Sızıntı Arşivi

Mart 1991 · s. 61 · 6 dakikalık okuma

İlaçla Uyuşturuculuk

İsmail Deniz · Tıp

Teskin edici ilaçların, bunları kullananların sayısına bakıldığında uyuşturucu maddelerin içinde ilk sırayı aldığı görülür. Bu ilaçların ihtiva ettiği “Benzodiazeptin” isimli madde ise ilaç sanayinin en başarılı(!) buluşlarından biri olarak ortaya çıkmıştır. Genç, ihtiyar, milyonlarca insan huzur bulabilmek için bu kimyevi maddeyi almaktadır. Huzursuzluk, korku ve stres hallerinde şifa bulmak amacıyla doktorlar tarafından reçeteye yazılan bu ilaçlar uzun müddet kullanıldığında insanı yıpratmaktadır.

Benzodiazepine nisbeten zehirsiz olup epilepsi, aşırı korku hallerinde ve kuvvetli uyku bozukluklarında kullanılmaktadır. Toplum tarafından bu ilaçların kullanılmasına sebep, endikasyonlardan ziyade “Gemleyici” tesire sahip oluşudur. Bunların asıl özelliği uyuşturmadan sakinleştirmesidir. Birkaç dakika içinde biyokimyevi gücü sinir hücrelerine sızar ve böylece günlük dert ve sıkıntıları unutturur, kasları gevşetir ve kullanana uyku verir. Benzodiapin alınımı kesildiğinden sonra aylarca etkisi sürebilir; deprasyonlar, psikozlar, sayıklamalar, kıramplar ortaya çıkabilir. Dozunu tedricen azaltmak ise, ancak şartlı septomlardan korunmayı sağlar. Bu ilaç, vücut ve hisler üzerinde hükmetmeye başladığında sürekli kullanmaya sebep olur. Böylece hasta huzurlu bir hayata kavuşma gayesi ile bununla tanışmış iken, bir de bakmışsınız ilaç mübtelası oluvermiştir.İlaç müptelası olma riski ise kullanma süresiyle artmaktadır. Ancak pek çok hasta, müptela olduklarının farkında bile değillerdir. Almanya'da kolayca temin edilen ve yaygın olarak kullanılmakta olan bu ilaçların temel dağıtımcısı, pratisyen doktorlardır ve Almanya nüfusunun yüzde yedisi bunları teskin edici, yüzde 3'ü ise uyku hapı olarak almaktadır. İlim ve akıl sahiplerini hayrette bırakan bir nizam içinde yaratılan bu kâinat elbetteki insan içindir. İnsanın da kâinat nizamına benzer bir muvazene içinde hayat sürebilmesi ise kendisine bahşedilen hayat reçetesi ile mümkündür. Ezel ve ebed Sultanı tarafından bu lütfa mazhar kılınan insanoğlu bu reçeteden koptuğu oranda madden ve manen ağırlığını hissetmekte ve bundan, geçici bir süre dahi olsa, kurtulmanın yollarını başka reçetelerde aramaktadır. Ama, heyhat kendi elleriyle ortaya koyduğu bu suni reçeteler ise, manevi dünyası şurada dursun giderek kendi cesedini de çekilmez bir yük haline getirmektedir.

Ellili yılların sonunda geliştirilen bu ilaçların, halihazırda dünyada hemen hemen aynı tesirlere sahip 40 çeşidi bulunmaktadır. Ancak bunlar, vücutta gösterdikleri tesir süresine göre birbirinden farklılık arz ederler. Bunlardan “Benzo” adlı madde frenleyici gücü takviye eder. Beyinde limbik sistemin belirli yerlerine yapışarak his dünyamızı yönlendirdikleri 17 senedir bilinmektedir. Bunların, belirli sinir hücrelerinin sathına bağlanarak, -GABA- Rezeptörleri diye adlandırılan kompleksi meydana getirdikleri iddia edilmektedir. Gamma-Amino yağasitleri ise yukarıdaki kompleks ile beyinden gelen sinyalleri “frenleyici” tesir göstermektedir. Benzo ve GABA aynı anda komplekse bağlanırlarsa merkezi sinir sistemi daha iyi kenetlenmiş olur. Araştırmacıların uyuşturucu ilaçların antispazmatik tesirini bu şekilde izah etmelerine karşılık sözkonusu bu ilaçların korkuyu nasıl izâle ettiğine dair henüz açıklık getirilememiştir.

Bu uyuşturucu ilaçlar, o kadar mükemmel tesir göstermektedir ki, doktorlar bunların yan tesirlerine karşı lakayd kalmaktadırlar. Ayrıca, ilaç müptelası olanların tanınmasında da güçlük çekilmektedir. Çünkü bir çoğunda özel bir durum olan, “az dozda-bağımlılık” söz konusudur. Tedavi için az miktar almalarına rağmen uzun süre kullandıkları için yaklaşık yarısı bağımlı hale gelmişlerdir. Yani, ilaç alma kesildiğinde korku, huzursuzluk ve uykusuzluk gibi haller tekrar güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki bu ilaçlar başlangıçta, bu hallerden kurtulmak gayesiyle alınmıştı. Doktorların çoğu ise bu durumu farkedemediklerinden şikayet eden hastanın bu rahatsızlığı için teskin edici ilaç yazmakta ve bu suretle de, hastayı aşırı bağımlılığa itmekdedirler. Bağımlılık riski bir tarafa bırakılsa dahi bu tür ilaçlar zararsız ilaç değillerdir; reaksiyon kabiliyetinin azalması, halsizlik, hallüsinasyon, hafıza kaybı ve zayıflık gibi arızalara sebep olmaktadırlar. Bir araba sürücüsünün yukarıdaki faktörler sebebiyle kaza yapma ihtimali dahi oldukça yüksektir. Muhtemel yan tesirleri ise libido (cinsî meyl) ve potensin (cinsî iktidar) azalması, deprasyon ve teneffüs rahatsızlıklarıdır. Ancak daha da tehlikelisi şahsı saldırganlığa ve kendini mahvetmeye sürüklemesidir. Hele bu uyuşturucu ilaçların alkol ile birlikte alınması hallerinde şahsı intihara dahi- götürebilmektedir. Ah zavallı insan, bir bilseydin seni uyuşturucuya mecbur bırakan hallere düşmemenin yollarını... O dupduru, o taptaze yolda her zahmetin bir rahmet, her üzüntü ve sıkıntının ise arkasında binler lütuf olduğunun şuuru içerisinde bu türlü dertlere düşmeyecek, devayı da başka kapılarda aramıyacaktın.

Psikologlar hatalı reçete verilmesine sebep olan hekim-hasta münasebetini araştırmaya başladılar. Bunlara göre kliniğe gelen hastaların yaklaşık üçte biri hissi anlaşmazlıklardan kaynaklanan huzursuzluklardan şikayetçilerdir.

Hekim sahip olduğu son tıbbi bilgilere rağmen, yine de aciz kalmakta ve çareyi, gayret sarfetmeden sakinleştirici bir ilaç yazmada bulmaktadır. Bu tür bir reçete ise hekimlerin hasta ile ciddi münasebet kurmasını engellemekte, hastayı ancak geçici bir süre tatmin etmektedir. Bazı hastaların ilaç için âdeta yalvardıkları bile görülür. Bu durumda dahi sorumluluğun kime ait olduğunu anlamak pek zor olmasa gerek. Bazılarına göre doktorun, görüşme yoluyla tedavi yerine, derhal reçete yazmakla çok kazanç sağladığı düşündürücüdür. Ayrıca araştırmalara göre, bu ilaçlar için yapılan reklâmların da, kadınlara erkeklerden daha fazla yer verilmektedir. Gerçekten de reçetelerin üçte ikisi kadınlara verilmektedir. Bu sebeple bağımlı kadınların sayısı erkeklerden tahminen iki kat fazladır. Buna göre kadınlarda daha fazla depresyon, nevroz ve psikoz teşhis edilmiştir. Acaba kadınlar bu psikolojik duruma daha mı meyillidirler? Bu sorunun cevabı yapılan araştırmalar sonunda elde edilen “Sağlıklı bir kadının durumu psikolojik rahatsızlığı olan bir erkeğe eşit görülmektedir.” teşhisinde ortaya çıkmaktadır. Yani, kadının psikolojik olarak sağlıklı, fakat hissi yönü ile tarafsız (objektif) hüküm vermesinin mümkün olmadığı manası anlaşılmalıdır. Evlendiklerinde kadınların daha hissileştikleri, erkeklerin ise tersine davranışlar sergiledikleri herkesçe malumdur.

Öte taraftan uyuşturucu ilaçlar dışında kalan çeşitli rahatsızlıklar için sık sık müracaat edilen ilaçlar vardır ki, yan tesirleri açısından bakıldığında ürkütücü boyutta olduğu görülmektedir. İşte bunlardan ilki baş ağrısı halinde alınan ilaçlardır. Almanya'da yılda üç milyara yakın tüketildiği ileri sürülen ağrı haplarının büyük miktarını ise kadınların kullandığı tesbit edilmiştir. Uzmanların tahminine göre kronik ağrısı olan hastaların üçte ikisi yine bu hap bağımlıları arasından çıkmaktadır.

Acaba ne türlü hastalıklar çeşitli kesimlere mensup İnsanları ilaç kullanmaya bağımlı kılmaktadır? Bu hastalıkların başında stres gelir. Stres ise kişinin çevresiyle tesis ettiği dengenin bozulmasıyla ortaya çıkmaktadır. Sadece boşanma veya işten çıkarılma gibi üzücü hadiseler değil, kronik rahatsızlıklar, can sıkıntısı, yalnızlık, meslekî veya hissî huzursuzluklar dahi strese yol açabilmektedir.

Satışı serbest olan kombinizasyon ilaçlar, devamlı alındığında bağımlılık yapabilirler: Ekseri bu ilaçlar, ilaveten kafein ihtiva ederler. Birçok uzmanın görüşüne göre bu klasik zindelik verici özelliği zamanla ön plana çıkmakta ve yapısındaki kafein, ilacın tekrar alınmasını teşvik etmektedir.

Ayrıca bu ilaçlar ağır böbrek rahatsızlıklarına da sebep olurlar. Vücutta bir kısmı morfine dönüşen Codein maddesi öksürük ve ağrı ilaçlarında az miktarda da olsa bulunmaktadır. İshal giderici ilaçlarda ise ekseriya, kalyum noksanlığının yanısıra aşın su kaybı neticesinde iştahsızlık, halsizlik, kalp çarpıntısı, bağırsak bozukluğu gibi yan tesirlerin ortaya çıktığı zikredilmektidir; ayrıca bunlarda da bağımlılık söz konusudur. Zayıflatıcı ilaçlar ise bilhassa kadınlar tarafından rağbet görmektedir. Bunlar tahrik edici “Amphetamin” maddesine benzer DL-Norephedrin maddesini ihtiva ederler ve böylece açlık hissini yok ederler. Ancak gözden uzak tutulmayacak muhtemel yan tesirleri ise yüksek tansiyon, psikoz, bağımlılık ve hatta felç halidir. Ekseriya erkekler tarafından kullanılan doping ilaçları ise yukarıda adı geçen “Amphetamin” maddesinden yapılmıştır; bu sebeple de yukarıda sayılan yan tesirlerden dolayı bu ilaçları kullananlar ciddi zararlara uğramaktadırlar.

İnsanoğlunun sıkıntılarını, zaaflarını, dertlerini unutmak maksadı ile ilaca sarıldıkları ve bunun sonucunda ise dozajı gittikçe artan yeni bunalım ve sıkıntılara düştükleri aşikârdır. Müstesna bir varlık olan İnsan muhakkak ki böyle hallerin herbirisine de muhatap olarak yaratılmıştır. Ancak her derdin devasını da beraberinde yaratan Rabbimiz, insanoğluna uyuşturucu, unutturucu ve kısa bir süre dahi olsa sıkıntılarını giderici ilaçlara sarılmak yerine fıtrî yapısına uygun reçeteler de lütfetmiş ve bunları kullanmanın yollarını ve neticelerini bahsetmiştir. Sinirlenen bir mü'mine abdest alması tavsiye edilirken, kimbilir ne tür fiziki ve ruhi teskin edicilerin devreye gireceği müjdelenmektedir. En geniş manası ile düşünüldüğünde kardeşlik, kanaat, tevekkül ve sabır gibi iksirlerin müptelası olan insan, uyuşturuculara sevk eden bütün dert, sıkıntı ve belalara karşı gerçekten daha sağlam bir zırha sahip değil midir?