Sızıntı Arşivi

Temmuz 1993 · s. 36 · 3 dakikalık okuma

Gülü Tarife Ne Hacet

M. Üftade · Edebiyat

Gül, çiçeklerin en güzeli, şahı, padişahı... Gül, Doğu’da yetişmiş, Batı’ya, Orta Doğu ve Anadolu yoluyla seyahat etmiştir. Bu nazlı çiçek hakkında bir sürü hikâye ve efsane anlatılır. Roma döneminde aşk ve neşe çiçeği sayılan gül, ziyafetlerin vazgeçilmez süsüdür.

Hz. İsa’nın sembolü olmuştur ilk olarak ve Hz. Meryem’e de “Dikensiz Gül” denilmiştir. Süslemelerin başköşelerini kapan gül, kokusu, rengi ve şekliyle şairlerin ilham kaynağıdır. Mukaddes kitapların kapaklarında, mabedlerde, kılıçların kabzalarında, oyalarda, yazmalarda hep gül motifi bize tebessüm eder.

Tasavvufta vahdetin sembolüdür gül. Hakk âşıkları bu gülün bülbülleridir. Fahri:

“Gülden ayrı bir bülbülem

Zar ederim, Allah deyu”

ifadeleriyle gülün Allah’ı düşündürdüğünü teşbih yoluyla anlatır. Bazen şair, sevgilinin bulunduğu diyarı (gül bahçesini) hasretle arzular:

“Uçtu yuvasından gönül bülbülü

Geldi bu illere gülün arzular”

Nakşi

Gül, ayrıca marifet, visal, muhabbet, tarikat manalarına da gelir. Mevlana:

Gül bahçesinden maksadımız Şah’ın lutfudur.” demektedir. Yunus:

“Bizim illerin bahçeleri:

Daim tazedir gülleri”

derken visali kasteder.

Gül remziyle Hz. Muhammed (sav) kastedilmiştir. O’nun teri gül gibi kokmaktadır; gül aslında onun terinin kokusunu taşıdığı için bu kadar sevilen bir çiçek olmuştur. Fuzuli, ünlü Su Kasidesi’nde Peygamberimiz’i anlatırken gül motifleriyle güzel tablolar çizer:

‘Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin

Bir gül açılmaz yüzün tek verse bir gülzare su”

Gelelim gülün çile yönüne:

“Gül dedi ki: Benim yüzüm kadar güzel başka yüz almadığı halde gülsuyu çıkaranların bana çektirdikleri azab nedendir? Bir bilsem...

Bülbül buna kendi terennümüyle şu cevabı verdi:

Dünyada bir gün güldüğü için bir yıl azab çekmeyen kim vardır?” derken Ömer Hayyam, gonca halindeki gülün halveti temsil ettiğini, açılınca da can sırrını faşettiğini dile getirmiştir.

Halkımız arasında kırmızı gül aşk, gençlik; beyaz gül murat ve ümit; siyah gül kötü kader ve ölüm karşılığı olarak kullanılır.

Gül mevsimi kısadır. Bu bakımdan gül insana faniliğini hatırlatır. Hazana ermesiyle gülistan harab olur, bağlar bozulur. Küçük bir temasla bile gül hemen soluverirse hassas insan da gül gibi dostlarından gelen küçük bir sözden bile alınabilir.

Divan edebiyatımızda sayısız manzum ve teşbihe konu olan bu güzel çiçek, insanımıza o kadar yakındır ki, “Gülü tarife ne hacet” dedirtivermiştir. Halk edebiyatımızda mani ve türkülerde en az divan edebiyatındaki kadar işlenmiştir:

“Gül ezerler gül ezerler

Gülü tabağa dizerler

gibi mısralar pek çoktur. Namık Kemal vatanı anneye benzettiği şiirinde: “yeni açmış gül” motifini kullanır. Ahmet Haşim, gülü Doğu medeniyetinin remzi olarak değerlendirir. Güller, arza doğru başını eğmiş kırmızının en güzeliyle devamlı ağlamaktadır.

Bir başka şiirde:

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller.”

“Yorgun gözümün halkalarında

Güller gibi geçer oldu nümayan

Güller gibi .. Sonsuz iri güller2

Yahya Kemal’in şiirlerinde kanayan, duyan, düşünen ve hatırlayan gül, dünya edebiyatında güle dair şiir söyleyen pek çok sanatkârı kıskandırır.

“Ha’fız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış,

Yeniden hergün açarmış kanayan rengiyle...

Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış,

Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde,

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter;

Ve serin serviler altında kalan kabirde,

Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.”3

Yunus’a göre gül cennette de açacaktır. Güller, Allah diye diye kokmaktadır.

Salınır tuba dalları

Kur’an okur hem dilleri

Cennet bağının gülleri

Kokar Allah deyu deyu.

Edebiyatımızda gül ile bülbül arasındaki münasebet çok işlenmiştir. Bu iki ayrılmaz parça arasında şöyle bir efsane de anlatılır: Gölün rengi eskiden bu kadar kırmızı değilmiş; gülün hasretinden dolayı bülbülün döktüğü kanlı gözyaşları, gülün rengini böyle kan kırmızısına döndürmüş.

Bir başka açıdan bakacak olursak bu kâinat, birlik perdelerine sarılmış bir gül goncasıdır. Bu goncanın en güzel bülbülü Hz. Muhammed’dir. Sultan-ı Ezeli’den gelen Kur’an nağmelerini Kâinat Gülü’nün (sav) başında bütün insanlığa tatlı sesiyle terennüm eder.

Ey bahçedeki bütün çiçeklerin sertacı, bahara o kadar hükmetmişsin ki, bahara “gül mevsimi” demişler. Gönüllerdeki saltanatın o kadar geniştir ki, yeryüzünün her yerinde gülmeyi sen Öğretirsin. Herhalde ondan dolayı gülen, handan, dahhak kalıpları sana pek münasip düşmüş. Sana bu bahar bir başka bakacak, seni bir başka koklayacağım. Gül yüzlülerin baharının yakın olduğu şu dönemde ey gül-i rana gönlümüzde senin ayrı bir yerin var.

M.ÜFTADE

DİPNOTLAR

1. Bahçıvanın bin gül bahçesine su verse, Hz, Muhammed’in yüzü gibi bir gül artık bu dünyaya bir daha gelmeyecektir.

2- Şairin yorgun gözlerinin halkalarında tan vakti kızıllığı, sonsuz iri güller gibi belirir.

3- Y. Kemal kendisi gibi bir rind olan İran edebiyatının tanınmış şairi, Hafız-ı Şirazinin bahar ülkesi olan kabrinde her seher bir gülle her gece bir bülbülle, yani şiirle, yaşadığını anlatır.