Mart 1990 · s. 77 · 4 dakikalık okuma
Yaşayan Toprak

BİTMEYEN FESTİVAL
Toprağın anası kayalardır. Su ve tektonizmanm (yerkabuğunda meydana gelen büyük hareketler) tesiriyle yerlerinden kopup yuvarlanan iri kaya blokları, üzerlerinden geçtikleri kayalarla birlikte zamanla aşınıp parçalanarak kum, silt ve mikroskopik kil tanesi boyutuna inerler. Su ile oluşan karbonik asit, kayaların kimyasını değiştirip yeniden düzenler. Bu esnada serbest bırakılan ve bitkilerin besin maddesi olan maddeler kil mineralleri ve organik tanecikler tarafından tutulurlar.

Normal tarla toprağı genellikle %50 nisbetinde mineral ihtiva eder. Geri kalan kısmı hava, su ve ince organik malzeme -ölü hayvan ve bitki kalıntıları- oluşturur. (şekil 1)de, rüzgür bakımından zengin bir bölgedeki tarlada açılmış yarma ve toprak tabakaları, (şekil 2)de ise bu kesitin diyagramı görülmektedir. Yol kenarı gibi toprağın yarıldığı yerlerde A, B ve C görülebilir. A (tabakası) çiftçilerin ‘‘humus’’ olarak adlandırdığı organik maddece zengindir. Humus genç fidelerin büyümesinde önemli rol oynar. Yaklaşık 20 cm. kalınlığında ve işlenmiş olan bu tabaka, gevrekliği ve kolayca ufalanmasıyla karakterize olunur. Olgun kökler genellikle kil ve demir- alüminyum gibi minerallerin biriktiği B tabakasına (alt toprak olarak isimlendirilir) ve hatta, birbirini takip eden yağış ve kuraklık dönemleriyle çatlaklı ve damarlı bir karakter kazanmış olan C tabakasına (asıl zemin) kadar uzanır.
Toprağın nabzı hayatla atar. Mikrop organizmalardan küçük memelilere kadar, bitki ve hayvanlar yaşadıkları ve öldükleri toprağı zenginleştirirler.

Bitkiler,
özellikle otlar topraktaki organik malzemenin ana kaynağıdır. Sadece bir çavdar
bitkisinin kılcal kökleri uçuca eklenirse yaklaşık
650 kilometre
bir uzunluk eder. Yeraltında yayılan bu kökler daha sonra bakteriler tarafından
parçalanır. Karınca ve solucanlar hava ve su için gözenekler meydana getiren
ana hareket unsurlarıdır. Solucanlar ve dev karınca kolonileri, yeraltmda bir
‘‘tünel ağı’’ gibi açtıkları yiyecek yollarıyla tonlarca toprağı işler,
gevşetir, biriktirir ve yüzeye yığarlar. Solucanlar, yeraltında yaşayan birçok
tür için kullanışlı tüneller kazan köstebeklerin besinini oluştururlar.
Sincaplar, kör fareler, köstebekler ve diğer tünel kazıcılar hemen her yönde
açtıkları yollarla toprağın harmanlanmasına -getirdikleri dezavantajlarlın
yanısıra- yardımcı olurlar.
Solucanlar ve keneler toprağın görünür kısmına yakın yaşarlar. Bir çiftçi için görünüşte en can sıkıcı zararlılardan olan solucanlar kendilerini küçük kollarla tuzağa düşüren mantarlar tarafından avlanırlar.Mantarlar ise asidik şartları tercih ederler.
Bakteriler toprakta faaliyet gösteren en önemli dekompozisyon (parçalayan) görevlileridir. İpliksi bakteriler (Actinomyeetes), yeni sürülen bir tarlada duyulan toprak kokusunu verirler. Topraktaki bazı mikroplar tetanoz gibi hastalık1ara sebep olurken bir kısmı da tomycin ve penicilin gibi deva kaynağı olur.
TOPRAĞIN
SOLUNUMU
“İdeal toprak, nefes alıp veren topraktır” diyor, Nebraska yakınlarında, kendisinin geliştirdiği, toprak solunumunu ölçen bir “breathometer’’ ile araştırmalarda bulunan ABD Tarım Bakanlığı uzmanlarından Dr. John Doran, ve devamla: ‘Bir toprağın sağlığı, onun biyolojik aktivitesiyle ilgilidir. Bu aktiviteyi, dışarı salınan gaz miktarı ile ölçmek mümkündür. Bir toprağın artan biyolojik aktivitesi daha fazla verimlilik demektir.”
Beslenme
üzerine yapılan araştırmalarda, çok sayıda kazıcı yaratığın (şekil
3’
de görülen “kırmızı kadife kene” gibi) toprağı havalandırdığı ve su emme
kapasitesini arttırdığı tesbit edilmiştir. Fakat toprağın metabolik
aktivitesinin %70- 80’inin bakteri, mantar ve alg gibi (şekil 4) mikroskopik
organizmalara bağlı olduğu anlaşılmıştır.
Bir avuç toprakta milyarlarcası bulunan bu vazifeli mikroorganizmaların gerçekleştirdiği en önemli iş, organik malzemeyi topraktaki suyun tutulmasına yardımcı olan humusa, besinleri ise bitkiler tarafından kullanılabilir formlara ve kıvama dönüştürmektir.

TOPRAK ve SU
Buz
kristalleri, topraktaki boşlukların normal olarak yarısını teşkil eden iki ana
unsur —su ve hava— için toprağı açar ve özellikle siltIi toprağı şişirir (şekil
5). Su toprakla çeşitli şekillerde reaksiyona girer. Şiddetli yağmur toprak
yüzeyini genişletip gevşetir (şekil 6). Su bazı yüzeyleri yıkayıp buradaki
malzemeyi sürüklerken, bazen yeraltı su tablasına kadar süzülür ve bazen de
bitki ve hayvanları beslemek üzere toprakta kalır. Çiftçi için, toprağının ne
kadar su tuttuğunu bilmesi, yetiştireceği mahsül ve sulama konusunda alacağı
kararlar açısından önem taşır. Toprakta mikron genişliğindeki yeraltı
nehircikleri sayısız küçük canlılara evsahipliği yapar. İpliksi kanalcıklar
halinde akan su yollarında yiyecek arayan çeşitli solucan türleri (şekil 7)
toprağın en kalabalık hayvan popülasyonlarıdır. Toprak kuruduğunda, kara
yengeci ve diğer organizmalar nemli
yer bulmak için daha derinlere hareket ederler.
TOPRAK: KUM, SİLT VE KİL
Bir
toprak nümunesine bakıldığında, onu teşkil eden parçacıklar üç farklı boyutta
olduğu görülür (şekil 8): Mikroskobik boyutta kil (en üstte), orta büyüklükteki
silt (en
altta) ve daha büyük tane boyutundaki kum tanecikleri (ortada).
Bu
arada, asit salgılayan likenler de, çatlaklardaki suyun donmıasına yolaçan
düşük sıcaklıklar gibi, kayanın
zamanla çatlayıp genişlemesine ve kırılmasına sebeb olurlar (şekil 9).
Evet, hayat böyle devam eder. Tıpkı mercan mağaraları gibi, toprağın, bizim göremediğimiz dünyasında, dünya durdukça sürecek olan sessiz ve hummalı bir faaliyet vardır. Büyüğünden küçüğüne, gencinden yaşlısına perde arkasının isimsiz kahramanları fıtri bir tevazu içerisinde vazifelerini yerine getirir ve kendilerini, sırası geldiğinde feda ederler. Hepsinin tek bir hedefi vardır: Tohumların filiz vermesi...