Mart 1991 · s. 64 · 3 dakikalık okuma
Kış Mersiye ve Kasideleri

Bu gece bitmek bilmedi.. Kulaklarda çınlayan, dışarda esen fırtınalarmıydı, yoksa dört bir yandan gelen çığlıklar mıydı? Evet, evet, duyulan, Nil'in feryadı, Tuna'nın hıçırıklarıydı. Sizi üşüten rüzgârlar, fırtına ve boralar, şu dışta esenler değildi; yanık bağrınızda vızlayan ve içinizi donduran fırtınalar, Buhara'dan geliyordu; Semerkand'dan geliyordu; Rumeli'den, Gence'den, Bağdat'tan, Hama'dan, Kudüs'ten geliyordu. Buz tutmuştu her yan; donmuştu yollar, dört bir bucak. Yoksa, bütün bunlar benim donmuş ruhumun, kurumuş gözlerimin kalıp kalıp dışa vurmuş şekîl miydi? Evet, öyleydi.. Bu donun, bu buzların üzerinde kayan da, kayıp kayıp kayıplara karışan da, benim düşüncemdi, inancımdı; yele verdiğim, kaybettiğim hıncımdı...
Bitmemişti bu gece ve üşütüyordu sizi.. Üşütüyor, iliklerinize kadar donduruyordu. Karlar üstünüze yağıyor ve zannımca rengini de saçlarınızdan alıyordu. Derinden derine duyulan iniltiler, yanmaz ocakların, tütmez bacaların iniltileri miydi; yoksa Niğbolu'nun, Varna'nın, Kosova'nın gece boyu sürüp gelen âh u enini miydi; belki de her ikisiydi; ama eminim ki, dışarda esen rüzgarların değildi..
Çok sürdü bu gece, üstelik kış gecesi, şeb-i yeldâ... Benim dünyam güneşini küsuf ettireli beri, bir ay da doğmadı bu gecede... Yıldızlar göz kırpmadı. Bu gece, uzunluğu ve bir de dondurucu soğuğuyla bükülmüş belinizi büktükçe büktü; kırık kalbinizi burdukça burdu ve bağrınızı üşüttükçe üşüttü..
Bu soğuk ve uzun gecede yandıkça yandınız; kavruldukça kavruldunuz; gecenin soğuğuyla yandınız ve kavruldunuz. Saatler birbirine eklendikçe, “Dostlar düşmanlara karışıp gittikçe”, “mazinin” yanaklarındaki terler yüzünüzde aktı; ayağındaki demir bukağılar ayaklarınıza vuruldu ve acıklı şarkılar dudaklarınızda bestelendi” Ve siz, gecenin bitmesini, soğuğun dinmesini, şafağın sökmesini, çil horozun ötmesini bekleyerek inleyip durdunuz.
Benim atmosferimde oluşuyor ve sizin üstünüzde esiyordu bu soğuk rüzgârlar.. Benim güneş bilmez ufkumda oluşuyor ve sizin masmavi ufkunuzu karartıyordu bu kesif karanlıklar.. Benim soğuk semamda teşekkül ediyor ve sizin üstünüze yağıyordu bu karlar.. Ve, siz yaşıyordunuz bu kışı ve geceyi !..
Benim sıla zannıyla yaşadığım, sizin gurbetinizdi. Bundandı ki, ben güldükçe siz ağladınız; benim ağlanacak halime güldüğüme ağladınız. Benim cennet zannettiğim, size cehennem oldu; ben, bu cehennemin zemheririnde sizi kavurdum.. Ben, yaşadığım hayata destan kestikçe, siz iki büklüm olup inlediniz, “ah, ölüm” dediniz. Ben, geceye gündüz, karanlığa ışık, kışa bahar derken, siz gerçek ışık gerçek gündüz ve gerçek bahar adına bana “gel, gel” ettiniz..
Evet, sizin kaderiniz ağlamak, benim gülmem için ağlamak... Siz ağladıkça çeşme-i çeşminizden dökülen sular, benim yamaçlarıma akacak ve benim çorak gönlümü sulayacak. Siz ağladıkça, Nil akacak, Tuna akacak, Fırat akacak.
Sizin kaderiniz ağlamak, benim gülmem için ağlamak.. Siz ağladıkça, dağlarımdaki karlar eriyecek: sizin gözleriniz 'ceyhun' oldukça, benim dağlarımdan 'Ceyhun'lar akacak ve her bir yanı sulayacak.
Sizin kaderiniz ağlamak, benim gülmem için ağlamak. Siz ağladıkça gözyaşlarının damlalarında parlayan güneşler, benim buz tutmuş ruhumu eritecek ve bu şeb-i yeldâda teşekkül etmiş bütün buzlar dört bir yanda eriyecek.
Sizin kaderiniz, benim gülmem için ağlamak. Siz ağladıkça, siz bu uzun gecede inledikçe, bu iniltiler, kutlu tohumlar halinde benim gönül toprağıma düşecek.. Siz inledikçe, bu iniltiler, Buhara'da, Semerkand'da, Gence'de, Rumeli'de kutlu tohumlar halinde toprağa düşecek.
Siz ağladıkça, gözlerinde parlayan güneşin benim ufukumu aydınlatacak ve karanlıklar semâlarımızdan sıyrılıp gidecek..
Siz ağladıkça, gözlerinde güneşler ışıdıkça, iniltilerin gönül toprağıma ve dört bir yana ekilen tohumlar çimlenecek, ruşeym verecek ve gönlüm gibi, her bir bucak gülzâra, çemenzâra dönecek.
O zaman ben, güllerle güler, meltemlerle üfül üfül eser, bülbüllerle şarkılar söyler ve yağmurlarla yağarken, siz dudaklarınızda tatlı bir tebessüm...
Ben, kucak kucak lâleler, güller, menekşe ve zambaklarla size koşarken, siz, gözlerinizde mevce mevce ışık...
Geceler, karanlığında gündüzleri, kışlar, soğuğunda baharı saklarken, her şeye rağmen yine de içinizde zaman zaman beliren sıcak havalar bundan mıdır derim? Bir yandan, eski baharların hasretiyle, güneşli günleri yâda getirirken, beri yandan ruhumdaki esintilerin sebebi bu mudur derim! Zaman zaman da olsa yüzünde beliren, gözlerinde nümâyân olan iç açıcı ve gönül okşayıcı tomurcuklar ve mevcelenmeler, hep bundan gibi geliyor bana.. Öyleyse, gelecek bahar hatırına, şu şeb-i yeldâda, şu uzun kış gecesinde size ettiklerimizi affedeniz