Ağustos 1996 · s. 330 · 4 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku
Sana
Geliyorum
Ellerimde aşkın kutlu ışığı
bir şafak alacasında ,çıktım yola
firaka isyanla
gecelerin koynunda
vuslata çarpan yüreğimle
sana geliyorum.
Vakt-i leyalde haykırdı
hayallerimin Bediüzzaman’ı
ve katre
büyüdü ,çağlayan oldu
kardelenler açtı nevbaharda
titre ellerimde bir demet çiçek
sana geliyorum.
Damarlarına kan yürüdü
“koca gövdeli mağrur,çınarın”,
Sen ve ben
İkiz çocuğuyuz vakt-i ikindinin
semanın umutlarını saran
ebem kuşağından geçerek
sana geliyorum.
Asırlık buzlar çözüldü
nesim-i nevbaharlar esti ülkemde
doru atlarla çıkmıştım bir sabah yola
bekle!
Çelik kartallar sırtında
Sana geliyorum
Filizlendim zulmün tarlasında
Karları yara yara
Mevsimler adım adım
Yürürken bahara
Derilmemiş güllerle
Sana geliyorum
Sarp dağlara gömdüm hüznü
Geçiyorum”MEMNU”yazılı
Kapılardan
Ruhumda Mesihimsi nefesler
Dilimde Davudi nağmeler
Revaha kokulu şiirlerle
Sana geliyorum
Sana geliyorum
A. Osman Dönmez / Manisa
Bu içten dualar kadar samimi ve mesaj yüklü şiiriniz bizi çok duygulandırdı. Şiirinizde, şiiri şiir yapan sesi yakalamış olmanız, semantik ve estetik dengeyi başarıyla kurabilmeniz sevindirici. Yeni şiirlerinizi bekliyor, Sızıntı’dan kucak dolusu selam ve sevgiler sunuyoruz. SONSUZLUK EZGİSİ
Kan ter içinde kaldı beynim
Zifiri karanlıkta boyadım her girintisini
Sonra yıldızlar kondurdum üzerine
Gündüzleri sönen geceleri yanan yıldızlar...
Sonsuzluk ülkesinin girdabındayım
Bilinmez sorular
Açılmaz kapılar ardına sesleniyorum.
Sesimi duyan yok anlaşılan.
Ne sorulara cevap veren
Ne de kapıları aralayan
Tutkuların kedere dönüştüğü
Bize kurtuluş özlemi çektiren bir dünya
Dışımızda, içimizde
Günde beş defa sonsuza uçan ruh halleri
Döner bir bir eski dünyaya
Bir türlü duyulmaz sonsuzluk ezgisi içimizden
Ama ya minaredeki gür seda
Bu değil midir bizi götürüp getiren ufuklara?
İçimde sonsuzluk ezgisi duyulmak isterken
Ve damarlarımda son demlerini yaşarken
Bir ezan sesi bastırır yüreğimin derinliklerine
Ham ruhumdaki çırpınışlar durur
Çünkü, bilir ezanın olgun ruhların
ezgisi olduğunu
Utancından gömülür gider
Küçük kalp atışları olur, sürer...
Sevinç Alkan/İstanbul
Her iki şiiriniz de umut yüklü. Sizin gelecek adına güzel ve verimli bir şaire olacağınızın delili... Her mısra, her beyit ayrı güzellikte. Fakat en çok beğendiğimiz bölüm şu; “Sonsuzluk ülkesinin girdabındayım
Bilinmez sorular
Aşılmaz kapılar ardından sesleniyorum.
Sesimi duyan yok anlaşılan
Ne sorulara cevap veren Ne de kapıları aralayan”
Vurucu ve değişik bir söyleyiş. Sizden daha güzide ümit yüklü şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
VATANIM BAŞKURDİSTAN
Tek istediğim, senin için, son kanımı dökmektir.
Ölürken ise diz çöküp, toprağı öpmektir...
...Siz ilkbaharın geldiğini hiç gördünüz mü? Kar, eriyip, binlerce dere olup akar. 0 derelerin sesi, ferdin gönlüne bir müzik gibi hoş gelir. Ağaçlar, birkaç hafta sonra yemyeşil yapraklara dönecek olan tomurcukları doğurur. Güneşin ısıtması artık farklı. 0, sanki gülüyormuş gibi nurlarını saçar, bize maddi sıcaklık ile başka bir mevsimde göremeyeceğimiz mutluluk, gönül sıcaklığı verir.
Bütün bunlar olurken dağın eteğinde küçücük, şahane bir çiçek çıkar. 0, birkaç ay evvel toprağın bağrına düşen kupkuru bir tohum iken, şimdi, beyazlara bürünmüş taze gelin gibi kendini ta bi atın kollarına atacak olan bir kardelendir.
Yukarıda gösterdiğim bu basit örneği devletler planında ele alalım. Yetmiş yıldır uyuyan aziz ülkem artık uyandı. Garip devletim, sanki o kadar uzun bir kış geçirdi. Yetmiş yıldır Rusya ile beraber ümit ve inkisarların arasında yaşadı. Yer yer ümitle neşelenip coştu ve zaman zaman ümitsizlikle buhranlara düşüp iki büklüm oldu. Fakat hiçbir şeyi engel kabul etmeyip inandığı ve güvendiği komünizme doğru hareket etmenin peşindeydi. Komünizm dedikleri; çocuklara bedava dondurma verecekti, çocuklar da buna inanırlardı. Büyükler ise bu karmaşık hayallere inanmak zorundaydılar; çünkü cüzdanlarının içindekiler ancak ekmek ve çorbaya yetecek kadardı. Komünizme götüren yoldan giderken, devletim bütün maddi ve manevi zenginliklerini “ağabeyimize”, Rusya’ya teslim ederdi. Günümüze kadar mevcudiyetimizi kemiren, varlığımızı temelinden sarsan, sık sık bize korkulu anlar yaşatan milletçe perişaniyetimizin gerçek sebeplerinin arkasındaki ana meseleler,kat’iyen bilinememiş, üzerine gidilememiş ve halledilememişti.
Fakat artık bu eski mikrop yuvaları dezenfekte edilip temizlenmeye başlandı. Asırlar evvel Rusya’yı ve diğer hanlıkları titreten şanlı kahraman yiğitleriyle övünen milletime, geçmişten kopup gelen yiğit naraları, nal sesleri ve at kişnemeleri bir inşirah ve teselli kaynağı oldu.
Devletim, kardelenin toprağı delip ve diğer engelleri ortadan kaldırıp çıktığı gibi, komünizmin kanlı pençeleri arasında güneşin altın ışıklarına ulaşmağa çalışıyor. Bir gün mutlaka bütün engelleri aşıp ulaşacaktır. Bu da altın gibi bir neslin yetişmesiyle mümkündür. Şu ana kadar yetişmiş ve kendini hayata iyice hazırlamış kimseler, daha yetişmekte olanlarla beraber bu altın nesli oluşturmalıdırlar. Ben de 0 nesilden bir fert olursam ne mutlu bana... Bir
kurşun ol da düşmanın kalbini del deseler kurşun olup silaha girerdim, altın bir söz ol da milletin kulaklarını yakıp doğru yola koy deseler dillere yatardım, nurlu bir bakış ol da görenler titreye titreye bizim safımıza gelsinler deseler gözlerde yaşardım...
Kardeleni biri görürse kesip evine götürür diriliş sembolü diye vazoya koyar, böylece
çiçeğin bütün ümitlerini yok eder. Bizler de diriliş sembolü olan kardelenler gibiyiz ama, bizleri kesmesinler, kurutup öldürmesinler, ümitlerimizi söndürmesinler...
Alik Subhangulov/Başkurdistan
Tavsiyeleriniz ve yakarışlarınız çok yerinde... Bir kardelen misali kış gününde uyanmış devletler, gelecek bahardan renk ve koku taşımaları yönüyle çok önemli vazifeler yüklenmiştir. “Biz kışta geldik sizler cennetasa bir baharda geleceksiniz” sözlerindeki sır gizlidir onların özlerinde ,sözlerinde ve yaşlı gözlerinde...
Yazınızda en vurucu paragraf, dilde kelime, gözde yaş ve bir namluda kurşun olmak dileğinin yansıtıldığı cümleler...
Sizden ilk iki arzuyu sıkı tutup üçüncü dileği en son planda kullanmanızı tavsiye ediyorum. Bu sözlerim paragraftaki sıralamaya göre paradoks oluşturdu... Sizden daha güzide, his ve düşünce izdivacıyla kaleme alınmış güçlü yazılar bekliyor ve kardelen çiçeklerine kucak dolusu selam sunuyoruz...
