Sızıntı Arşivi

Ekim 1991 · s. 425 · 2 dakikalık okuma

İlim Damlaları

Sızıntı · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

Filin Hortumu Evrim Safsatasını Püskürtüyor

En büyük kara memelisi olan filin bazı hususiyetlerinin bugüne kadar fark edilmediği, bu boşluğu doldurma görevini ise her zamanki temelsiz fikirleriyle evrimcilerin üstlendiği görülüyor.

Federal Almanya'nın Tübingen Üniversitesinin Zooloji laboratuarından M. S. Fischer ve U. Trautman adlı araştırmacılar, Afrika fillerine ait küçük ceninler üzerinde yaptıkları araştırmalarda elde ettikleri yeni tesbitleri yayınladılar. Buna göre, filin embriyon gelişiminin ilk safhaları hakkında büyük bir açıklık getirildi. Fotoğrafta görüldüğü gibi, filin üst dudağı ile hortumunun oluşumu tamamen birbirinden ayrı olarak meydana gelmektedir. Hâlbuki şimdiye kadar, Üst dudağın gelişmesi neticesinde hortumun meydana geldiği kabul ediliyordu.

Yanıklara Hava Tedavisi

Sovyetlerde yanık tedavisi bir mühendisin de yardımı ile yepyeni bir hüviyet kazanıyor. G. Antonerko bir iş kazası neticesinde vücudunun %50'si yanmış durumda hastaneye kaldırıldı. Doktorların merhem tedavisine bakterilerin üremesi ve iyileşmesi geciktireceğinden dolayı soğuk bakmaları tedaviyi engelliyordu. Bu arada Antonerko'nun yatağının bir havalandırma sisteminin tam karşısında olması yaralara sıcak ve soğuk hava üfleyen bir sistemi geliştirecek düşüncelerine ışık tuttu. Tarif ettiği sistem gerçekleştirildi ve vücudu yaralarına hafif hafif sıcak - soğuk hava üfleyen mekanizma üzerine yerleştirildi. Sonuç çok iyi idi ve bu kuru tedavi metodu ile yaraların % 45'i risksiz olarak iyileşti. Artık Sovyet doktorları bu metodun ileri derecede yanıklar için en uygun tedavi metodu olduğuna inanıyorlar. Yanık ve yaralanmalarda vücudun kendini yenileyebileceği herkes tarafından bilinir. Ancak iyileşmesi çok zor ve ilk bakışta ilaçsız iyileşmesi düşünülemeyecek yanıkların uygun vasat sağlandığında vücudun kendi mekanizmaları tarafından tedavi edilmesi bize vücudun mükemmelliğini ve bu mükemmelliği insana vereni ve hizmetkâr kılanı düşündürtmeli değil midir?

Usta Paraşütçü

Amerikalı bir hayvan araştırmacısı 115 çeşit hayvanın düşüş şeklini ve pozisyonunu incelemiş ve bunlar içinde, teknik yönden en mükemmel olanının kedinin düşüş şekli olduğunu tesbit etmiştir. Kedi 100 m. yükseklikten sırtüstü atıldığında hemen kuyruğunun yardımıyla ayakları üzerine düşecek şekilde dönüyor; dört ayağın da paraşüte benzer şekilde iyice gergin olarak açıyor. Bu durumda düşüş hızı bir anda yarıya inmekte kedi, yere dört ayaküstüne düşerek ve hiçbir yaralanma olmamaktadır.

Araştırmacıya göre 100 m.den düşüş ile 32. kattan düşüş arasında fark yoktur, ancak 7. kattan atılan kedi, frenleme pozisyonuna geçemeden düştüğü için daha fazla zarara uğramaktadır.

• Yaban arısı bir çekirge yakalar, toprakta açtığı bir deliğe götürür. Ve orada çekirgeyi ölmeyecek şekilde sokarak, bayıltır. Bundan sonra yumurtalarını konserve haline getirdiği çekirgenin yanına bırakır. Bundan maksat yumurtalardan çıkan yavruların doğduklarında ihtiyacı olan canlı yemin yavru arılara sağlanmasıdır. Delikten uçup giden ve kısa bir zaman sonra ölen yaban arısı yavrularını hiç görmez...

• Penguenin kuluçkasını düşününüz. Yumurtasını suya bırakamaz, buza koyamaz donar. Onun için buzullarda taş toplayıp, üzerine yumurtlar...

• Akça ağacın köklerine Sucillis radicicola denilen bakteriler girerek, havanın azotundan, urlar meydana getirir. Bu urlar ağacın azot ihtiyacını giderir. Bu suretle azotu az toprakta bu ağacın yaşaması sağlanmış olur. Buna mukabil bakteriler de, ondan karbonhidrat alarak hayatlarını sürdürürler...