Sızıntı Arşivi

Mayıs 1987 · s. 35 · 3 dakikalık okuma

Gurbet

Safvet Senih · Edebiyat

may87-39.jpg

Bir garib ölmüş diyeler

Uç gün sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Söyle garib bencileyin

YUNUS EMRE

Özümüze yabancıyız; benliğimizle aramızda gurbetler var. Çünkü kendimizi tanımıyoruz; biz neyiz farkında değiliz. Bu batini gurbet, fark etsek de etmesek de zahirimize de aksetmiş vaziyette... Sairin dediği gibi "Gâh olur gurbet vatan; gâhi vatan gurbetlerin. " Hem ne garibtir ki, "Vatan cüdâ değiliz" ama "muhâcirâne gezer ağlarız öz diyarımızda. "

Öbür taraftan okuduğumuzu okuyamadığımızı ruhumuza sindirip, hareketlerimizle bilgilerimizi kristalleştiremediğimiz için "Sen kendini bilmezsin; ya nice okumaktır?" azarı ile karşı karşıyayız. Ne yazık ki, hâlâ gaflet içinde kendimizi "küçük bir cirim" sandığımız için, iç dünyamızın engin ve derin iklimlerine dalamıyor, rengin ve zengin hissiyatımızı, lâhuti âlemlerin zevkine salamıyoruz. Aç kalan ruhumuzun gıdasını bilemiyoruz. Beynini midesine yedirmek isteyenlerin yolunu tutmuş gibi ters bir tutum içindeyiz. İçimizde "âlemler dürülü" olmasına, arsa bağlı telefonları kalbimizde taşımamıza rağmen, yücelere kanatlanacağımıza, yerde ayaklar altında ezilmekteyiz. Ah bu garib tutumumuz ve bu yüzden üzerimize çöken garabet... Ne diyelim, hem "Biz gurbetteyiz" hem de "Gurbet bizim içimizde.."

Bu yabancılıkla, tanımadığımız bu hayat muamması karsısında, hayatın gayesini nasıl tesbit edebiliriz? Hedef tesbitindeki bu bilgisizlik bizi çok şeylerden mahrum ediyor. Acaba kendimizi keşfetme ve yeni ufuklar fethetme mevzuunda çizeceğimiz kombinezonların, geçeceğimiz varyantların işleyiş tekniğinden gaflet ve cehaletimiz, daha ne kadar sürecek?..

Bu gurbetlerden başka bir de "âlem—i ervah"dan kopup gelmiş gurbetçiler olarak, kaç renkli bir garibliğe büründüğümüzü düşünelim.. Vatanını hatırlayan kuşlar bile altın kafese konsa hep "Ah vatan! Ah vatan!" diye inler ama, artık asıl vatanını unutup esirliği bir huy ve ikinci bir tabiat olarak benimseyenleri tahta kafesten bile salıverseler tekrar esaret ocağına koşacaklardır. Maalesef işte bizler de böyle diyar-ı asliye karsı, yad ve yabancı birer yoz durumundayız, işte derdimiz burda...

Kendi, ifadesiyle yedi renkli gurbetlere sarılı asrın büyük garibi, bütün herşeye rağmen gerçekleri keşfetmiş ve yolu yordamı aydınlatıp göstermiş.. Hakikatin berrak yüzüyle, parlak cemaliyle visale ermiş.. İfadelerinde de çok cihetleri hissettirmiş. Bu meselenin kokusunu bile duyabilmek bizim için büyük bahtiyarlık sayılır.

Nice gurbetler var önümüzde ve nice gariblikler sarmakta bizi perde perde de biz aslında farkında değiliz. Gerçek ilme karşı gurbet... Bahara gurbet, bahar ülkesine gurbet... Mukaddeslere gurbet, Mürşide gurbet. Bizi içimizle dışımızla gerçek hüviyetimizle tanıyacak ve ona göre gerekli şekilde, uygun dozajda ilaçlarla verdiği reçete ile bizi tedavi edecek; yol gösterecek; merhale merhale uçuş hızımızı ayarlayacak mürşide gurbet.. Bütün bunlara susamışız ama şimdilik büyük ekseriyetle ümidimizi sadece serablar yedekliyor...

Nerde râiyyetin "baba" deyip, babadan artık sevdiği railer? Nerde "Ni'me'l—emir!" diye sırtı okşananlar?..

Şefkate gurbet, sevgiye, samimiyete gurbet... Güle, gül devrine, rikkatle merhametle gülümseyişe hasret...

Latifeler, ince duygular aç; asli gıdaya gurbet... Alıcılar küflenmiş, cihazlar paslı; cilaya, saykıla gurbet... Renkler boyalar şaşırtıcı, etraf bukalemunlarla dolu; nerde solmaz, pörsümez ilahî sıbğa?.. Râyiha ve reyhanlar asliyetini kaybetmiş, nerde Cennetlere uğramış gibi iliklerimize işleyen lâhuti âlemleri hatırlatan "Allah deyû deyû" dalgalanan kokular?..

Açık bir gönülle açıp ellerimizi, yönelirsek yüceler yücesine ve "Aceb bu gurbetlerden halâsımız nasıl olacak?" diye niyazlarda bulunsak, titreyen gönüller, acaba arşı ihtizaza getirmez mi dersiniz?.. Bir zamanlar pırıl pırıl kalblerin, ism—i Hak anılınca ihtizaza gelen gönüllerin ülkesi, eğer bu hazan sonu katı kalbli, dönük gözlü vurdumduymazlarla dolmuşsa ilelebed bu böyle gidecek mânâsına gelmez elbette.. Gerçi bu durum yakıcı ve ağlatıcı hatta hüsyar kalbleri atom zerratı halinde parça parça dağıtıcı bir manzarayı gözlere sermekte ise de, merhameti sonsuzun bu uzun ayrılıklardan sonra bizi kendimizle bütünleştireceğine, aslımıza döndüreceğine ümidimiz sonsuzdur.

Safvet Senih