Temmuz 1990 · s. 263 · 1 dakikalık okuma
Hicranlı Yıllar
HICRANLI YILLAR
Hazanla geçti yıllar, aylar Muharrem gibi,
Yollara dökülüp bekleyen gözler pek yorgun.
Girdapla iç içeydiler, girdap ki yok dibi,
Ruh sarsık, gönül hafakanlı, düşünce durgun...
Yasla buruk dudaklarda kederli besteler,
Sinelerde sessiz çığlık, dimağlarda humma.
Ve hergün poyrazla gelen hüzünlü bir haber,
Biz bize hasm olmuşduk, yaygındı bu muamma.
Çözülüş çok kadîm., sanıldığından da erken;
Bu kara günleri sezmiştik gün ortasında.
Ay uykuya dalıp güneş ufukta sönerken,
Uyanmışdık ama, iki ateş arasında..
Şimdi yeni bucaklara açılan yelkenler,
Bir uzun sefere azmetmiş gibi yürekden;
Bu hülyâlı maviliklerde tüllenen günler,
Mutluluk bestesi söylüyor ışıkdan, renkden.
Bir kasvetli rüyadayız şu anda, bu gerçek,
Önümüzde aydınlıklara açık bir çağ var..
Gece koyulaşsa da birgün şafak sökecek
Ve dalgalanacak rüzgâr bekleyen bayraklar.
Azmet, azmet ki göründü yer-gök sultanlığı,
Yılma uçurumlar gibi görünen boşlukdan;
Yakala çağlar arasında o Altın Çağ'ı!
Peygamber safına gir, kurtul uyuşuklukdan..!
(*) Orta Asya'daki dindaşlara ithaf olunur.