Sızıntı Arşivi

Kasım 1991 · s. 472 · 8 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Sızıntı · Edebiyat

GEÇMİŞE HASRET

Bir gariplik çöküyor üstüme zaman zaman;

Ecdadımı andıkça coşuyor damarda kan.

Kıtalara mührünü işlemiş nakış nakış,

Durdurmamış onları ne ihânet, ne alkış?

Zamana dizgin vurup nizâm-ı âlem için,

Zaferlere yürümüş, cüce kalmış Sedd-i Çin.

Hak adalet uğruna candan, serden geçmişler,

Yudum yudum şahâdet şerbetini içmişler.

Mazlumlara halaskâr zalimlere gürz olmuş,

Tarihi onlar yazmış, kıtalara kök salmış.

Gözlerimin önüne o şanlı erler gelir,

Dünyamıza çağ açan kutsî seferler gelir.

Efsâne değil elbet masal değil bu şanlar,

Bir küçücük sal ile denizleri aşanlar.

Yıllar yılı su içmiş atlarımız Tuna'dan,

İhanetler edilmiş içimizi kanatan...

Daha dün üzengimi öpmeyi şan sayanlar,

"Gel kurtar bizi" diye kapımda ağlıyanlar,

Bugün aç kurtalar gibi saldırmakta ırkıma,

Bir doymaz iştah ile göz dikmişler barkıma!

Kararan vicdanlara ışık idi ecdâdım,

Her türlü mel'aneti önlerdi şanlı adım

Hasretini duyarım o mukaddes zamanın,

Sonu bu mu olmalı evlâd-ı Fatihan'ın!..

İbrahim Sağır / ESKİŞEHİR

Şiiriniz bazı yerlerde zayıf kalmasına rağmen umumen güzel. Tatlı bir üslubunuz, akıcı bir an­latımınız, anlaşılır, duru bir diliniz var. Fakat bazı yerlerde zorlama kafiyelere girmişsiniz. Meselâ (Irkıma - Barkıma) (olmuş salmış) gibi. (Seferler gelir, erler gelir) (Sedd-i Çin, alem için) kafiyele­rinde içleri ferahlatan mısralar ise sizde ümit var olduğunu gösteriyor. M. Akif'in Safahat'ını, Ne­cip Fazıl'ın Çile'sini, M. Abdülfettah Şahin'in Kırık Mızrab'ını baştan sona mütalaa etmenizi tavsiye ediyor, yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Se­lâmlar ve sevgiler.

BÜYÜK SENFONİ

Sabah oluyor;

Birazdan işim başlayacak.

Akort edilmemiş aletler,

Bozuk sesler çıkarıyor.

Sesler yavaş yavaş düzeliyor.

Kuru ekmek kahvaltımı,

Onları dinleyerek yapıyorum.

Orkestraya katılma zamanı geldi,

Tüfeğim yanımda,

Notalar cebimde,

Bakmadan çalışıyorum,

Büyük bir beste bu...

Ağır toplar davul sesi gibi kalın

Makinalıyı bana verdiler.

Bunları çalan arkada

Yorgunluktan yerde yatıyor;

Orkestradan atılmış.

Kaçıncı akşam oluyor

Senfoni bitti.

Yerler yorgun kişilerle dolu.

Ben daha yorulmadım

Sadece bir bacağım, birde kafam kanıyor

Görevim bitti.

Levent Erten / ANKARA

Şiiriniz pek güzel. Yeni bir tarzda yazmışsınız şiirinizi. Zaten böyle alışılmışı kıran yeni yepyeni ufuklara kanatlanan şiir üvevklerinden var ümit gelecek adına. Onlar ölümsüzlük iklimine girmişler ve yüreklere mısra mekikleriyle ölümsüzlüğü örmektedirler. Sizden daha yoğun muhtevalı iç ve dış ritmi sağlam dokunmuş güzide şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler.

SEVGİ YILDIZI

Efkârlıyım bu gece.

Karanlık gecelerimin yıldızı kaybolmuş

Ümitlerim hayallere karışmış

Bir güneş bile parlamıyor benim için

Sanki sabah olmayacak

Kaybolmayan bir yıldızım var

Sevgi yıldızı

Ondandır yüzümdeki tebessüm

Herşeyimi yitirsem, yalnız kalsam

Sevgi yıldızım yine gülecek

Annemin çırpınışları

Babamın alın teri...

Kardeşlerimin gözyaşları...

Daha niceleri var;

Elimi uzatsam tutacağım

0 zaman mutluluğun kucağında

Hiçbir şey düşünmeden kaybolacağım.

Abdullah Can

Bir tatlı su berraklığında şiiriniz. Duru, dupduru bir söyleyişiniz var. Hele sevgiye, sevmeye tutkunuz billur katreler gibi çiğle dokumuş, örmüş bu güzide mısraları. Size "Sabah Yakın Değil mi" yahut "Sen Yusuf musun" şiir kitaplarını tavsiye ediyoruz. Umarız ki serbest şiire ait o kitaplarda güzide örnekler bulacaksınız. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz sevgi ve selâmlar.

AZERBEYCAN'DAKİ KARDEŞLER

Yalnızım, ne kadar aranıp dursam da

Yanımda sizleri bulamıyorum

Güneşten vazgeçip susuz olsam da

Sizinle beraber olmadan, yaşayamıyorum.

Şu yollar bilmem ki dağ mı, ova mı?

Gitsem bulur muyum Azerbaycanlı kardaşlarımı ?

Kuş yolun nereye? Azerbaycan’a mı?

Sen götür, ben haber salamıyorum.

Her gece orda bir yaslanan mı var?

Sessizce kirpiği ıslanan mı var?

Uzaktan bana bir seslenen mi var? . .

Ne diyor? Sesini alamıyorum.

Acaba yaşlı mı kara gözleriniz

İçimde bir derin yara gözleriniz...

Daldı mı? Uzak bir yere gözleriniz?

Görmüyor, bilmiyor, bilemiyorum.

Günleri sayarım, geceler iner.

Beklerim geceyi, yıldızlar söner.

Gizli bir yaram var, durmayıp kanar.

Neresi? Bulup da silemiyorum.

Ulaşsa da size yolların ucu

Varmaya yetmiyor Temur'un gücü.

İçimde dururken bu kadar acı

Hala yaşıyorum ölemiyorum…

Mustafa Mesut Temur/KTRIKKALE

Şiirinizin ilk dörtlüğü biraz zayıf. Fakat sonrakiler his. heyecan, hasret ve sevgi yüklü.

Böyle şiirler bizi de coşturuyor, sevindiriyor.Sizden böyle hasret ve ümit ikliminde yazılmış güzide şiirlerinizin devamını diler, selâm ve sevgiler sunarız.

BİR ADAM

Bir adam duruyordu,

Elleri şakağında.

Bir adam, bakışları çivilenmiş

Gecenin ilerlemiş vaktinde.

Karanlık sarkıyordu pencerelerden.

Kurşun gibi ağır

Alnının çizgilerinde ışıklı bir ter

Ve yıkıntısı kör talihinin.

Ömer Okutan/İSTANBUL

Bir adam isimli şiirinizi beğendik ve köşemizde yayınladık. Fakat bu şiir bitmemiş dostum. Bu şiir kör talihle noktalanmamalıydı. O adam nur tayfla­rı içinde altın kanatlarıyla ötelere yük­selen ve ardında milyonları çeken o adamsa bu şiir böyle noktalanmamalıy­dı. Eğer başka birinden bahsediyorsa biz O adamın talihi açılsın, yıkık kade­ri mamur olsun dileriz. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar.

GÖZYAŞLARI

Gözlerdeki hikmet parıltılarıdır gözyaşları. O, en güzel duyguların göz­lerde tomurcuklanmasıdır. Diğer bir de­yişe, gözlerin damla damla ibadetidir.

Gözlerin en tatlı muhabbetidir gözyaşları. Gönülde salkım salkım meyve vermiş duyguları konuşturan, onları nakış nakış gözlerin ifadesine iş­leyen, gözyaşlarının muhabbetine hiç­bir zaman doyum olmaz.

Dünyaya açılan penceremizin kalb atışlarıdır gözyaşları. Nasıl kalbi atmayan bir canlı nefes alamazsa göz­yaşları olmadan da göz görmenin ger­çek menziline ulaşamaz.

Her an kirpiklerinizin ucunda bir fedakâr dost gibi sizi bekleyen, elinde merhamet ve şevket şuâları saçan bir lambayla yolunuzu aydınlatmaya çalı­şan sevgi damlacıklarıdır gözyaşları.

Sevincin, üzüntünün, kederin sim­gesidir gözyaşları. O duyguların maddeleşmiş halidir. Gözyaşları gözlerde kimi zaman bir anne sevgisi, kimi za­man da damla damla gurbet olur. Ba­zen yanık bir türkünün buram buram efkârı olur gözlerde...

Fikir binasının harcına su olur gözyaşları. Fikir binasının her köşesinde onun damlalaşmış ifadeleri okunur.

Gözyaşları, küflenerek ruha kement vuran duyguları temizleyerek onları nurlandıran tek iksirdir.

Hakiki sevgili uğrunda gözyaşı dökmekle başlar. Çünkü hakiki sevgiler gözyaşı süzgecinden geçtikten sonra gerçek kimliklerine kavuşur.

Gözyaşları al yanak üzerinde kıvrıla kıvrıla süzülürken, yaprak üzerindeki şebnemi dahi kıskandıracak güzelliğe sahiptir.

Tarık Yaşar Albayrak İSTANBUL

Yazınız oldukça güzel. Bir düz yazıda aranan özelliklerin hemen hemen çoğu var yazınızda. Akıcı bir üslûp, duru bir dil ve iyi bir anlatım.. Yalnız yazınızda kullanmış olduğunuz şairane tarz sizi örnek verme ikliminden uzaklaştırmış. Çünkü bir nesirin en çarpıcı yönlerinden biri de yerinde örnek kullanılmasıdır.

Sizden daha dikkatli yazılmış, güzide üslubunuzla nakış nakış örülmüş nice yazılar bekliyoruz. Selâm ve sevgiler.

İKİ ÖMÜR

Bir ömür geçer oldu uzaktan,

Ötekisi el ediyor yürekten.

Bir akşam sandal görünür,

Tempolu sesler duyulur kürekten.

Gel dostum, sığarsın bu sandala

Geçen ömür,

Hem küçük hem cılızdı.

Açılalım gel; derya güzel,

Açılırlar.

Uzaklaşıp görünmez olurlar.

Bünyamin Küçükkurtul K.MARAŞ

Şiiriniz serbest şiir tarzına güzel bir örnek. Akıcı, duru bir söyleyişiniz var. Böylesine pervasız söyleyişler şiir için iyi bir tarzdır. Eğer bu söyleyişinizi daha çarpıcı ve orijinal temalarda denerseniz sizden pek güzide şiirler alacağımıza inanıyoruz. Sevgi ve selâmlar.

BİR YİĞİDE NAZAR

Hangi dertle ağarmış, başındaki saçların

Gözyaşın damla damla yüzünde raksediyor.

Buzları tutuşturan bir alev haykırışın

Çığlığın yıldızlardan fezaya aksediyor.

Bahar gelmiş, yaprak değil, yeşeren gönüllerdir

Dün saçtığın tohumlar yarın sümbül verecek

Yük akında, bir garip, ne korkunç badiredir

Hüngür hüngür ağladın, her şey sana gülecek.

Zaman sende akan berrak sessiz bir nehir

Kenarında oturup ümitle bekliyorum

Rabbim'in muştusıı var, o nurlu günler gelir.

Ruhumu tutuşturan hasretle yanıyorum.

El değmemiş ağaçlar artık seni bekliyor

Semaya hançer hançer fışkıran alevlerle

Doğan gün ötelerden bir ümit mi veriyor?

Çıkar bütün sokaklar nurla dolu evlere.

Beyaz bir bulut başın, bir dinmez nehir gözün

Bir ömür boyu böyle kendini tüketecek

Çehren bir nur demeti, elmaslar gibi sözün

Hakikati besleyen rüya, ne gün gerçekleşecek?

Mustafa Cendel Şirin/GÖLCÜK

En güzel temayı işlemişsiniz şiirinizde. Duygularınız coşkun bir çağlayan gibi. Sevgini­zi örmüşsünüz en güzel renk desenleriyle mısralara. "Buzları tutuşturan bir alev haykırışın" "Semaya hançer hançer fışkıran alevler" söyle­yişleri orijinal imajlar çiziyor hayallerde. Sizden iç musikisi ve dış ritmi bir çağlayan bütünlüğü içinde alkıp giden nice şiirler bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar.

SUÇLU

Ağ kuruyor güman

Su üstünde saman

Zordur Hakk'ı bulman

Suçlu benim benim

Menderes Akdağ/AYDIN

Şiirinizin en güzide dörtlüğünü köşemizde yayımladık. Diğer dörtlükleriniz biraz zayıf kal­mış. Güman kelimesini şüphecilik olduğunu da dipnot olarak vermişsiniz. Size heceyi deneme tavsiyesi yanında bu sahada ekol olan şairlerin kitaplarını tavsiye ediyoruz. Kırık Mızrap bu iklimin inşirah veren nefesidir. M. Abdülfettah Şahin'in bir gergef inceliğiyle mısra mısra işle­diği bu şiir panoramalarını iyice tetkik ederse­niz sizi gerçek şiirin mavi ikliminde ışık ışık mısra devşirmeye çekecektir onlar. Yeni şiirle­rinizi bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar

VAZİFE UFKU

Vazife: İçi dışından, dışı içinden aydın âli ruhların, yüce yaratıcının vermiş olduğu beyan istidatını en iyi şekilde değerlendirerek hakika­te susamış insanlara hayat iksiri aşılamasıdır.

Vazife: Bitme ve tükenme ufkuna ulaştığı­mızda Rahmet-i Sonsuz un imdadımıza koşaca­ğı ümidiyle yanıp tutuşmaktır.

Vazife: İçe doğru bir derinleşme, dışa doğru çok yönlü bir buudlaşmanın adıdır.

Vazife: Darüsselâm'a ulaştıracak yolun adıdır.

Vazife: Yol ve yolcunun kucaklaştığı Muhbir-i Sâdık’ın yaşadığı hayatın hülâsası.

Vazife: Gaye ve vasıtanın birbirinden ay­rıldığı numune hayata bizleri götürecek iklimi arama sevdası.

Vazife: Her oluşta ve her hamlede tüken­mez bir irâde ile ben varım diyerek sonsuz irâ­deye tercüman olmaya çalışmaktır.

Vazife: Hasbî ruhların, diğergam kamet­lerin.fedakâr sinelerin beyin sancısıdır.

Vazife: Baştakiler'in beyin sancısının alttakilerin karın ağrısı şeklinde tezahür etmesi­dir.

Vazife: Çileli yolun garib yolcularının ra­hat ve lükse paydos demesi.

Vazife: Ücrette geri hizmette ileri parola­sının sinelerde makes bulmasıdır.

Vazife: Hakk'ın hatırının halkın hatırın­dan ali tutulmasıdır.

vazife: "sonsuz nimet sonsuz şükür ister" düsturunu hayata hayat yapma usülüdür.

vazife: yanıp tutuşan neslin imdadına koşmaktır.

vazife: "ya bu deveyi güdersin veya bu deveyi güdersin" diyen bezme gitmektir.

vazife: muvakkat lezetlerden sıyrılma ve ölümsüzlüğe bulunan çaredir.

vazife: istidatların inkişafı ölgünleşme ve pörsümenin en kolay tedavisidir.

Adem Kütük/ ADAPAZARI

Yazınız aktif bir ruhun yansıması gibi. his ve düşünceleriniz metafizik gerilim yayından çıkan ateşin bir ok gibi menzil alıyor düşünceler, kalpler, vicdanlar için. bize klasik gibi gelen bu konular ekmek gibi su gibi gereklidir topluma. bu sebepten sizin gibi maharteli kalemlerin düşünce ve his mekikleriyle sık sık dokumalı bu konular gönüllere. sizden daha orijinal, fikir ve hisleri kanatlandırıcı yazılar bekliyoruz. Selamlar, sevgiler.