Ağustos 1996 · s. 333 · 3 dakikalık okuma
Sizlerle Yüzyüze
Sevgili Sızıntı Dostları,
İnancımı kaybetme safhalarındaydım. Şu koca dünyada çözülmez soruların içinde yapayalnız kalıvermiştim sanki. Her zaman ruhunda bir ışık olan, hiç pes etmeyen ben, artık pes etmeye başlamıştım şu topraktan dünyaya. İnancımı kaybetmeme çabalarımın içersinde bir arkadaşım elime tutuşturuverdi Sızıntı’yı. Sanki dergiyi hazırlayan sizler ,okuyucular beni yalnız bırakmadınız. Bu dergi ile evime, iş yerime, sorularımın içine girdiniz. Düşüncelerimi pekiştirdim. Ruhundaki ışığım yandı. Demek ki, unutmayanlar varmış’ dedim dünyanın maneviyatını. İnanç ve ilim çizgisinde insanlar varmış dedim.
Ne kadar çok isterdim gençle dolu şu Türkiyemizin bu güzelliğin farkına varmasını.
Tüm kardeşlere sesleniyorum:
Birbirimize duyuralım, körelmiş yüreklere yardım gönderelim Sızıntı kardeşle. Ta yürekten bağlanalım birbirimize, bu maneviyatın yıkılmasına izin vermeyecek gençler bizleriz. Birbirimizi tanımasak da, unutmayın uzaklarda sizler gibi düşünen insanlar var.
Dergimizin nice şanslıları olması dileğiyle. Hepinize inanç dolu sevgiler gönderiyorum.
Sultan cin/İzmir
![]()
Muhterem ve Saygıdeğer Sızıntı dergisi yetkililerine,
İnsan kelimeler içinde rahat gelip giderse, hislerini duygularını onunla rahatça paylaşırsa kelimelerle olan diyaloğumuz tamamlanmış demektir. Bunu zamanla çok düşünmüştüm, bu denge nasıl sağlanacak, bizler kelimelere kuru kuru bakmaktan, onlarla samimi olamamadan yakınıyorduk ve Allah nasip ediyor, bizi yüceltecek elimize fırsatlar veriyor. İşte bu fırsat bana Sızıntı gibi muhteşem bir eserle geldi. 0 hayatımda düşünce kapılarımı açan büyük bir nur ve yol gösterici oldu. Sızıntıyı her gördüğüme anlatıyor, bu altın Fırsatı değerlendirmelerini ısrarla istiyorum. Muhterem Sızıntı dergisini, hazırlayanlara sonsuz teşekkürlerimi sunar, başarılarının devamını ısrarla temenni ederim.
Abdurrahman Kuleli/Konya
![]()
Allah’ın selamı üzerine olsun Sızıntı’m.
Seni elime ilk defa bundan on yıl önce almıştım. İlkokul çağlarımdı. Ağabeyim elindeki kapağı çok ilginç görünen bir dergiyi masaya bırakırken ‘güzelmiş’ diyordu, kendi kendine. “Güzelse bir de ben göz atmalıyım” diye düşünerek elime aldığım Sızıntı’nın o çok ilginç olan kapak resmine uzun uzun bakmama rağmen ne demek istenildiğini anlayamadan iç sayfalarına geçmiştim. Konular hayat bilgisi dersi gibi anlaşılır değildi ama o üzeri yazılı resimler/18 çok hoşuma gitmişti. Hem de öylesine ki, ne pahasına olursa olsun mutlaka onları kesip hatıra defterime yapıştırmalıydım. Mesele bu fikrimi ağabeyime kabul ettirmekteydi, Ona sormadan olmazdı; çünkü içinde yazan şeyler onun ders kitaplarındakiler gibiydi. Belki de bu da resimli bir ders kitabıdır diye düşünmüştüm.
Evet,ders kitabı olmadığını söylemesine rağmen ağabeyimin resimler/18i kesmem konusunda neden o kadar zorluk çıkardığını şimdi daha iyi anlıyorum. 0 günü bir de ortaokul döneminde resimler/18i hatıra defterinden çıkartıp özel defterime yapıştırırken hatırlamıştım, Bir taraftan da “ben o zaman bu yazıları gerçekten anlamış mıydım acaba?” diye düşünmüştüm. Aklıma gelir miydi ki, lisede o defterden de çıkarıp çok özel dosyama aktarırken “Sizi hiçbir zaman şu andaki kadar iyi anlayamamışım diyeceğim, Ve o sıralar bir bayide gördüm Sızıntı’yı. Kapak resminden hemen anlamıştım bunun o dergi olduğunu. Alıp her sayfasının özenle okurken bir çocukluk arkadaşıma kavuşmuş gibi sevinçliydim. Vakit kaybetmeden abone oldum. Artık kesmek ne demek gözüm gibi bakıyordum her sayıya. Kısa bir süre önce aldığım bütün ciltlerle de şu anda eski bir dostla hasret gidermişçesineyim.
Liseyi bitirdim. Ama o çok özel dosyam ve ilk sayfalarına yerleşmiş köşeleri yırtık üzeri yazılı resimler/18im hala duruyor, Ayrıca o sayıyı ciltlerde bulup kana kana okudum o güne inat, Ve şimdi her şeyi çok iyi anlıyorum.
Ve inanıyorum bir gün herkes anlayacak.
Yolun açık olun Sızıntı’m,
Sariye Ünal-Zürich/İsviçre