Mart 1987 · s. 23 · 4 dakikalık okuma
Gözler

Kompleks bir yapıya sahip olan göz, canlılar âleminin en mühim organlarından biridir. İnsanlar ve sair omurgalı hayvanlarda göz, beyinin harici âleme acılan penceresidir adeta. Canlıların ekserisi, gözün ışığa tepkisi neticesinde, etraflarındaki eşya ve hadiseleri idrak (algılama) ederler. Göz olmasa ışığın bir kıymeti olmaz; gece-gündüz, siyah-beyaz bir mana ifade etmezdi. Zira bir sinek de bir balık da, bir kedi veya köpek de bizim gibi kendine zararlı şeylerden korkar, ateşten kaçar, arılar güzel çiçeklere gider. Biz bu yüzden, onların bizim gibi gördükleri neticesine varırız. Fakat, meseleyi derinlemesine inceleyen ilim adamlarının müsahadeleri bu görüşten tamamen farklı ve hayret vericidir. Mevzuun daha iyi anlaşılması için bazı misaller verelim.
İnsanların gözleri çok mükemmeldir. Buna mukabil, bazı canlıların gözleri iyi görmez. Kurbağanın gözü sabit olduğundan, yemyeşil çimenler ve otlar kurşuni renkte, dümdüz bir satıhtan ibarettir. Fakat bir yılanın kendisine yaklaştığı veya bir sinek havada uçtuğu zaman, bu hayvanlardan akseden ışıklar kurbağanın göz sinirlerini harekete geçirir. Hayvan yılandan kaçar veya sineği avlar. Kurbağanın son derece zayıf bir zekası olduğu için, bu durum ona zarar değil, yarar sağlar. Köstebeğin toplu iğne bası büyüklüğündeki gözleri onun toprak altındaki faaliyetleri için yeterlidir. Hatta bazılarının hiç gözleri yoktur. Bu gibi canlıların görmeye ihtiyaçları da yoktur. Mesela, solucanlar toprağın altında, karanlıkta yasarlar. Ancak geceleri toprağın yüzüne çıkarlar. Solucanlar, vücutlarına dağılmış olan "ışık-duyu hücreleri" sayesinde gece ile gündüzü fark edebilirler. Midyeler ve sümüklü böcekler ise, çukur gözleri vasıtasıyla ışığın yönünü tayin edebilirler. Deniz yıldızlarının da gözleri yoktur. Fakat, beş kolunun uçlarında solucanlarda olduğu gibi ışığa karsı çok hassas yapılar bulunur. Hayvan bu sayede, ağızlarını açmış midyeleri görür ve besinini temin eder.
Görme, böceklerde binlerce gözün bir araya gelmesiyle teşekkül etmiş "Petek veya bileşik göz" denilen gözle mümkündür. Meselâ, kelebeğin göz yapısına sahip olmuş olsak, bir çiçek yerine binlerce çiçek görürüz. Her çiçeğin üzerinde de ışık saçan bir güneş. Güneş gibi gördüğümüz şeyler çiçegin güneş altında parlayan taç yapraklarıdır. Fakat bize bu şekilde görünen çiçek, kelebeğin beyninde binlerce çiçek olarak değil, üzerine konacak, yuvarlak tek bir cisim halinde yansır. Çiçeği, taç yapraklarının üzerine rahatlıkla konulabilecek binlerce yaldızlı cisim seklinde görürler.
Görülüyor ki her hayvanın göz yapısı, yaşadığı yere bağlı olarak, düşmanlarının veya gıdasının teminine göre, deniz altındaki mahluklardan göklerdeki en küçük böceklere kadar sadece kendisine yararlı veya zararlı olan şeyleri görür. Bunun dışında onlar için bir alem mevcut değildir. Onlara istifade edebileceği en güzel yapılar verilmiştir. Yoksa bir arının fili görmesi ne kadar abes ve faidesiz ise bir çiçeği görmemesi de o derece abestir.
Amerika'da yaşayan bir kartal 2,5 km uzaklıktan avını rahatlıkla görür. Kartalın retinasında meydana gelen avın görüntüsü milimetrekareden de azdır. Avlarını kilometrelerce uzaklıktan görebilmelerinin sebebi, gözlerinde milimetrekareye düşen hassas alıcı sayısının üçbin kadar olmasıdır.
Görme bakımından en çok lûtfa mazhar hayvanlardan biri de arıdır. Zira, arı sadece açılmış çiçekleri görür. Solmuş çiçeklerle tomurcukları görmez. Yani, arının gözüne göre dünya zambak çiçeklerinden, menekşelerden, leylaklardan, papatyalardan ibaret bir dünyadır. Aynı zamanda insanların göremediği ultraviyole ısınlarını görür. Arı bir papatya tarlasını, san ve beyaz renkten başka, her çiçeğin ortasının oluşturduğu iç içe mor daireler seklinde görür. Yıldızların karanlıkta göz kırpması gibi arıya göz kırpar. Dairenin ortasında çiçeğin balı vardır.
Meselâ, örümceklerde yanlarda bulunan küçük gözler, avın yönünü tayin etmeye yarar. Öndeki iki göz ise görüş sahasındaki ince teferruatı tesbit etmede kullanılır. Bu sayede avlarının hareketini takip etmede çok ustadırlar. Bu gözlen sayesinde aynı anda 360 derecelik bir sahayı taramak gibi akıllara durgunluk verecek bir hadiseyi gerçekleştirirler.
Hayvanların yapı ve yaşayışlarına göre, gözleri de farklı durumlar arz etmektedir.
İnsanda, beş duyu organlarından en üstünü olan göz, bir çok hayvanın gözünden daha zayıftır. Kuşlarda renkli görme, mesafe ve derinlik için cok gereklidir. Bir yırtıcı kus avlanırken ne kadar doğru tahmin ederse, atağı o denli başarılı olur. Yükseklik arttıkça görüş acıları daha genişler. Balıkçı, alacadoğan ve kartalın gözleri fevkalade keskindir. Bu kuşlar avlarını bir dürbünden bakarmışcasına çok yüksekten görebilir. Amerika'da yasayan bir kartal 2,5 km uzaklıktan avını rahatlıkla görür. Kartalın retinasında meydana gelen avın görüntüsü milimetrekareden de azdır. Avlarını kilometrelerce uzaktan görebilmelerinin sebebi, gözlerinde milimetrekareye düşen hassas alıcı sinir sayısının 300 bin kadar olmasıdır.
"Av olan hayvanların gözleri ise, sanki önceden av hayvanı olacakları tesbit edilmiscesine, kaçabilmelerine yardımcı bir biçimde yaratılmıştır." (Bilim ve Teknik). Yoksa gözün evrimi söz konusu değildir. Bazı hayvanlarda ise gözler hem karada hem suda görebilecek hassasiyettedir. Deniz ayısı, su kaplumbağası, karabatak, timsah gibi bazı hayvanlar su altında çok iyi görebilirler.
Her ne kadar şahin kadar uzakları, kedi kadar geceleri mükemmel ve bir balık kadar su altında net görebilme kabiliyetimiz olmasa da bizlere bahsedilen bu gözler sayesinde kainattaki sanatları temasa ederek hakikati görmemizi sağlayan Yüce Sanatkâr'a teşekkür etmeliyiz.
Göz, adeta ruhun dışa acılan penceresidir. İlim adamlarına göre, gözün hareketleri ile insanın halet-i ruhiyesi arasında sıkı bir münasebet vardır. Mesela, "Dosdoğru bakışta saffet (dürüstlük), yan gözle bakışta hiyanet, gözlük üstünde bakışta şüphe, yukarıdan bakışta kibir ve azamet, aşağıdan yukarı bakışta kin ve husumet vardır." derler.
Bir de gönül gözü vardır ki, insanın bu gözü bir açılırsa artık yalnız "sehadet alemini" değil, gayb alemini de temasa edebilir.
Yazıklar olsun!.. Âmâların bile gördüğü apaçık hakikatleri göremeyenlere... Ve selam, bu alemin ötesini ve ötelerin de Ötesini seyredenlere...
S. Altunhilâl — E. Uğurtaş