Sızıntı Arşivi

Ekim 1991 · s. 426 · 8 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Sızıntı · Edebiyat

ANNECİĞİM

Ne kadar hasretim sana bir bilsen,

Yüzünde çizgiler kaderim benim.

Saçlarım okşasan, gözyaşım silsen

Bir şefkat seline akar giderim.

Anneciğim yanında bile sana,

Gurbet ilde kalmış gibi özlemim.

Hâlâ ilk bûsen güldür yanağımda

Kulağımda ilk kelimen: "BEBEĞİM."

Geceleri söylediğin ninniler,

Uykusuz gözlerin, mahmur gözlerin;

Sesten ve şekilden bir tablo çizer;

Okyanuslar kadar hudutsuz, derin.

Anneciğini her an muhtacım sana,

Başımı dizine yaslasam n'olur.

Upuzun masallar anlatsan bana,

yeniden hayata başlasam n'olur.

Tadını hiç bîr şey silemez senin,

Tek sana muhtacım Rabb'imden sonra

Kalkınca semaya nurdan ellerin

Bu garip oğlunu duandan koma.

Ali Gül/Kahramanmaraş

Şiiriniz hece vezniyle yazılmış nefis bir terennüm. Bazı mısralar hece veznine tam uymadığı için düzeltmeler yaptık. En ince his telleriyle örülmüş bir şiir bu. Mısralar tatlı ve berrak bir su akıcılığında. İnsanı annesinin sinesine çeken bir ses, bir mıknatısı güç var her dörtlüğünüzde. Tabii ki ağzı duâlı bir annenin ıtır kokulu duâ ikliminden aksetmiş bu mısralar sizin yüreğinize. Belki bir kaç pırıltı geçmiş elinize. Hepsini, akislerin hepsini toplayabilseydiniz herhalde bir güneş demeti sunardınız bize. O güzel annenizin kıymetini bilin ve onu asla üzmeyin. Yeni şiirlerinizi özlemle bekliyoruz. Selâm ve sevgiler sunarız.

ALTIN PULLAR

Yaşadığımı sandığım günden beri

Ruhumu sarmış demir pençeli kollar

Yürüyemedim ama dolaştım her yeri

Ben gelemiyorum siz yönelin bana yollar

Çok oldu gardiyanım ruhuma kilit vuralı

Yıllar geçti işkence zembereğini kuralı

İçimdeki sevinçler umutlar dondu donalı

Yalnız "O" saçtı ruhuma altın pullar.

Rıdvan Demir-İSTANBUL

Köşemize aldığımız şiiriniz, diğerlerine nazaran daha güzel. Demir pençeli kollar, işkence zembereği gibi orijinal deyimler sizin, şiirin asude ikliminde ustaca kalem oynatabileceğinizi gösteriyor. Bunun yanında kafiye hâkimiyeti, akıcılık ve üslup güzelliği bizim üzerimizde iyi bir intiba bıraktı. Daha orijinal iç ve dış ritmi sağlam, semantik yapısı olgun ve yüklü şiirler bekliyoruz sizden. Selâm ve sevgiler sunarız.

EZAN-I MUHAMMEDİ

Bu ses, günde beş vakit, dosttan, kardeşten gelir.

Nur nur dalganır. Bilâl-i Habeş'ten gelir.

Rabb'im; kâinatını ölçemez boylar, enler.

Ezan okundukça oniki seyyare dinler.

Sana Hûda'mız kefil Ezan-ı Muhammedi.

Uğrunda canlar sebil Ezan-ı Muhammedi.

Yüksel semalara ki; daha nurlu gelecek.

Dudağında Bismillah betonu deldi çiçek.

Taş kalbime ilmek ilmek imanı dokuyor.

Fani mırıltılara kudsî şavkı vuruyor.

Sana Hûda'mız kefil Ezan-ı Muhammedî.

Uğrunda canlar sebil Ezan-ı Muhammedî.

Habib Bekir Şen

Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirlerinden mülhem olarak kaleme almış olduğunuz şiiriniz güzel. Dudağında Bismillahla betonu delen çiçek, ezanı oniki seyyarenin dinlemesi, fani mırıltılar orijinal deyim ve imajlar olarak ele alınmış. Sizden temada özgünlüğe ulaşmış nice şiir buketleri bekliyoruz. Selâm ve sevgiler.

ÖZÜMDÜR

Yaş altmışı buldu, zorlaştı geçim!

Her günüm "Bir hayat, yedi ölüm"dür,

Şu titrek elle İçtiğim,

Şekerin, şerbetin tadı ölümdür.

Üzmüştüm ana-babamı çokça,

Açken komşularım gezmiştim tokça.

Dolaştım düzgün bir amelim yokça.

Gayri gönlümün her yadı ölümdür.

Kar da bu yıl erken yağdı gözüme,

Ölüm tütüyor burnumun dibinde,

Sordum da evladım derde çâre ne?

Derin bir ah çekip dedi "Ölümdür."

Mustafa Orhan-İÇEL

Şiiriniz pek güzel. Bu yaşta böylesine güzide bir şiir yazmak pek az şaire nasip olmuştur. Halk şairlerinin güzide deyişlerini hatırlatan bu şiirinizin devamını diler selâm ve sevgiler sunarız.

GURURA SON

Artık son versen diyorum ey nefs bomboş gurura;

En saf, temiz duygularla çıkman için huzura.

Hasan Ünal-MERZİFON

Şiirinizde anlam dokusu mükemmel. Daha çaplı ve daha özgün şiirler bekliyoruz sizden. Selâm ve sevgiler

ÖZLEM

Sultanım, Efendim

Sen'sin gönüllere dermen, kudümlere fer.

Bense boynu tasmalı nefer

Yalvarırım Sen'in için

Yalvarırım Sen'in için her seher.

Gel! Yetiş, yetiş yangına

Kurban olayım Sana

Fedailer erdiler son durağına

Özlemini duyduğum

Gönülden vurulduğum

Gelir diye bekleyip durduğum

Yoluna baş koyduğum

Artık şafak söktü

Güneş huzmelerini yeryüzüne döktü

Karanlık ordusuna hezimet çöktü.

Yeter. N'olur uzat elini

Bilirsin ümmetinin halini

Doğrult iki büklüm duranların belini

Sustur su baykuşların dilini

Ey Hayr ul beşer!

Bir gül ol bahçemizde yeşer

Yeşer ki kokun yayılsın arza

Kavuştursun beşeri ihtizaza

Muhtacız Sana çok, hem de çok

Belki her seferkinden fazla

Gün geçtikçe artan bir hazla

Bekliyoruz bin bir niyazla...

M. Hanefi Kıncı-ERZURUM

Şiiriniz insanlık âleminin güneşine bir serenat şeklinde kaleme alınmış. Hasretiniz mısralarınızın kelime gözlerinden gözyaşı gibi damla damla akıyor sanki. Serbest tarzda yazmış olduğunuz şiirinizde lirik ritim daha fazla yoğunluk kazanmış. Siz çoğu şairlerin sık sık tekrar ettiği alışılmış deyimleri orijinal bir şekilde terkibe ulaştırmışsınız. Bu yönüyle şiiriniz sağlam bir dış yapı örgüsüne kavuşmuş. Sizden temada, üslupta, imajda yepyeni, mısra çiçeklerinden deste yapılmış şiir demetleri bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar...

ÖLÜM

Ölüm, sanır mısın ki beşere kurtuluştur;

ASIL kurtuluş âlemde, ölmeden imanı buluştur.

İMAN

Fayda vermez dünya malı, olsan da zengin;

İmanın zengin olsun tek, bulunmaz dengin.

AHİRET

Ne gidiyor seninle, düşündün mü derince;

Cevabını isterler, ahirete erince.

Bayram Günsül-KAYSERÎ

Beyitlerinizde N. Fazıl'ın şiir tekniğinin izleri görülüyor. Güzide duygularınızı daha değişik ve kendinize has bir üslupla gergef gibi mısra mısra örmenizi tavsiye ediyoruz size.. Sevgi ve selâmlar...

BU GECE

Ağlayın gözlerim ağlayın bu gece,

Boşanın gözyaşlarım kuru seccademe,

Gariblerin türküsünü ezberledim bu gece,

Ağlayın gözlerim ağlayın gizlice.

Vefa beklediklerim yüz çevirse de,

Konuşun kelimeler siz konuşun bu gece

İletin selâmımı dertlilere, kudsîlere

Ölüp ölüp dirilsem de,

Ağlayın gözlerim konuşun kelimeler

Sizin olsun bu gece

Ş. Bulcun-KIRIKKALE

His ve duygu çağlayanı şeklinde mısralarınız. Gözyaşlarınız sanki her mısra dalının ucunda bir damla gibi hayal meyal görülüyor. Belki de duygularınız bu billur dumalalar ile noktalanmış. Zaten her mısra bir ızdırab cümlesi değil midir? Noktalar da gözyaşı... Sizden daha orijinal, muhtevası daha yüklü değişik nazım tür ve şekillerinde yazılmış güzide şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler...

BEN NEYİM?

Ben… … …

Hem, Hakk'ın muttaki, sevgili kulu;

Hem, sokaktaki bedbaht, sarhoş uykulu.

Hem, Nebî'nin alnında boncuk boncuk ter;

Hem, nefsimde şeytanın haykırdığı zafer.

Hem, Bedir'de yalın kılıç şakırtısı;

Hem, yalan, ucuz, falcı lakırdısı

Hem, Söğüd'ün bağrındaki diriliş;

Hem, nefsimle esfel-i sâfîlîne iniş.

Hem, şehîdin mübarek kesik başı;

Hem, meyhanede herhangi bir köşe taşı.

Hem, Murâd'ın Kosova'da döktüğü kan;

Hem, mescidimin boynuna asılmış lanetli çan.

Hem, mehâfetle süzülen bir damla yaş;

Hem, ma'rifet yoksunu bir serseri ayyaş.

Hem, Fâtih'in fetih yüklü nefesi;

Hem, bedenimin aşağılık birkaç hevesi.

Hem, mücâhidin pervasız hücum tekbîri;

Hem, batının tasmalı, sâdık müteşekkiri.

Hem, Yavuz'un dünyayı sarsan yumruğu;

Hem, menfaatin haris, doymayan buyruğu.

Hem, üç kıt'ada dedemin oynattığı at;

Hem, bugün satılan, fuhuş yüklü san'at.

Hem, nûr saçan, zulmete düşman;

Hem, kasden hakikate göz kapayan.

Olmaz! ………………Olamaz!

Allah aşkına! Söyleyin! Ben neyim!

Nerede imanım gür sesim, medeniyetim?

Ben, bu hallere düşecek ümmet miydim?

Zulmeti ebediyyen boğmaya azmetmişdim!

Ey, bencileyin bocalayan Müslüman kardeş

Felçli yüreğimin pasını, gel hele. bîr eş!

Gör! Yükseliyor oradan, hem ne ümitvâr bir soluk!

Beraber söyleyelim! Belki rahmet celbeder, oluk olur!

Rabb'inin budur, sana seçtiği yön!

Evet, yol iki görünüyor, asla üç değil.

Kendine dönmek, inan! Hiç de güç değil!

Gel! Beraber, küfrün ve günâhın mezarını kazalım!

Mazideki destanı seninle, yeni baştan yazalım!

M.E. Latîf-ANKARA

Şiiriniz gençlik döneminde bazı hataların şakakları zonklatan muhasebesi şeklinde kaleme alınmış. Tatlı bir üslûbunuz var. Şiir diline hâkimsiniz. Kafiye örgünüz sağlam. Semantik yapı da oldukça mükemmel. Adeta şafağa uzanan bir çığlık, göklere kanatlanan "bir daha sürçmeme" duası olan bu şiirinizi pek beğendik. "Mü'minler ekin gibidir düşerlerse tekrar doğrulurlar" kutsi ölçüsü size panaroma olmuş. Sizden daha içli, daha samimi iç ve dış ahengi ve semantik yapısı sağlam şiirler bekliyoruz.

BEKLEYİŞ

Duyuyorum., sesler geliyor ötelerden,

Bir kıpırdanma var ufuklarda.

Yeni bir şafağa hazırlanıyor gökyüzü.

Ve ardından bir ışık düşüyor gönlümüze.

Düştüğü yeri gül bahçesine çeviriyor.

Serin bir yaz akşamın sessizliğinde.

Işıklar yöneliyor üzerimize doğru; göz alıcı,

Zalimler içinse gözleri kör edici.

Bir kutlu güneş doğuyor üstümüze,

Kıyamete dek batmayacak bir güneş.

Yıllardır hasretle beklenen ışık ordusu,

Kanatlarında dağlan taşıyan kelebeklerin.

Ne zaman yük hafifler diye.

Her seherde onu bekleyenlerin.

Birinci fasıl fecr-i kâzip geride kaldı.

Yerini kutlu ve mutlu fecr-i sâdık aldı.

Buraklara binmiş geliyor ışık ordusu.

Dünya yine güllük, gülistanlık olacak.

Yüreklerinde yoktur, ölüm korkusu.

Çatlayan dudaklara abı-hayat sunacak.

Talha Kahraman, ÇANKIRI

Şiiriniz güzel bir üslupla kaleme alınmış. Fakat şiirinizde orijinal imaj yok. Deyim ve terimler daha önceki şairlerin tekrar ettiklerinden adapte edilmiş gibi. Fakat bu öğeler iyi bir terkiple, tatlı bir üslupla bir dantelâ inceliğiyle Örülmüş. Sizden mısra semalarına kanatlanıp kendi şiir arşınızda tayeran edecek özgün şiirler bekliyoruz. Tabii ki bu, yorucu da olsa okuyup, düşünüp, yoğun bir çalışma imbiğinden geçmiş şiirlerden olacak, selâm ve sevgiler...

SORGULAMA

Bizler;

Karanlığa gökkuşakları hediye etmek için çıkmadık mı yola?

Öyleyse neden zulmete meylimiz?

Kurtuluş vaadetmedik mi kundaktaki bebeden, pir-î fanîlere dek

Sarhoş kusmuğuna bulanmış metropollerde Bedir'lerimiz olacaktı,

Uhud'larımız... Şafağa dek. Sonra bir şafak vakti haykıracaktık "Hayya-âlel FELAH"

Sabrımız Eyyub'dendi, çilemiz Yusuf'tan,

Ne oldu diyorum, ne oldu bizlere?

Küheylânız demiştik, çatlamak için yollara çıkmıştık

Besili beygirlerle niçin aynı yastıkda başımız?

Üveykiz demiştik, okyanuslara kanat açmıştık kafeslere sessizliğimiz niye?

İnandıklarımız, dâvamız, bunca yaşadıklarımız: İğreti miydi bu kadar?

Kuru bir coşku muydu yoksa üç-beş münafığın kırdığı şey?

Güneşler fethedecektik; edeceğiz de... Bozamayacaktı kardeşliğimizi

Sebe'nin ve Selütün çocuktan.

Öyleyse niçin ağzımızda Öz etlerimiz?

Bizden bu kadar deyip sahte eseflenişlerimizi

Müseyleme kalıntısı çıkmazlarımızı, güdümsüz sevdalarımızı kaldırıp atmanın gelmedi mi vakti?

Gözlerimizde beton ummanlar taşımak, sahte gözyaşlarından kaçmak içinse

önce yüreğimizi kurtarmalıyız katılıklardan...

Sorular... Yüzlerce, binler sorular

çözülüşlerin arefesi olmamalı bu sorular

Sorulanınız sorgulama olacaksa eğer

Buyrun ilkin nefsimi koyalım ortaya...

Metin Âsim Dikeç/ANKARA

Mektubunuzu arkadaşlarla okuduk güzel dost. Tenkitlerinizi tartıştık. Bizim için çok faydalı oldu. Şunu da hemen belirtelim ki bu tenkitleri ilk siz yapmıyorsunuz. Sizin gibi birçok okuyucu ve biz derginin yazı kurulundaki arkadaşlar da kendi aramızda bu tenkitleri ve bunların değerlendirilmesini yapıyoruz. Fakat Sızıntı yüz binlere ulaşan, çok değişik yaş ve seviyelerde okuyucusu olan ve her yönüyle diğer dergilerden farklı bir dergi. Bize, siz ve sizin gibi "karıncanın midesi, böceklerin bacaklarındaki mekanizma"dan bahsetmememizi isteyen onlarca mektup geldiği gibi, bu tür yazılan samimiyetle okuduklarını, Sızıntı'nın bu muhtevasına hayran olduklarını anlatan yüzlerce mektup da geliyor. İnanın bunlar arasında bir denge kurmak oldukça zor. Dergimiz elbette mükemmel değil, elbette bîr takım eksikliklerimiz var, elbette tenkitlerinizde haklı olduğunuz bazı noktalar var. Ama sadece tenkit, bir çözüm getirmiyor, problemi halletmiyor. Tenkidin yanında siz değerli okuyucularımızın çözümlerine, katkılarına "ülfet oluşturmamış, duyarlılığı ve inşirahı gitmemiş, ayağa düşmemiş, kısır olmayan, kardeşlerini ırgalayabilen, sarsabilen" yazılarına, şiirlerine ihtiyacımız var. İnanın, böyle yazılarınız, "mısraları tokat gibi savrulabilen" şiirleriniz varsa hemen gönderin, onları yayımlamak bizim için büyük bir mutluluk olacak.

Bize göndermiş olduğunuz şiiri de beğenerek yayımlıyor, yeni yazılarınızı ve şiirlerinizi bekliyor, dergimize duyduğunuz yakın ilgiden ve samimi tenkitlerinizden dolayı size teşekkür ediyor, Sızıntı'dan kucak dolusu selâmlar, sevgiler sunuyoruz.

YAŞAMAK NEDİR?

Yaşamak

Serin bir su mu?

Yudum yudum canlarda.

Bir ritim mi?

Nabızlarda.

bir dilim ekmek mi?

nimet diye taşınan

süzgün bakışlarla başlarda..