Sızıntı Arşivi

Ocak 2002 · s. 590 · 4 dakikalık okuma

Huzur Kendi Yuvalarında, Çocukların Yanında...

Safvet Senih · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE


1994’de New Jersey’in Paterson mahallesinin park sokağında oturuyorduk. Sokağımızda iki yaşlı Amerikalı kadın kalıyordu. Bunların çocukları ve aileleri vardı, ama hiç ziyaretlerine gelen yoktu. Artık bunadıkları için komşularımız elden geldikçe onlara yardımcı olmaya çalışıyordu. Bilhassa Türkler... Bir akşam karanlığında baktık ki, bir Türk komşumuz bir yandan onları ikna etmek için uğraşıyor, bir yandan da evlerine götürmeye çalışıyordu. “Mesele nedir?” diye sorduk. Dedi ki, "yaşlılardan birisi, öbürüne 'Gel artık ben seni evine götüreyim’ diye tutmuş kolundan götürüyor. Yolda rastladım. Ortada kalmışlar. Kendi evinin yolunu da unutmuşlar. Senelerdir bir arada yaşıyorlar. Ben ikisini de eve getirmek istiyorum. Birisi illa ki, ‘Bunu kendi evine götürelim’ diye tutturdu. ‘Peki nerede evi?’ diye soruyorum. Öyle bir şey olmadığı için, bir adres de söyleyemiyor. Perişan olacaklar diye ikna edip getirmeye çalışıyorum.”

Bu zavallıların ev içindeki durumları da içler parçalayıcı idi.

Yapayalnız ölüp gidenlerin haddi hesabı yok. Marketlerde gördükleri çocukları okşayabilmek için annelerinden izin istirham eden, içlerindeki torun sevgisini, doya doya okşayarak tatmin edemeyenler de öyle...

Huzurevlerine terk edilenler daha mı şanslı? Geçtiğimiz senelerde Radikal gazetesinde; “Huzur Değil, Ölümevi” başlıklı bir haber çıkmıştı. Haberin spotunda “Kopenhag Plejebo Huzurevi’nde 1994’ten bu yana tam 22 kişi ilaçla öldürüldü. Cinayetlerin 12’sinin Plejebo’da çalışan bir hemşire tarafından işlendiği kesinleşti.” yazılıydı. H. Cengiz Kahraman’ın yazdığı haberde şöyle deniyordu:

“Yaşları 65 ile 97 arasında değişen 22 yaşlıyı öldürmekle ve 629 bin kron parayı çalmakla suçlanan hemşire gözaltına alındı. Huzurevinde yaşayan yaşlılara ait toplam 629 bin kronun zaman içinde yavaş yavaş ortadan kaybolduğunun ihbar edilmesi üzerine harekete geçen Kopenhag polisi, soruşturma sırasında ‘aktif ölüm yardımı’ adında başka bir ihbar gelmesi üzerine, 1994’ün Ağustos ayından bugüne kadar yaşlıların ölümleri hakkında araştırma başlattı. Yapılan incelemelerde kaybolan paraların ölen yaşlılara ait olduğu ve katil zanlısı kadın personelin ölen yaşlıların kredi kartlarını kullandığı ortaya çıktı. Polis, hemşirenin 15’i kadın 7’si erkek olan 22 yaşlıya ‘Katagon’ adlı haptan aşırı miktarda vererek öldürdüğünü tespit etti.”

28 Ekim 2001 tarihli Milliyet gazetesinin "Türk Kadınına Londra’da Zulüm" başlıklı haberinde şöyle deniliyor: “İngiltere’nin en pahalı bakımevlerinden birinde yaşayan bir Türk kadınının başına gelenler ülkeyi ayağa kaldırdı. Bundan 1,5 yıl önce ağır felç geçiren Nurhan Alp (78), Richmond bölgesinin en lüks bakımevlerinden Lynde House’a yerleştirildi. Ve yaşlı kadın için kabus başladı. Zavallı kadın, günlerce kendi dışkısı içinde bırakıldı. Yatağından vahşice kaldırılırken kolu kırıldı. Ağrısı üzerine görevliler ‘iyi rol yapıyorsun’ diye alay etti ve kolunun röntgeni bile, o ağrıya rağmen üç hafta sonra çekildi. Sonunda bu zulme dayanamayan Nurhan Alp ve iki kadın şikayetçi oldular. Bunun üzerine haftalığı 650 Sterlin (yaklaşık 1,5 milyar lira) olan bakımevinden yaka paça atıldılar.”

Yaşlılarımızın yeri gönülden sevgilerin, sıcak alakaların yaşandığı kendi öz yuvamızdır. Burada örnek yine biziz. Batı dünyasının bu husustaki durumu çok kötü. 31 Temmuz 2001 tarihli Türkiye gazetesinin “Anne–Babaya Dayak!” başlıklı haberinde şöyle deniliyordu: “Almanya’da çocuklarının yanında ömrünü tamamlamaya çalışan yaşlılara, bizzat kendi çocukları tarafından, sanıldığından daha sık şiddet uygulandığı bildirildi. Uygulanan şiddetin, ‘bakımını bilerek ihmal etme’, ‘maddi açıdan sömürme amaçlı ruhsal baskı’, ‘hürriyetini kısıtlama’ ve ‘dayak’ şeklinde gerçekleştiği tespit edildi. Federal Aile Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, yılda yüzde 6’dan fazlası 60–70 yaş arası olan yaklaşık 600 bin yaşlı kendi evlatlarından eziyet görüyor. Bu yaşlılardan 340 bini ise fiziksel şiddete maruz kalıyor. Federal Aile Bakanı Christine Bergmann yaptığı açıklamada, yaşlılara aile içinde uygulanan şiddetin sebebinin, anne babasına bakanların fazla maddi karşılık beklemeleri olduğunu bildirdi. Aile içinde yaşlılara uygulanan şiddetin önüne geçmek amacıyla Hannover’de üç yıldan beri bir model proje uygulandığını hatırlatan Bergmann, proje kapsamında yapılan danışma seanslarıyla aile içindeki sorunların hafifletilmeye çalışıldığını söyledi. BPD’li Bakan, şimdiye kadar 400 ailenin danıştığı, kriz telefonu ile 360 başvuruya cevap verildiğini kaydetti.”

İnsanlığın bu derin derdine çare olarak İslami kültürle yoğrulmuş olan Anadolu insanı, dünyanın her yerinde yerini almalı; temiz, nezih ve örnek anlayışı ile her zaman kendini ifade edebilmelidir. Evet bizim Avrupa ve Amerika’dan teknik ve teknoloji adına alacağımız çok şey vardır. Ancak gerçek insanlık olan İslamiyet’ten beslenen köklerimiz, özümüz itibariyle aile bağı, anne–babaya hürmet ve saygı gibi güzelliklerimiz yönünden artılarımız daha fazla; bunlara muhtaç ve aç olanlara vereceğimiz pek çok değer vardır. Evet o güller ve sümbüller, sadece bizim bahçemizde bulunur.

“Anne ve babadan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın “of!” bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: ‘Ey Rabbim, nasıl onlar, beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öyle merhamet buyur.’ Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki, O, Kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır.” (İsra suresi, 23–25)

Yirmibirinci Mektup’ta bu ayetlerle ilgili olarak şöyle deniliyor: “Şu ayetlere dikkat et, bak, nasıl, beş tabaka ayrı ayrı surette, ihtiyar anne–babaya şefkati celbediyor! Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en ali hukuk dahi, onların şefkatlerine mukabil hürmet, haklarıdır. Çünkü onlar hayatlarını, kemal–i lezzetle evlatlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukuta uğramamış ve canavara inkilap etmemiş herbir evlat, o muhterem, sadık, fedakar dostlara halisane hürmet, samimane hizmet, rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnut etmelidir. (Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir). İşte o mübarek ihtiyarların varlıklarını ağır görüp, ölümlerini arzu etmek ne kadar alçaklıktır. Bil, ayıl. Evet, hayatını senin hayatına feda edenin hayatının yok olmasını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla.”

İslamiyetin bu güzel prensipleri, Müslümanlar, bilhassa Anadolu insanı üzerinde kudsi kuvvetini hala sürdürmektedir. Evet kültürümüzü özüne nakşetmiş nesillerimiz, mukaddesatımızın ifade ettiği gibi aslan payının bizzat anne–babaya ve diğer büyüklere nasıl verileceğini dünyaya gösterip, en ulvi temsil ve rehberliği ifade edeceklerdir, inşaallah...