Sızıntı Arşivi

Nisan 1990 · s. 128 · 4 dakikalık okuma

İlim Damlaları

Sızıntı · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

MUKALLİT TIRTILLAR

National Geography ‘den Zübeyr Karadeniz Muhammed Özen

Taklit, tırtıllar için bile, kendini cazip göstermenin en tesirli yollarından biridir. Meksika ve Amerika’nın güneybatı kısımlarında yetişen meşe ağaçlarında rastlanan Memoria Arizonarja adlı tırtıllar, yılda iki kez yumurtlama dönemi geçirirler, İlkbahar’daki birinci yavrulama dönemi sırasında, Meşe ağaçları “catkin” diye adlandırılan sivri uçlu ve tüylü çiçeklerde kaplıdırlar. Yavru tırtıllar bu çiçekleri yer ve tıpkı bu çiçeklere benzerler. Birkaç ay sonra ise ikinci bir yumurtlama dönemi gelir. “Catkin”ler bu zamana kadar kaybolmuş olduğundan, yeni yavrular sürgün halindeki yaprakları yerler. Bu kez yavrular “catkin “lere benzeyeceklerine, meşe sürgünlerinin görünüşünü alırlar. Sani-i Zülcelalin sinema şeridi gibi gözler önüne serdiği hârikalar zincirinden sadece bir halka olan bu hâdiseyi farkeden, California Üniversitesi’nden Eric Greene, bir araştırma yapmış ve tırtılların ne yerlerse ona benzediklerini ortaya çıkarmıştır Greene’ e göre hangi yavruyu alırsanız a1ın, besleme şekline göre ya catkin çiçeği ya da meşe sürgünü görünüşünü alacaktır.

Bu hadisenin hikmet perdesini araladığımızda, tırtılların bu şekildeki değişmelerinin gelişigüzel bir durum olmadığını, tam aksine yavru tırtılların korunması için, Rahmeti Sonsuz’un şefkat tecellilerinden bir pırıltı olduğunu görürüz. Çünkü korunmasız küçücük yavru tırtıllar bu şekilde kamufle olmakta ve yiyecek arayan kuşlardan korunma imkânı bulmaktadır. Tırtılların ‘catkin’ üzerine bırakıldıklarında, ilahi sevk ile, seyredenleri hayrete düşürecek bir şekilde en yakın ‘catkin’ çiçeğine uzanmaları, bu fikri tey’id etmektedir.

SİNEK GÖZÜNDEKİ HARİKULADELİK

Bilindiği üzere milyonlarca böcek çeşidi mevcuttur; bu çeşitlerin içinden de sadece sinek bile kendi arasında birçok çeşitlere ayrılmaktadır.

Sineklerdeki farklılıkları ayrıntılarıyla araştırıp, inceleyen fizikçi ve biyolog Duncan Moore—Optik ve Mercek Sistemini İnceleme Enstitüsü—Rochester Üniversitesi’ndeki laboratuarında, bulduğu 13 çeşit sinek gözünü resimleyip, incelemiştir. Moore’nin açıklamasına göre her göz, yüzlerce optik sistemleri ihtiva etmektedir. Bunların fonksiyonları da ayrı bir harikulâdeliktir. Moore, bu çeşit optik modelinin bir benzerini yapmaya çalıştıklarını, ancak benzerinin dahi bu güzel görüntüyü veremediklerini belirtti.

BÜYÜK CAZİBE(Y. Müh. S. Rıza Sayın)

Kâinatın hiçbir noktasında atalet yok, her yerde, her noktada bir hareketlilik mevcut. Gözümüzün gördüğü, ilmimizin gösterdiği her hareket bir denge ve bir ölçü dahilinde; işte atomlar, işte yaşayan varlıkların büyüme—gelişmeleri, işte makro âlemin küreleri... İnsanoğlunun ihtirası ile el atmadığı—atamadığı kâinatın her köşesinde kurulan her denge kendisine has ölçüsü ile hareketliliğini bozmadan devam edip gitmekte.

Makro âlemde akıllara durgunluk veren büyük kütleler ve sistemler hiç birinde bir atalet gözlenmeksizin Yaratıcının koyduğu kaideler, kanunlar çerçevesinde adeta kendilerine verilen vazifeyi tamamlamak üzere koşarcasına menzillerine doğru yol almaktalar. Bu hadiselere yaratıcı—yaratılan münâsebeti ile bakıldığında ilmimizin bizi getirdiği seviyenin müsaade ettiği kadar her yerde her hadise de bir hikmet ve güzel neticeye gidiş olduğunu izleyebiliriz. Meselâ dünyamızın kendi eksenine göre 23° 27’ lik açı ile durması, güneş ile olan mesafesindeki hassasiyet, ayın denizler üzerindeki tesiri gibi.

Bu noktadan hareketle bazı hadiselerdeki hikmetin idrak edilememesi o hadisenin gelişi güzel ve gâyesiz yaratıldığını göstermez. Gâyesini bilemediğimiz sonsuz sayıdaki hadiselerden biri de kainatın bizim galaksimizin bulunduğu bölgesinde bütün galaksilerin (Samanyolu da dahil) “Southem Cross”(*) istikametine adeta yarışırcasına yolalmalarıdır. Astronomlar ve astronomi ile ilgilenenler galaksimizin bu seyahatteki hızının saniyede 650 km. olduğunu bilirler. Niçin? Fezada yürürlükteki dengeyi sağlayan muhteşem cazibe—dafia (çekme—itme) kanunu bizi ve komşu galaksilerimizi mecburi seyahate mahkum eden büyük bir çekici gücün varlığını gerektiriyor. Standart teoriye göre böyle bir güç ancak yaklaşık 10.000 trilyon yıldızlık yoğun bir küme (galaksiler kümesi) tarafından sağlanabilir. Ancak uzmanlar için Big—Bang’dan bu yana geçen zaman içinde böyle bir süper yapının nasıl meydana geldiğinin izahı oldukça zordur.

Bir alternatif izah, kozmik zincirler üzerine geliştirilen yeni teorilere göre; kâinat yaratılırken fezanın bünyesinde oluşan büyük rüzgârların mevcudiyetine dayandırılmaktadır. Losamalos milli laboratuvarındaki (ABD) araştırmacılara göre bu rüzgârlar neticesinde oluşan büyük cazibe kaynağı 830.000 ışık yılı çaplı bir zincir lupu (**) şeklindedir.

(*) Southern Cross: Fezada sabit kabul edilen bir nokta.

(**) Lup: Dairevi Yapı.

CANLI KOMPÜTER

Güney Amerika’nın dere ve ırmaklarında yaşayan “Eigenmannia” adındaki bu balık aynen kompütere andırmaktadır. Estetik bir tablo görünümündeki balığın vücudunun tam altı yerinde duyarlı, elektronik noktalar mevcuttur. Bu altı noktada her an 250—700 herztlik elektrik impulsları hareket halindedir. Dere tabanında yüzen bu balık, taşlara çarpmadan, yolunu bulabilmek için bu zayıf elektrik akımlarını etrafa yayar.

Nesnelerin yerini tayin etmede balığın beyni, insan beyninin uzaklığı hesaplama prensibine benzer bir çalışma arzetmektedir. İnsan, uzaklığı, ses dalgaları arasındaki mesafeye ve dalganın nesne-kulak arasında geçirdiği süreye göre, saniyenin 15 milyonda birinde yaptığı hesaplamayla bulur. Ancak araştırmacı, G. Rose ve

W. Heiligenberg’ e göre bu balık, hesaplamaları saniyenin 400 milyarda birinde yaptığını tespit etmiştir.

GRZIMEIKS TİERLEBEN

Bir arının 1 pound (454 gram) bal yapmak için yaklaşık 2 milyon çiçekten nektar (balözü) toplaması gerekmektedir.

(Senses and Sensibilities)

ABD’de inşaat malzemesi ve zeminden gelen ev içi radon gazının riski, diğer çevre kirleticilerinden gelene göre 1000’lerce kat fazladır. Bu da her yıl 10000 (on bin) akciğer kanserine sebebiyet vermektedir.

(Lawrence Berkeley Lab.)

DEPREM VE BUZULLAR

Amerikalı bir araştırmacı, büyük buz kütlelerinin kıta kabuğunu dengeli, kararlı (stable) bir vaziyette tuttuğunu ve bu buzul bölgelerini yer sarsıntılarından koruduğunu öne sürmektedir.

Depremlerin çoğu, dünyanın kabuğunu oluşturan tabakaların uçlarında meydana gelir. Çoğu kıta parçaları tabaka sınırlarından oldukça uzaktır ve sadece, arada bir meydana gelen büyük depremlerden zarar görürler. Fakat Antarktika kıtası ve Grönland’ın iç kesimleri, deprem açısından, kuzey Amerika ve Avustralya’nın merkezinden bile daha sakindir. Buzulların ağırlıklarının, her iki bölgenin deprem (sismik) faaliyetlerini etkilediği kabul edilmektedir.

Memphis Üniversitesi’nden Arch Johnson, Antarktika ve Grönland’ ın diğer

kıta parçaları gibi basınç altında-kabuk tektonik kuvvetlerle gerilmeyip-sıkıştırılmış

olduğunu ifade etmektedir.Bu durumda,kalın buz dağları gibi, kabuğu ezen büyük bir kitlenin kabuğun üzerine eklenmiş olması, tektonik kuvvetlerin yeni duruma adapte olmasına kadar, şartların dengelenmesini sağlar.