Sızıntı Arşivi

Mart 1990 · s. 80 · 3 dakikalık okuma

İlimde Yeni Gelişmeler

Sızıntı · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

ARILARDA HABERLEŞME

Yeni bir besin kaynağı keşfeden arı, kovana döndüğünde, bu yeni mevkiyi çok özel bir dansla arkadaşlarına bildirmektedir. Fakat diğer arılara bu mesajı anlama imkanı veren duygu nedir? ABD ve Federal Almanya’dan iki araştırmacı, danseden arının yolaçtığı titreşimlerin, diğerlerinin antenleri tarafından tesbit edilen bir tanecik hareketi meydana getirdiği gösterdi. Bu sonuncular, antenlerinin hemen altında bulunan ve “Johnston organları” olarak adlandırılan iki reseptör yardımıyla, hava hareketinin yönünü, danseden arının pozisyonunu ve besin kaynağının yerini belirleyebilmektedir. •

(Science, sayı 244)

EN ESKİ BÖCEK

Amerika’da bilinen en eski böceğe ait bir fosil keşfedildi. 390 milyon yıl önce yaşadığı sanılan bu böceğin ancak baş ve gövde kısmı sağlam kalabilmiş. Bir çok böceğin, fosilleşme sırasında kanatlarını, yumuşak organlarını ve hatta bütün azalarını kaybettiği düşünülürse, bu yeni bulunan fosilin diğerlerinden müstesna olduğu görülebilir. Araştırmacılar bu fosilin Kuzey Amerika’da bulunan en eski kara hayvanı fosili olduğunu belirtiyorlar.

Chicago Üniversitesi’nden Conrad Labanderia ve çalışma arkadaşları, fosili Kanada Quebec’teki bir bölgede çamurlu taşların arasında bulmuşlar. Yapılan araştırmalar, bu fosille aynı türden böceklerin, toprak içinde, kaya altlarında ve otlar arasında, günümüzde dahi hayatlarına devam etmekte olduğunu gösteriyor.•

(New Sejence sayı 242)

İNSAN ÖNCESİ METEORİTLER

Yeryüzü’ne düşmüş olup, bilinen en yaşlı meteoritin izleri Amerikalı bir araştırma ekibi tarafından Güney Amerika’da keşfedildi. Bu izler genellikle kondritik —yumru şeklinde mineral topluluklarından oluşan— meteoritlerde bulunan iridyum gibi dış kökenli elementler ve platin grubu nadir, metaller bakımından zengin kum tanesi büyüktügündeki seferuller-sık dokulu mineral topluluğu— şeklindedir. Jeolojik oluşumu itibariyle 3,4 milyar yıl yaşlı bölgelerde bulunan bu seferullerin coğrafik dağılımı, o dönemde düşen meteoritin çapının elli kilometreden daha büyük olduğunu ortaya koymaktadır.•

(Science, sayı 245)

SOYA FASULYESİNDEN MAZOT

Dünyadaki petrol tüketiminin hızlı artışı, ilim adamlarını başka yakıt kaynaklarını araştırmaya sevketmiştir. İllinois Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı soya fasulyesinin yağından istifade ederek, mazot üretmeyi başardı. Araştırmacı L. Sovage’e göre elde edilen mazot %40 nisbetinde metanol, soya yağı ve alkolün tesirini azaltmak için cüz’i miktarda deterjan ihtiva etmektedir. Yapılan testlerde bu mazot ile petrolden elde edilen mazot arasında pek fark olmadığı görülmüştür.

Son yıllarda yapılan bir başka araştırmada da soya yağını saf hale getirmeksizin içine metanol ve potasyum hidroksit katmak suretiyle yeni bir mazot türü teşkil edilmiştir. Bu mazotun verimi petrol mazotuna nazaran %10 düşük olmasına rağmen, yandığı zaman daha az duman çıkarması sebebiyle çevre sağlığı açısından ehemmiyetlidir. Yapılan yeni araştırmalar gelecekte meydana gelebilecek darboğazları önlemede ümit vadetmektedir.•

(P.M. sayı 84)

FOSILLEŞMİŞ ÖRÜMCEK AĞLARI

İspanya’nın kuzey doğusunda araştırmalar yapan Paleantologlar, buldukları fosillerle örümceklerin günümüzden tam 138 milyon yıl evvel dahi ağ ördüklerini ve bugünkünden farklı bir hayat sürmediklerini tesbit ettiler. Şimdiye kadar 300 milyon yıl öncesine ait örümcek fosilleri bulunmuş, fakat ağları tesbit edilememişti.

Araneoidea ve Dinogoidea familyasına ait dört örümcek türü, ağ iplikçikleri salgılayan uzantılarıyla ilim âlemine tanıtıldı. 50 m. kalınlığında bir çamur tabakası içinde bulunan bu dairevi şeklindeki ağ, örümceklere ait dokunun kristalleşmesine rağmen, bütün hususiyetleri kolaylıkla görülebilmektedir. •

(Bild der Wissenchaft,Aralık 89)

AVCI KARINCALAR VE İLKYARDIM

Günümüzde cerrahi müdahalelerde, vücutta meydana gelmiş, kesik ve yarıkları dikmek için iğne ve iplik kullanılırken, Afrika’da Bantus Kabilesi “canlı bir aletten” faydalanmakta.

Bantuslar kesikleri dikerken bir tür avcı karıncaları kullanıyorlar. Bantulu doktorlar, yaraların kenarlarını elleriyle bitiştirip avcı karıncalardan bir kaçını (Anommu veya Dorylus) yaranın üstüne bırakıyorlar. Bırakılan karıncalar çok gelişmiş refleksleri sayesinde bitiştirilen yaranın uçlarından, eğri kılıç şeklindeki alt çeneleri ile kuvvetlice ısırır ve öylece kalırlar. Bantulu doktorlar bundan sonra kanncanın gövdesini başından koparır ve kafa yarayı bitiştirmiş şekilde orada kalır.

Birkaç gün sonra yara iyileşince bu dikişler (karıncanın yarada kilitlenmiş çenesi) kendiliğinden düşer.

Bu şekilde tedâvi edilen yaraların, hiç iltihaplanmaması, karıncaların antibiyotik bir madde salgıladıklarını düşündürmektedir.

Orta ve Güney Amerika’daki yerlilerin de (İndiolar) aynı şekilde bu karıncalardan faydalandıkları bilinmektedir.•