Mart 1987 · s. 26 · 5 dakikalık okuma
Düşüncenin Musikisi

Şiir, müşahhası muhayyilenin sıcaklığında eriterek tecridin imbiğinden geçirme ve idrak üstü bir incelikle zekaya ürperti vererek kelimelere her okuyanın kendi ruh derecesine göre ahenk ve mânâ kazandırma sanatıdır.
Düşünce ve fikir, şiirde mûsikîleşerek geçmeyen bir İklim hâline gelir ve böylece her devrin insanı bu iklimde ruhunun mevsimini yasar..
Şiir, renk ve ışıkla dolu bir avizeyi ifadeye dökmenin adıdır. O, dil kaosunda bir ıslah perisidir. Dile huzur, İstikrar ve güven getirir.
Her dikkat ve tahlil, süre ayrı bir mânâ ve ayrı bir buud kazandırır. Ancak onu anlamada son kanat çırpışlar, bütünüyle ve şairin ruhunda bir sır gibi saklı manâsıyla şiirin anlaşılamayacağını itiraf anlarıdır.
"Büyük şiirlerin giriş yerleri, tunç kanatlı müstahkem şehir kapıları gibi sımsıkı kapalıdır. Her el o kapıları itemez ve o kapılar bazan asırlarca insanlara kapalı olur. " diyen Haşim, şiiri de şöyle tarif eder: "Musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mutavassıt bir lisandır." Yahya Kemal ise, "Musikiden başka bir musiki" ifadesiyle şiiri anlatmaya çalışır. Necip Fazıl "Sür, beş hassemizi kaynaştırıcı idrak mihrakında, maddî ve manevî bütün eşya ve hadiselerin maverasında sıçramak isteyen küstah ve başıboş kıvılcımlar merakıdır." der. Tabiî ki bütün bunlar ve bunlara benzer ifadeler sadece şiirin cılız izahlarıdır. Zira şiir hiçbir zaman tarif edilemez. Şayet tarifi mümkün olsaydı bu tarif bin değil bir olması gerekirdi, diyenler ne kadar haklıdırlar..
Zekanın keskin hamleleriyle bütünleşen his ve duygular, şiirin mahrem vuzuhunda, "Neden?", "Niçin?" ve "Nasıl?"a, iç ve dış ahenk bütünlüğü içinde ve "Hikmet"e varan bir üslûpla cevap bulunabildiğinde, sür eskimeyen bir yeni olma mümtaziyetini kazanmış demektir. İşte böyle bir şiir, Eluard'ın da dediği gibi, ilham almaktan çok ilham verir. N. Ataç bir yazısında söyle der: "Gerek bugün, gerek bundan bin yıl sonra yeni gözükecek şey ise ancak bir sairin, bir sanat adamının kişiliği, kendinden başka kimsede bulunmayan vasfıdır. O yenilik eskimediği gibi ona benzemek de kimsenin elinden gelmez.
Yeni sair, eskimeyen, ölmeyen yeni sair, bir dil arasından insanlara kendilerini, en iyi anlatacak, sezdirecek şekiller bulmuş adamdır.''
Bütün mantık ve muhakeme yasaklarına rağmen eşya ve hadiselerin en mahrem noktalarına varabilme, körletici bir serahatten ziyade, okurunun muhayyilesiyle ittifak temin ederek eksiklikleri tamamlama ve Montaigne'nin diliyle, aklı tatmin etmekten çok allak bullak etme, iste şiir ve şiirden beklenen nokta budur. Daha açık ve Necip Fazıl'ca söyleyecek olursak: "O, bir noktaya varmanın değil, en varılmaz noktayı sonsuz ve hudutsuz aramanın davasıdır. "
İsimsiz bir membadan doğan şiir her türlü hasis duyguların üstünde olduğu gibi aynı zamanda mânâ çıplaklığından da uzak olmalıdır. Kendi devrinde birçok tenkide maruz kalmış ve bu tenkitler onun ifadelerinin yenilmezliğine kaynak olmuş ve A.H. Tanpınar'ın dediği gibi "ebediyetle güreşen" Haşim bu mevzuyu ne güzel ifade eder:
"Manâ araştırmak için şiiri deşmek, terennümü, yaz gecelerinin yıldızlarını ürperti içinde bırakan hakir kuşu, eti için öldürmekten farklı olmasa gerek. Et zerresi, susturulan o büyüleyici sesi telafiye kâfi midir?"
Hiç şüphesiz sair, bu ifadesiyle, manasızlığın müdafaasını yapmıyor. Belki mânâyı, elle tutulur, gözle görülür bir madde gibi şiirin içine yerleştirilmiş görmek isteyenlerin durumunu tasvir etmiş oluyor.
Az çok batının sür anlayışı tesiriyle söylenenlerin yanısıra bir de bütünüyle şarklı ve kendimiz olan şiir düşüncesini de bu arada zikretmek, meseleye bir bütün olarak bakmak olacaktır. Bizde Akif, düşüncesi ve şiirleriyle bu cepheyi temsil eder.
Hayır, hayal ile yoktur benim alış verişim.
İnan ki; her ne demişsem görüp de söylemişim.
Sudur cihanda benim en beğendiğim meslek;
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek...
İşte şair, şiir hakkındaki düşüncelerini bu mısralarla vecizelestiriyor. O, edebiyat hakkındaki düşüncelerini de söyle dile getirir:
Hele sanat sanat içindir, sanatta gaye yine sanattır. Edebiyata edebiyattan başka gaye aramak, sanatı kösteklemektir gibi nazariyeler bizim idrakimizin pek üstündedir. Bir de biz, edebiyatın vatanı olduğuna inananlardanız, O sebebten hiçbir milletin edebiyatını memleketimize mâl etmek istemeyiz. Eserlerimiz kaba olacak, saba olacak, lâkin yerli malı olacak. Hiçbir tarafında başka memleket mahsulü olduğunu gösterir damgası bulunmayacak. Bir de az çok fayda temin edecek. "
Dünyanın neresinde keşfedilirse edilsin her yeni mânâyı kendi usulümüzle birleştirerek, özümüze uygun şiirler vücuda getirmek hiçbir sairin itiraz edemeyeceği odak noktadır. Acıdır ki, bu noktada birleşenler, olması gerektiğinden çok azdır.
Erbab—ı teasürün çoğalıp sairin azaldığı günümüzde, sözü mâlum olup mahlas istemeyen bir mütefekkir sairin su anda inci gibi saçılmış şiirlerini bir arada derlenmiş görmek en büyük arzu ve isteğimizdir. İstikbalin insanına, şu anda mevcut olmayan böyle bir eseri şimdiden takdim etmek istedim ve bastan beri dediklerimi onun için dedim. Esasen bu işi yapmaları gereken mustaidlere bir işaret ve bir şifre olsun diye de, bu incilerden birini göstereceğim.
DAVA ADAMI
Kıvrım kıvrım Hakk'a uzanan ışıktan yolda,
Benlik adına herşeyini aşan kahraman...
Hilkate ait sırların anahtarı onda,
Büklüm büklüm bir yumak onun elinde zaman
Durmuş göğe giden yolda sonsuzluk soluyor.
Ermiş Hızır'la bir sırlı halvete önceden;
Gelip geçenlere şafak mesajı sunuyor,
Bağrında tek ışığın çakmadığı geceden...
Elinde meş'ale, saçıyor nur üstüne nur
Kandiller sıra sıra geçtiği her bucakta
Atlas ikliminde her dem üfül üfül huzur,
Tütüyor onun anber kokusu her ocakta
Ve yeşeriyor uğradığı yerler ardından.
Nara atıyor ovalar, vadiler, yamaçlar..
Rüzgâr bahar kokusuyla esiyor her yandan,
Artık dirilip doğruluyor otlar ağaçlar.
Sonsuzla içiçe onun düşünce dünyası
Dilinde bir yanık türkü, gönlünde heyecan;
Gözlerinde rengarenk ahiret haritası.
Benliğinde nokta nokta ötelere iman...
Bütün edebiyat akımlarını odak bir noktada birleştirerek, birbirine mezcetme ve bundan kendimize mahsus bir düşünce musikisi terennüm etme ve bunu tebliğden ziyade telkinle zirveye ulaştırma.. Evet bütün bunlar çok az şiirde rastlanan nadir cevherlerdendir.
Tanpınar'ın Haşim için biraz da mübalâğa olarak söylediğini ben bu ve benzeri inciler için kifayetsiz bir ifade ile ancak şöyle dile getirebilirim: Bu şiirlere her zaman bir zengin madene dönülür gibi dönülecektir.
Derlenip bir araya getirilmesi arzu ve ümidiyle..!
Şemseddin Nuri