası ve minik birer duygu vasıtasından ibarettir. Bütün bunlar Onun olduğu gibi onlardan elde edilen faide ve semerler de O’na aittir. O, bu duygu ve bu uzuvları bize vermeseydi biz nasıl “ağzımız-burnumuz-gözümüz-kulağımız” diyebilecektik!

O, bunlara terettüp eden meyveleri yaratmasaydı, kalkıp kendimize malettiğimiz bu semerlerden kaçta kaçına sahip olabilecektik! Dünya, O’nun buyruğuyla dönüp durmakta, yeryüzü O’nun cömertliğiyle dolup taşmaktadır.

Bundan dolayıdır ki, varlığı, O’ndan başkasına isnad etmek, affedilmez kaba bir nankörlük, nimet ve ihsanları arkasında O’nun elini görmemek de utandırıcı bir şirktir.

Ey Rahmeti Sonsuz, şeytanın bile ümit bağladığı, o engin rahmetin hürmetine, “ben, ben” diyen görgüsüz ve saygısızların gözlerinden perdeyi kaldır.. Teklif düğümünü azıcık çöz... Hayranlık duyulacak iş ve icraatını şaşkınlıkla seyredenlere bir kısım cilveler göster ve boşlukta olan gönülleri marifetinle doyur.