Sızıntı Arşivi

Kasım 1991 · s. 471 · 2 dakikalık okuma

İlim Damlaları

Sızıntı · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

KAPICI KARINCALAR KARINCADAN KAPICI

A. Halit Aslantürk

Bir karınca yuvasına isteyen herkesin girebileceğini mi zannediyorsunuz? Öyle ya. üç-beş yüz insanın kaldığı apartmanlarda bile kapıcı bulunur da, yüz binlerce karıncanın yaşadığı yuvalarda giriş-çıkış kontrol altında tutulmaz mı? İnsanlar doğuştan kapıcı olarak yaratılmaz, ama Colobopsis karıncalarından bir kısmının "hususi birer kapıcı ekibi" oluşturacak şekilde dünyaya geldiklerini biliyor muydunuz?

Yuvalarını ağaç gövdelerine yapan bu karıncalar dış dünyayla irtibatlarını, sadece bir karıncanın geçebileceği büyüklükte bir geçitten sağlarlar. İşte bu giriş kapısında, vazifesi sadece ve sadece 'kapıcılık' olan hususi bir karınca ekibi sırayla nöbet tutar. Kapıcı karıncalara has büyük ve yassı şekilde yaratılmış kafaları giriş deliğini bir tıkaç gibi öyle bir kapatır ki, ağacınkine benzeyen renklerinin de uygunluğuyla, dışardan bakarak deliği görmek nerdeyse imkânsız gibidir.

Diyelim ki, bu hârika kamuflajı aşarak kapıyı buldunuz. O zaman da, yuva sakini karıncalardan biri olduğunuzu ispat etmeniz gerekiyor. Hemen aklınıza kimlik kartı göstermek geldi değil mi? Evet, yanılmadınız. İçeri girebilme için vize sayılabilecek sadece iki alternatifiniz var: Ya antenlerinizle kapıcı karıncanın kafasına dokunarak kendinizi tanıtacaksınız yahut da kokunuzla teşhis edilmeyi bekleyeceksiniz. Buna ne dersiniz? İnsan medeniyetinin üretebildiklerinden çok daha hârika mekanizmaların, böcekler alemindeki milyonlarca türden birisi olan karıncada görülerek henüz insanlığın yeni dikkatini çekmesi, Yüce Beyân'da 14 asır önce karıncadan bahsedilmesinin gereksiz olup olmadığına karar vermekte bizlere yardımcı olacaktır.

DENİZ PİRESİNİN MARİFETLERİ

Doç.Dr. Arif Sarsılmaz

Denizde seyreden gemi gibi vasıtaların en önemli problemlerinden birisi, teknelerin altına yapışarak hızı kesen, yakıt sarfiyatını artıran ve zaman zaman kazınarak temizlenmesi gereken balıkçıların tabiriyle "sakal" ismi verilen canlı organizmalar tabakasıdır.

Teknelerin büyüklüğüne uygun olarak bazen 30–40 cm. kadar kalınlıkta olabilen canlıların meydana getirdiği bu tabakada sölenterler, süngerler, mercan, yosun çeşitleri, midyeler, kabuklu ve tulumlu hayvan toplulukları hep bir arada yaşayarak ekolojik bakımdan da bir sistem oluştururlar.

Ancak bu kalın sakal tabakası teknelerin hızında büyük bir engel olduğu ve akaryakıt sarfiyatını da %30 artırdığı için deniz adamlarının her zaman başlarının derdi olmuştur.

Senede birkaç sefer karaya çekilerek altı temizlenen tekneler "Tropatex" isimli zehirli bir boya ile boyanarak korunmaya çalışılır. Fakat bu zehirli boya pahalı olduğu gibi tesiri de çabuk geçer. Daha doğrusu tekneye ilk yapışan alglerin oluşturduğu ince tabaka zehirli boyanın tesirini çabuk azaltarak diğer canlıların yapışmasına zemin hazırlar.

Araştırıcıların tesbitine göre, bu kabuklu deniz piresi, teknelerin altında yetiştirilerek, deniz vasıtalarının altında sakal birikmesinin önüne geçilebilir. Böylece teknenin bakım ve yakıt masrafları çok azaltılmış olur.

İşte çevreyi zehirlerle tahrib etmeden, tabiatın dengesini bozmadan ondaki ilâhî mekanizmayı, akıllı ve faydalı biçimde kullanarak, insanlığın hizmetine sunmanın güzel bir örneği..!

Tabiata her zaman bu şekilde bakabilsek ve onu sömürerek öldürmeyi değil de severek yaşatmayı hedef alsak, ondaki mükemmel nizamı ve onun Yaratıcısını da daha iyi anlama yoluna girebiliriz.