Sızıntı Arşivi

Ekim 1995 · s. 426 · 5 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

HAYAT HİKÂYESİ

Neden hep hüzünler hikâyeleşir; uzun uzun en ince ayrıntısına kadar? Bazen başkalarının dramında kendimizi iyi hissetmemizi sağlar. Bazen de dip­diri yakıcılığımla kalbi delen acı şerbetlerini sükûnetle sindirmemize yardımcı olurlar. Oysa baştan sona bir mutluluk hikâyesi ne güzel olurdu. Hayır, o da hikâye değil masal olabilirdi. Belki masal dahi olmazdı. Küçücük kalpler için bile masallarda acı, keder, hüzün, ayrılık hep vardır.

İşte beşerin kaçamadığı, yalnızca gaflet örtülerine bürünerek telafi etme­ye çalıştığı büyük imtihan gerçeği. Ayrılık, acı, keder, sabır taşını beğenmeyen sabır dağı olma borcu. Ne yaparsa yapsın hücrelerinin derinliklerindeki ezelî programla ebede yürüme mücadelesini terk etmeye niyetli görünmüyor, aciz beşeri. Bir de büyümenin bedelinin büyük belalara tahammül olduğunu tam manasıyla sindirebilseydik. Küçücük kederlerimizde dramatik kelime oyunlarıyla eğlendiğimiz için utanabilirdik, belki.

Ötelere bakamayan gözlerin gönlü çok dar bir hücreye sıkışıp kalmış gibi. Oraya bir kaç sıkıntı da eklenince dinleyin feryadı... Böyle ancak atomuyla, molekülüyle tam bir madde yığınından ibaret eşya olabilir, bu insanoğlu. Bu işin yok başka yolu; ya seçilmişler kervanına katılıp onların ödedikleri bedeli ödeyeceksiniz veya ben bildim, ben buldum, ben yaptım, ben ben derken çü­rümeden kurtulamayacaksınız. Kurtlarınız kısa bir süre içinde en geçerli ak­çeler olup dünyayı size getirse de, son nefeste işiniz biter bitmez ejderhalara dönüşüp ebede kadar sizi çiğneyip tükürecekler.

Pek çok insanın ağzından duyarız şu sözü -Benim hayatım roman olur, roman!- Yazarsam, benimki de olur doğrusu veya sizinki de. Yaşamın kaçı­nılmaz, çıkılmaz çizgisinde yürüyoruz, bir vakit sürünürken bir vakit süzülmek bizim işimiz, köstebeklerin değil. Çektikleri yavan sıkıntılarla rütbelendiklerini sanan bu insanlarda dehşet verici bir boşluk görürsünüz. Aklınız isyan eder, -Bunca yaşanandan sonra hâlâ mı?- dedirtir size. Onca debeleniş, onca düşüş kalkış bir kez olsun düşünmeye temel atmamış ve bir kez olsun anlamlı tek soru sordurmamışsa, sizin hayatınız çok istemenize rağmen roman olmaz. Ve siz amatör bir tiyatronun amatör bir figüranı olmaktan öteye gidemezsiniz. Dikkat edin, bunca amatörlük sizi sahnede oyuncu değil, dekorasyon mal­zemesi yapmış olmasın? Bu kadar sükût en çıldırtıcı feryadı gerektirmez mi?

Elbette bu gidişin sonu böyle bir feryat olmalıdır. Mutlaka olacaktır. Bazı büyükler “Zararın neresinden dönülse kârdır” demişler. Yolun sonuna gelme­den şu feryadı haykırırsak mutlaka gönlümüzde yankı bulacaktır. Yoksa ce­hennem duvarları acımasızca içine çeker haykırışlarımızı ve yankımız gene acı­larımız olur.

“-Sen ne dersen de, benim hayatım roman” diyebilirsiniz.

Ancak Ödüllü bir roman okumak istiyorsanız kendinizi, ‘Yaratan Rabbimin adıyla’ okuyunuz!

Semra Öznur Özkütük/Eskişehir

Yazınızda hiç ete alınmamış bir konuyu işlemişsiniz. Yorumunuz gayet güzel. Anlaşılır bir dil ve duru bir söyleyişiniz var. Nükteli söyleyişleriniz serbest tarzınıza bir renk katmış. Sizden misallerle kuvvetlendirilmiş daha güçlü yazılar bekliyoruz.

HAZİN BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ

Gece olup karanlık çöktüğü zaman

İçimde bir ürperme yalnızlık başlar

Soğuk bir yatağa düştüğüm zaman

Gözlerim kararır gerçeği arar.

Hep gündüzün Özlemini çekerken

Gece ümitlerim yaprak dökerken

Gizli bir el yaşlı gözlerimi silerken

Benliğim boşlukta o eli arar.

Gerçekle gurup vakti buluştuğunda

Geç olmuştur artık ömür

Her gece içimde bir konuk var

Korkuyla bütünleşir gerçeği ararım.

Derken zaman böyle bir hayli geçmiş

Ben gerçekten yoksun ölüm beni seçmiş

Yaşım halka halka olmuş ta yetmiş

Bulurum ben gerçeği çok geç bulurum

Zaman geçmiş ölüm gelmiş kaçar dururum.

Ercan Mert/Bolu

Şiirinizin ilk iki dörtlüğü son iki dörtlüğe nazaran daha güçlü. Fakat üzerinde biraz da­ha çalışmış olsaydınız, bütününde mükemmele ulaşabilirdiniz. Zaten sabırla yazmak, rötuşlamak yahut belli bir müddet zaman imbiğinde damıtmak alışkanlığımız olmadığı için mükemmel ile omuz omuza gelmeye yakın eser­lerimiz kontrolümüzden çıkıyor. Bu da bizim tam olgun eserler vermemizi engelliyor. Me­sela şiirinizde duygu ve düşünceler daha in­sicamlı dizilse, tekrarlara düşülmese ve kafiye yapısı üzerinde daha yoğun durulsaydı “first class’da yayınlanacak bir seviyeye yükselirdi.

Sizde bunu yapacak şiir gücü, hayal ufku var. Tenkit ettiğimiz hususlar için Çile kitabından ‘Çile’ ve Kırık Mızraptan ‘Işığa Gö­nül Verenler’ isimli şiirleri incelemenizi tavsiye ediyoruz. Selam ve sevgiler.

AĞLAMAK

Ağlamak mevlaya sunulan af dilekçesi

Yanık sinelerin gönül mızrabının sesi

Ve ilk Nebi’nin tek çaresi Ağlamak... Ağlamak... Ağlamak...

Ağlamak Nebiler Nebisi’nin kırık mızrabı

Günahlardan temizlenmek için ışık mehtabı

Geleceğin mimarlarının miraç mihrabı Ağlamak... Ağlamak... Ağlamak...

Ebubekir Ergün/Erzurum

Şiirinizde güzel bir düşünce örülmek is­tenmiş. Buna kısmen muvaffak olmuşsunuz. Dörtlüklerin sonundaki “ağlamak, ağlamak, ağlamak” nakaratı biraz monoton olmuş. Arka arkaya gelen üç tane aynı kelimeyi, araya “yine’: kelimesini koyarak bu tek dü­zelikten kurtulabilirdiniz. “Ağlamak, ağlamak yine ağlamak” gibi... Demek ki, şiir biraz üze­rinde çalışmak gerektiren bir unsur. Bir tek ke­lime için bazen saatlerce düşünme işi... Eğer çaplı bir şiir olmasını istiyorsak, zamanı aş­masını, gelecek nesillere ulaşmasını arzu edi­yorsak bu bir kelime için Yahya Kemal sabrıyla 10–20 seneyi bulabilir. Zaten hakiki şairler vaktinden evvel doğum yapma he­vesine kapılmayan olgun anneler gibidir. Onların eserleri de canlı, kanlı ve hayat soluyan ışık nesline benzer. Sizden ceht ve gayretinizi geniş bir zaman platformuna serip her mısraı bir kanaviçe sanatkârı gibi nakış nakış fakat sabırla işleyerek ortaya koyduğunuz şiirler bek­liyoruz.

GÜN BUGÜN

Gün bugündür

Tezi yok yarının

Geçmişim yarınlarla dolu

Belki de yarınlar bugünün sonu

Lâkin

Son değil bu bir başlangıç

Sonu sonsuza uzanan

Umudu yarınlarda kalan

Toprakla bütünleşmiş bedenim,

Dualara susayan bir ceset

Cesedim dile gelirse bir gün

O zaman anlarım

Muhasebesi neymiş her günün

Menzilim vuslat olup bir an

Ölümü düşünür ölümle ölürüm.

Yaşar Ciğer/Edirne

Serbest tarza güzel bir örnek olan şiiriniz bazı mısralarda muğlâklaşmış. Her ne kadar

“şiirin manası şairin karnındadır” sözü meşhur olsa da yine su gibi akan bir mana yine ona uygun bir havza boşalmalıdır. Bir ölüm tasviri çizilmiş şiirinizde. Fakat “Ölümü düşünür ölüm­le ölürüm.” Son mısraı zaten toprakla bü­tünleşmiş ve dua bekleyen bir insanın halini sona değil tekrar başa döndürüyor. Sizden, güzel duygularınızı şiir iradesinden gelen nakış ipleriyle dokumanızı, asla uygunsuz bir kelime ve mısraya yer vermeyip şiirinizi tam şiir man­tığına uygun örmenizi tavsiye ediyor, yeni gü­zide şiirlerinizi bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

BOSNALI KÜÇÜĞÜM

Kırmızıyı sordum ona

“Bilmem ki” dedi

Hiç güneş görmedin mi küçüğüm?

Kıpkırmızıdır batarken.

Maviyi sordum.

Baktı!

Bunu da mı bilemezsin küçüğüm?

Göğe kaldırmadın mı başım hiç?

Pembe, mutluluk; beyaz gelinlik, dedim

Baktı, hiç mutlu olmamıştı besbelli

Annen, dedim; hiç sarılmadı mı sana,

Öpmedi mi doyasıya?

Gözleri doldu.

Yoksa yoksa dün başucunda ağladığın

annen miydi küçüğüm?

Yeşili soracaktım bilmediğim anladım

Ne renk senin ağacın, toprağın dedim,

“Kara” dedi...

Gözleri gibi karaymış onun dünyası

Gecesi gündüz olmaz

Güneş doğmazmış oralarda

Gözlerin, yeşil olsun ister miydin küçüğüm?!

Bosna’da yer, gök, gece ve gündüz

Bahtlarıyla aynı renkteymiş

Dünyaya niye geldin küçüğüm?

“Kara”ya bu kadar mı hasrettin?

F. Onat/Bursa

Şiiriniz gayet güzel. Fakat göz yaşartıcı, yürek burkucu... Halk Edebiyatındaki şiirde soru tekniğini kullanmışsınız (dedim, dedi gibi). Bunu serbest tarza uygulayıp güzel bir üslûp yakalamışsınız. Daha iyi işlenmiş daha güzide ve akıcı şiirler bekliyoruz sizden.

Selam ve sevgiler.