Sızıntı Arşivi

Haziran 1996 · s. 234 · 5 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

NEREYE BAKSAM

Zifiri karanlık ve lambadan dökülen ışık hüzmeleri

Elimde kalem, mısralarımda kokan davamın kan lekeleri,

Sanki kalbime yazılmış idealimden saçılan altın kelimeler

Hangi yöne baksam gözlerim yaşlı seyrederim fatihleri.

Yerde hasır, dışarda canavarların soluyan nefesi,

Diğer yanda çığlıkların gölgesinde hüzünlü Kur’an sesi,

Yine bilmedi, bilemedi gönlüm dua dua yalvarmasını,

Ama ümidim var bir gün bu illerede uğrayacak nur kafilesi.

Süheyla Atınkaya /Uşak

Bazı değişikliklerle köşemize aldık şiirinizi. Ama değişmeyen bir şey var. 0 da sizin gür ve coşkun hisleriniz, heyecanlarınız... Yüreğinizde çağlayan duygular, ilhamlar, hasretini duyduğunuz Fatihlerin, nur kafilesinin muştusudur, müjdesidir.

Bir köy evinde, loş bir lamba ışığında nice ideal nakışlar, nur ibrişimleriyle gönüllerde örülmüştür. Sizin de böyle bir hasreti yaşadığınız mısralarınızdan yükselen hüzünlü besteden belli. Son mısranızdaki ümit rotası doğrultusunda yaşayıp, yaşadıklarınızı düz yazı ve şiir halinde bizlere göndermenizi tavsiye ediyoruz.

Sevgi ve selamlar.

YA NEBİ

Senelerdir kendimi yerdim, derdim bir görsem yeter

Ne sümbülü, tebessümü gülşenim olur.

O fem-i güherinden bir söz alsam yeter

Ne orası, ne burası, taht-ı, kademi kararım olur.

Hasretindir derdim, bir an semtinde kalsam yeter

Ne tasası, havası dermanım olur.

Bir nebze teninin kokusunu duysam yeter

Ne reyhanı, teri misk-i amberim olur.

Bir an aşk havuzuna dalsam yeter

Ne pası, cilası katmerim olur.

Zıll-i tahtında bir nebze türab olsam yeter

Ne sarayı, zindanı rahmetim olur.

Osman Erol/Kayseri

Değişik bir na’t tarzı. İşte bir farklı söyleyiş. Konu çok kez alınmış. Fakat burada farklı bir üslupla işlenmiş. İşte klasiği orijinal ile mezcedip yoğurduktan sonra ortaya çıkması düşünülen örnek bir şiir... Sizden bu kudsi duygularınızı daha değişik şekil, imge ve tamlamalarla ele ahınmış şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

ŞART

Biri bağırdı yollara meydanlara,

Yüreğini serdi kuru yerlere,

Bedenini sundu aç canavarlara,

Bıraktı kendini dava ırmağına,

Ya bu nizam olacak,

Ya çökecek gök yere,

Bu bana ateşlenen namlu,

Bu bela olan parazit,

Bu katliamın fermanı,

Bu doğan küfür günü,

Ya ellerimde can verecek

Ya seçecek kara geceyi.

Serdal Tunç

Şiiriniz iki bölümden oluşmuş. İlk dörtlük ve beyit gerilim kazanma safhasını, ikinci bölüm ise bu potansiyeli kullanma devresini gözler önüne seriyor. Gerilmiş bir saz teli gibi ses vermiş şiiriniz. Sanki maverai bir sonsuzluk teli gibi yürekte gerilen. “Yüreğini yere sermek, dava ırmağı, göğün yere çökmesi” sık sık kullanılan imajlar. Ama sizin şiirinize tatlı bir renk katmış. Sizden yeni, ele alınmamış deyim, tamlama ve imgelerle işlenmiş daha günde şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

DAVA ADAMI

Dava adamı... Her haliyle bellidir o... Yürüyüşüyle, oturuşuyla, bakışıyla ve her şeyiyle hem de besbellidir o....Gözleri ele verir dava adamını. Ruh göz penceresiyle bu alemi seyretmektedir ve ruhun akisleri göze tesir etmektedir. Bundandır ki, ruhu mualla olan dava adamının gözleri şahanedir. Şairin:

“Bir bakış bir bakışa çok şey hatırlatır.

Bir bakış bir bakışı senelerce ağlatır” demesindeki mana da bu olsa gerek.

Bir bakıma yalnızdır dava adamı... Gariptir o...Zira o davasının aşkıyla çılgınlara dönmüştür. Böyle bir atmosferi olmayanlar anlayamazlar onu... Uçurumdan düşerken bile “davam” diye çığlık atar. Evlenmeyi hayalinden bile geçirmemiştir. Kendisini unutup davasında fani olmuştur.

Hareketlerinde kendisini ferden temsil etmesinin ötesinde cemaatini temsille mükelleftir o... Bunun içindir ki hiçbir zaman onu abes işle iştigalde görmek mümkün değildir Her yönüyle liderdir dava adamı... Ara sıra gülse bile tebessümünün ardındaki gizli hüznü yakalamak zor değildir. Geceleri gündüzden aydındır onun... Rab’le irtibatı çok kavidir. Hıçkırıklarında bir neslin günahı gizlidir. Ve günahına ağlamayanlara ağlar, şöyle yalvarır Rahmeti Sonsuza: “Rabbim, şunların yaptıklarından dolayı onlar adına Senden özür dilerim. Şu hıçkırıklarımı onlar adına kabul buyur ve içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eyleme Allah’ım. Sevdir bana sevdiklerini, yerdir bana yerdiklerini. Allah’ım Sen içimi dışımdan daha hayırlı eyle. Ne yapayım dışımı da sen ıslah eyle. Beni insanların nazarında büyük, kendi nazarında küçük eyleme Allah’ım. Sen kimsesizlerin Rabbisin. Kalbi kırıkların Rabbisin... Benim kalbimde üç asırlık gafletimizin kırıklığı var. Allah’ım beni ve neslimi bağışla Allah’ım (Amin)” Ve daha saatlerce sürer dava adamının iniltileri. Hıçkırıktan bir beste tutturmuştur Rabbe karşı... Arz u semayı velveleye vermiştir çoktan. Melekler kendilerinden utanmaya başlamıştır. Biri dayanamaz sorar Rabbe: “Allah’ım bu kul durmadan Sana yalvaran Eyüp mü yoksa?” “Eyüplerimden bir Eyüp’tür o kulum.” Melekleri gıptaya sevk eden asrın Eyübüdür dava adamı... Kangren haline gelmiş bir neslin yaralarına bir ömür boyu ağlar durur hep... Ve bu haliyle de ona yetişmek mümkün değildir. Durmadan ağlasam bile, ağlamalarımız gülmesindeki ağlamaya ancak denk gelebilecektir. Bundandır ki ona “Gülen” denmiş ahiret hesabına..

Ve bizler... Gamsızlar, dertsizler, cenneti garanti (!) etmiş bizler. Var mı gülmeye hakkımız? Hangi amelimizle gülüyoruz? Layık mıyız şu kürsüde bayılana.. Yoksa kalplerimizin yumuşayacağı an daha gelmedi mi? Gelin hep beraber gülmem ize ağlayalım... Ve gözyaşlarımızdan nebean eden buharla rahmet bulutlarını harekete geçirelim Yağmur için...

M. Özbek Seyitzade/Ankara

Yağmur isimli bir kültür, edebiyat, sanat dergisinin çıkma arefesinde yazınızı bir güzide şarkı gibi okudum.Bir dava adamının nasıl olması gerektiğini anlatan yazınız içimize akan bir yağmur damlası oldu.Siz gençlerimize daha güçlü ve akademik seviyede yazılar yazmayı ve kültür, sanat ve edebiyatta ruha şifa, akla kut ve gıda, bedii zevklere bir ma-i tesnim suyu gibi can verecek güçlü eserler vücuda getirmeyi tavsiye ediyoruz. Zira kabiliyet okunu “himmet-i ali” ufkuna fırlatmak bugünkü gençliğin en birinci vazifesidir. Haydi dostum gir kütüphane lere, gir kitaplar arasına, oku ve tekrar be tekrar oku, araştır sonra bulutlaşan düşünce ve duygularını damla damla süz avuçlarımıza. Mutlaka bir mecra bulacaktır gayret ve çalışmalarınız. Sevgi ve selamlar..

BEBEĞİM

Karanlık temmuz akşamları

Yollarını ben bekledim

İndirdim hep yıldızları

Işığına nur ekledim.

Kurumuş dudaklarında

Nisan yağmuru kokladım

Yalnız kalmış bu sevdana

Doksan yıldır yar aradım

Ülkemin son vuslatında

Özlemimi gidermiştim

Yürüyordun at sırtında

Ben hep sana imrenmiştim.

Doğruldum cihana direk

Gün dediğin gün gelecek

Sevdam buket buket olup

Karanfili dost bilecek

Haydi tut ellerimi de

Gözlerinden bir öpeyim

Çekinmeden tüm mazimi

Sana emanet edeyim.

Ethem Vayvaylı /K. Maraş

Güzide bir özlemle bitmiş şiiriniz. Ne güzel.Kurumuş dudaklarda nisan yağmuru koklamak ne tatlı bir imaj. Hele hele “gün dediğin gün gelecek” mısraındaki aliterasyonlar bu güzelliği ikiye, üçe katlamış.Yalnız “direk” kelimesi şiire pek gitmemiş. Onun yerine “dilek” veya “yürek” gibi bir kelime kullanılabilirdi. Estetik şiirin en birinci silahıdır, bu sebepten

şiirlerinizdeki kelime seçimlerinizi düşüncenin yanında bedii zevkinize danışarak ortaya koyun. Sizden daha güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.