Ekim 1995 · s. 429 · 2 dakikalık okuma
Sizlerle Yüzyüze

Sevgili Sızıntı.
Çoraklaşan vadilerde lütf-i İlâhi olarak zuhur ettin. Koca koca kayalar arasından yol bulup enginlere ulaştın. Dev kayalara inat coşarak okyanusların yolunu tuttun. Zuhur ettiğin günden beri geçtiğin yerler önce bir vahaya, sonra da irem bağlarına dönüştü. Yaptığın iş çok defa çağlayanları imrendirdi, ummanları seyirci kıldı. Amma senin ismin hiç değişmedi. Ha bugün değişecek, ha yarın derken, anladık ki, sen her günkü tevazu anlayışınla okyanuslara ulaşmaya kararlısın. Kuruyan vadileri, çölleşen ovalan, seraplaşan çölleri irem bağlarına çevirmeye; çatlayan dudakları, kuruyan yutakları, taşlaşan kalpleri yumuşatmaya; solmuş çiçeklere, yıkılmış ümitlere, can çekişen ruhlara ab-ı hayat olmaya ahdetmişsin. Yolun açık olsun Sızıntı.
Cemil Ozan/Fethiye
Sevgili Sızıntı!
Hazırlamış olduğunuz böyle muazzez bir yayından dolayı sizleri canı gönülden tebrik ediyoruz. Allah (cc) sizlerden daima ve ebeden razı olsun. Bizler Ardahan’da vatanî görevini yapan gençleriz. Sızıntı Dergisi’ni her ay büyük heyecanla bekliyoruz. Bir gün dahi bayiye geç kalması ve sorduğumuzda “yok, daha gelmedi” denmesi bizleri inkisar-ı hayale uğratıyor. Rahman ve Rahim Rabbimizden diliyoruz ki, bu dergiyi bütün gençliğimiz tanısın ve ulaşmamış gönüllere ulaştırsın.
Allah yar ve yardımcınız olsun. Hepiniz Allah’a emanet olun.
Ardahan’da vatanî görevini yapan okuyucularınız adına.
Hamza Çakıroğlu/Kars
Sevgili Sızıntı’m:
Sana yol vermek istemeyen dağlar arasındaki kaynaktan zuhur ettiğinde millet umutsuz, perişan, gözleri fersiz, dizleri dermansız kalmıştı. Umut ve ışık nedir çoktan unutmuş insanımıza, projektörlerini çevirip karanlığı yırttığında, artık son demini yaşayan insanımıza o kızgın ve susuz çöllerde âb-ı hayat verdin.
O aşılmaz, geçit vermez dağların arasında sızıntı ile başlayan bir kaynak zamanla Sızıntı’nın ‘Yaradan dileyince az çoklardan bol olur’ iltifatına mazhar olmuş ve bir çağlayana dönüşünü, hayret ve iştiyakla müşahede ediyorum, ediyoruz...
Ruhlarımız sonu gelmeyen, karanlık bir tünelde meçhule doğru yuvarlanmakta iken, sen bizi meçhulden, mecnuna kavuşturdun. Adın Sızıntı fakat büyük çağlayanların bile yapamayacağı, akamayacağı, aşamayacağı işler yaparak, gönlümüzün en sırlı derinliklerine sızdın ve bizi sonsuz âlemlere uçurdun.
Sen, yaralı gönüllerin, ızdıraplı sinelerin ümit kaynağı... Sen gönüllere damla damla mutluluk akıtıyorsun. Bu yüce ve ulvî davanızda Allah yar ve yardımcınız olsun.
Gençlik namına, insanlık adına teşekkürler... Teşekkürler...
Yetiştirdiğiniz ‘Altın Nesil’e selam...
Faruk Doğan/Erzincan
Değerli Sızıntı!
Sen ne güzelde sızdın taşlaşmış kalplerin minik çatlağından. Nasıl da pamuk yapıverdin o taştan kalpleri? Birçok doktorun hastasına verdiği reçetede adın vardı, sen birçok hastaya şifa oldun, ilaç oldun. Önceleri bir kütüktün derin küfrün sularında, sonra gemi oldun iman kıyılarına taşıdın nice küfürde boğulmakta olanları.
Ey yerin dibinde olanları dağın zirvesine çıkaran hastalıkların şifalı ilacı olan Sızıntı, Allah (cc) senden, senin yayımlanmanda emeği geçenlerden ve seni okuyanlardan razı olsun. İnşallah daha da muvaffak olur, daha çok imanların kurtulmasına vesile olursunuz. Âmin...
Fatih Hocaoğlu/lsparta