Şubat 1994 · s. 42 · 8 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Hazırlayan
Mehmet Erdoğan
SIZINTIYI OKUMAK VE OKUTMAK
Sızıntı, bir herc ü merç döneminde çıkmış kurtuluş dergisidir. Onun çıktığı dönemi hatırlayanlar bilir. Birbirini gözünü kırpmadan öldüren insanımızın kanlı deli gibi sağa-sola saldırdığı hengamda zuhur etmiş, insanlığa büyük bir manevî destek olmuştur o. Onların hafakanlarını, streslerini bir Hızır eli gibi meshedip dindirmiştir. Ümitsizlik karanlığına düşmüş bir millete basın, yayın hayatında yepyeni bir şafak olmuştur.
Sevgiyi yüceltmiş, kin ve öfkeyi yermiştir. Akıl ve kalb birlikteliğini, ön plâna alıp aklın nuru ile kalbin ziyasını bir noktada birleştirip, hakikati vicdanlarda tecelli ettirmek için alabildiğine gayret göstermiş ve hâlâ göstermektedir. Onun uğrunda köy köy kasaba kasaba dolaşılmaya değer. Zira o bir inanç ışığı, bir aşk ve sevda meş'alesidir. Hele baş ve orta sayfalar yakînden esintiler, Hak ile vuslatın nuranî izlerini taşır. Sızıntı'yı okumak ve okutmak gerek. Fakat okumadan okutulmaz ki! Okutmaya teşvik için önce ona "ne diyor?" diye kulak vermek gerek. Yoksa okumadan onun propagandasını yapmaya çalışmak havanda su döğmekten öte bir şey değildir.
Sen mürşide elver ki mürşidin irşadına mazhar olasın. Yoksa değer vermeyen ve basit görüp okumayan aslında ihanete adım adım yaklaşıyor demektir. Yazarlarımızın onun çıkması için nasıl canla başla çalıştıklarını biliyoruz. Onu almak ve kitaplıkta unutmak, hayat hengâmesinde en küçük ve basit şeylere gösterilen ilgi kadar bile ona değer vermemek ne büyük gaflettir.
Resul-ü Ekrem'in tebşiratına mazhar olmuş bir dergi, sevilmeye değer ve başkasına takdim edilmek için gayret gösterilmeye müheyyadır. Bazen vasıtalar gerektiği kadar önem verilmediği için kırılır. Fakat bununla beraber Hakk'ın hatırı da kırılmış olur. Bunun cezasını da çoluk-çocuk bütün millet çeker. Yani hiçbir zaman bu tembellik ve vurdumduymazlıkla şefkat tokadından kendini kurtaramaz insan.
Her devirde Hakk'a biat, bir vasıtayla olmuştur. Bugün de gözün, kulağın, duyguların aklın, kalbin biati Sızıntı'yı okumaktan geçer.
Onun ismi gibi kendisi de mütevazidir. Ene zakkumundan yayılan zehirli kokulardan bıkıp usanan insanımıza sunulmuş bir reyhandır o. Bir illiyyin yasemeni, bir ahsen-i takvim gülüdür.
O bir melek sesi, bir Hızır nefesidir. Onun ikliminde benlik ve enenin borazanı asla ötmez. Nefsin sis ve dumanı onun pak ve temiz iklimini kirletemez.
İfadeleri orijinaldir onun. Asla anlaşılmaz bir dergi diye bir kenara itilemez. Onun anlaşılması için biraz sancı duymak yeterlidir. Zira her sancı bir doğuma gebedir. İrfan deryasına yelken açan lügat ikliminde kürek çekmek, yahut bazı şifreli sözlerin dalgalarıyla gönül gemisinin iniş çıkışlarına katlanmasını bilmelidir: Zira bu deryanın kanununda "zorluklarla pençeleşmeden bu diyardan geçilmez" yazılıdır.
Demek ki onun anlaşılması için biraz sancı duymak yeterlidir. Zira bu doğum sancısıyla Şafağa uzanan bir Hızır güneşidir o. Bildiğiniz gibi Hızır'ın da yaptığına akıl ermez ama ona güvenir insan. Zira Allah'ın ipiyle inmiştir yere. Öyleyse siz de aynı iple Yüceler Yücesi'ne yükselmek ve başkalarını da yükseltmek istiyorsanız Sızıntıyı okuyun ve okutun. Hakk'ın ipine sarılıp A'lâ-yı İllîyine çıkın ve çevrenizdekileri de o nurlu iklime yükseltin.
His ve Düşünce Ufku
BEN ÇİĞ TANESİYİM.
Ben çiğ tanesiyim, bir yeşil yaprak üstünde
hayat bulurum.
Can olurum çiçeklere, renk olurum.
Mutlulukların mücadelesi, hayatın habercisiyim.
Ben çiğ tanesiyim,
Sabah ayazı sonumdur benim.
Yok olurum, her doğan günle
Korkum yok, donduran ayazlardan,
Yakıp kavuran güneşlerden.
Ben çiğ tanesiyim;
Sitemliyim güneşe ve ayaza!
Ben hayata sevdalıyım.
Sevgi yüklü bulutların meyvesiyim.
Aşklar bende çağlar.
Pınarlar benimle coşar.
Benimle açılır, benimle solar gül.
Ben mutluluk gözyaşıyım.
Ben çiğ tanesiyim,
Ebemkuşağı bende gizlidir.
Sevginin burağı, renklerin pınarıyım.
Ko, yok etsinler beni,
Güneşe ve ayaza da sevdalıyım.
Sevdalarda hayat bulmaya kararlıyım.
Mustafa PALA/İzmir
Serbest şiire güzel bir misal vermişsiniz. Yalnız bu tarz şiirler oldukça zor yazılır. Üzerinde hassasiyetle durmak gerek her mısranın. Çiğin korkusu buharlaşmak olduğuna göre güneşe sitem etmesi ayaza siteminden daha doğrudur. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Selâm ve sevgiler.
DEĞİRMEN
Yer ve gök iki değirmen taşı.
Öğütür genç ve ihtiyar her yaşı.
Bedenimde sevap ile günah savaşı
Sevgi otağı kılar gönlüme arşı
Gece ve gündüz iki değirmen taşı.
Savaş için de savaş iki değirmen taşı
Acı eder ekmeği, zehir kılar aşı.
Boş beşikler sallanır iki tarih arası
Çözülür ilmek ilmek örümcek ağı
Doğum ile ölüm iki değirmen taşı.
Salim Nizam-İZMİR
Şiiriniz hüzünlü bir melodi gibi geldi bize. Hak ve hakikati kavramış bir yüreğin hüzünlü melodisinde, bile bir neşve, bir huzur esintisi hisediliyor. Şiir tekniğine ve muhteva zenginliğine daha da önem verip bizlere daha olgun ve bir kuyumcu hassasiyetiyle işlenmiş, kafiye kaygısına düşmeden Örülmüş güzide şiirler göndermenizi bekliyoruz. Selam ve sevgiler...
SEVGİLİ YAR
Her gönülde mahşer var
Her fikirde sonsuz sonbahar
Bütün kainat eğilse önümde
Unutulmaz hiç sevgili yar.
Beynimde zehriyle akrep
Ruhumda binbir tar u mar
Ölüm sevgili olsa bedenime
Kıskanır mı acep sevgili yar.
Bir acı selâ verse minareler
Barikat olsa duvardan mezar
Bana ulaşacak yol kalmasa
Dağları deler mi sevgili yar
Alaaddin Beken-EDİRNE
Şiiriniz gayet güzel. Akıcı ve sade bir söyleyişiniz var. Şiir bu sadelik içinde yoğun bir muhteva İle yüklü. Kafiye kaygısı yok. Rahat ve kolayca kaleme alınmış. Zaten güzel şiir ruhun rahat bir söyleşisidir. Yoksa zorla yazılmaya çalışılan, kör kuyudan su çekmek gibi kum ve çakıl yüklü mısralar hiçbir zaman bir bahar iklimi taşıyan ve ruha mananın meltem esintisini duyuran tatlı hoş mısralarla karıştırılmamalıdır. Biz vicdanını, ruhunu, kalbini dinleyen ve onun sesini mısra megofonuyla topluma duyuran şairlerden yanayız. Ve bu ruh ve vicdan süvarilerinin hakikat iklimine mısra koşusuyla yönelişini harf harf, hece hece köşemizde yayımlamaktan da kıvanç duyuyoruz. Sevgi ve selâmlar...
HASRET
Haber getirdim size
Güneşin doğduğu o kasvetli geceden
Karanlığa "dur" dediğimiz o ışıklı günlerden
Haber getirdim size
Dönmek istediğimiz dünlerden
Dönmek istiyorum ah! Dönmek
Eski günlerin alnından öpmek
Ve kavuşmak benliğimize
Hülyalarımıza, düşlerimize.
Dillerimizde çığlık çığlık mırıltılar
Hayır mırıltı değil, zafere susamış şarkılar
Belki de zafer yakın
Yakın beklediğimiz altın çağlar.
Selim Şaner-İSTANBUL
Şiiriniz teknik açıdan tam olgunluk çizgisine gelememiş olsa da his ve heyecan yüklü ve mazi esintisi taşıması hasebiyle bizleri duygulandırdı. Son dörtlük, en fazla şiir olan bölüm olarak görüldü. Birinci dörtlükteki (günlerden ve dünlerden) biraz klasik olmuş kafiye hususunda. Bizce "dünler" kelimesi yerine "mazi" kelimesi olsaydı belki kafiye olmamasına rağmen daha güzel düşerdi mısraya. Sizden çabukluğa gelmeden, asla aceleciliğin paletlerine ezdirilmeyen ve mazi kokan hasret yüklü nice şiir gülleri bekliyoruz.
ÜMİT ÇİÇEKLERİ
Çocuklar görürdüm rüyalarımda
Altın saçlı, mavi gözlü çocuklar
Hep ümitle çarpardı
O minicik kalpleri
Hep "annem !" diye inlerdi
Ah ümit çiçekleri
Yıldızları koparıp
Bıraksam avuçlarına
Bilirim yine mahzun duracak
Gül kokan çehreleri
Yine solgun, yine buruk
O ümit çiçekleri
Bilirim aşık onlar bahara
Baharın renklerine
Sade huzuru o verir
Bu ümit çiçeklerine
Abdullah NURİ/İzmir
Şiirinizde bazı düzeltmeler yaptık. Aslında his ve düşünce dünyanızı incitmek tek korkumuz oldu bu düzeltmede. Zira ipekten bir duygu ve meltemden bir düşünce ancak onun zerrelerine nüfuz ederek düzeltilebilir. Bu da rikkat ve incelik ister. Şiiriniz serbest tarzda yazılmış. Fakat bir şair bizce her tarzı denemelidir şiirde. Zira kabiliyetler aramakla bulunur. Ruh ülkesi diyar diyar dolaşmakla ve nice engeller aşmakla keşfedilir. Onun için siz, şiir dünyasının tılsımlı değneğini elinize geçirmek istiyorsanız Kaf dağlarından daha aşılması zor bir arayış iklimine gireceğinizi de kabul etmelisiniz. Zira duygu ve düşüncesini beliğ bir uslupla topluma sunmak İnsanın kutsî bir işe baş koyduğunun en belirgin ifadesidir. Bu da bazı fedakârlıklarla ancak elde edilebilir. Sizden yorgun şakaklarınızın tempolu vuruşundan derlenmiş ümit çiçeklerine sunulmuş daha nice ızdırab ve çile yüklü nağmeler bekliyoruz. Sevgi ve selâmlar...
DOSTUMA SERZENİŞ
Ey can dost.. Seni, seninle dertleşmeyi nasıl özledim bir bilsen. Sen ve senin gibi nadide dostlarım olmasa ne yaparım bilemiyorum. Acılarla yoğrulmuş çileli hayatıma renk katan yegane dostlarım benim...
"Dostluk" dedim de, ne manâlı, ne ulvî birşey değil mi? Hazır dostluktan bahsederken sana vazgeçemediğim dostlarımdan bahsedeyim.
Benim en iyi dostum yirmi dört yıldır çektiğim derdim, her halukârda derdime, sıkıntıma, tövbeme işaret gözyaşlarım, yıllardır benimle hemdem olan cihazlarım, elimden düşürmediğim sağ kolum bastonum, hislerime düşüncelerime tercüman kalemim ve kağıdım, parmakla gösterecek kadar az, kadirşinas siz dostlarım.
"Dertten dost olur mu? O insana acı ızdırap verir" dediğini duyar gibiyim. Ben derdimle Öyle özdeş/eştim ki onsuz olmayı düşünemiyorum bile. Derdimle dostluğumuz öyle kavi, öyle manâlı ki yıllardır hasîahane hastahane, doktor doktor gezmeme rağmen bizi birbirimizden ayıramadılar. Ben de artık derdimi çok seviyorum, beni bu fıtrat üzere yarattığı için Allah'a (cc) şükrediyorum.
Bu şükür esnasında gül çiğleri dostum gözyaşlarım yetişir imdadıma. Ben derdime çektiklerime yanıp kavrulurken bana destek olurcasına her lâhza nazlı bir ırmak bazen de
kızgın bir tayfun gibi akan gözyaşımdan efdai dost olur mu? Munis bir ananın yavrusunu okşaması gibi süzülür yanaklarımdan ulaşır o biçare dizlerime oradan da seccademe.
Ya beni istediğim yere taşıyan cihazlarım. Kilolarca ağırlıkta olmalarına rağmen bana bir tüy hafifliğinde gözüküyorlar. Bir zamanlar cihazlarımdan utandığımı, onları gizlemeye çalıştığımı, saatlerce ağladığımı düşünüyorum da. "hata etmişim" diyorum. Demirden yapılmalarına rağmen bacaklarımı ana kucağı sıcaklığında saran dost cihazlarım.
Başkaları ellerinde demet demet gül, taşıyıp onun sıcaklığını hissederken ben hep soğuk fakat aziz dostum bastonu hissettim. Ona "dost" demekte çok haklıyım. Elimdeyken dünyalar benim, her yer fethe hazır gibidir. Ona dayanarak kalkar, yürür zor da olsa hedefime ulaşırım. Bastonsuz kendimi küçük, aciz ve işe yaramaz hissederim.
Kalem ile kağıdın dostluğu öteden beri söylene gelir. Bizimkisi dostluktan da öte birşey. Konuşmak istediğimde beni anlamayıp kekeleyen, susan dilime inat kalemim, kağıdım benimle birlikte coşar. Onlar en vefakâr, cefakâr dostumdur. Bazen hırsımdan kağıtları yırtıp kalemi kırsam da ilham geldiğinde benimle olur mısra mısra duygularımı nakşederler.
Evet can dost! İşte o iki şahane dostum sayesinde İçimden gelenleri riyasızca sana yazıyorum, hasret gideriyorum.
"Bunlar ne acayip dost, hissiz, duygusuz cisimlerden dost olmaz!" desen de riyakar, çıkarcı, günübirlik duygu ve düşüncelere sahip insan dostlarımdan daha vefalı, daha dostane geliyorlar bana.
Nice vefalı dostlar kazanmam temenni ederim.
Allah(cc)'ın selamı ve rahmeti üzerine olsun.
Setvinaz Erdoğan
Yazınız bizi biraz hüzünlendirdi, biraz da sevindirdi. Hüzünlendirmesinin sebebi sizin gibi bir kardeşimizin genç yaşta böyle bir çileye maruz kalması, sevindirmesinin sebebi de hayatın nirengi noktasını görmüş olmanız ve şükür etmesini bilmenizdir. Yeni, içli ve dostça söyleyişler kokan yazılarınızı ve şiirlerinizi bekliyoruz. Selâm ve sevgiler..