Sızıntı Arşivi

Nisan 1988 · s. 110 · 5 dakikalık okuma

Göz Hala Düşündürücülüğünü Koruyor

Torul Mol · Biyoloji

Canlılarda Göz ve Önemi:

Canlıların gıdalarını bulmaları, düşmanlarına karşı kendilerini savunmaları, yaşadıkları çevre içindeki olayları görüp bunlara karşı davranışlarını ayarlamaları, görme organına sahip olmaları ile mümkündür. Gözü bulunmayan canlılar çevrelerinin tehlikeleri ile daima yüzyüze bulunur ve bundan zarar görürler.

Canlıları incelediğimizde her birinin ihtiyacına göre farklı bir göz yapısına sahip olduğunu görürüz. Öyle ki mesela pireler, karanlık ve kuytu yerlerde yaşadıklarından ve gıdaları da büyük ölçüde bulunduğu zemin olduğundan basit göz dediğimiz “ocelli”lere sahiptirler. Hâlbuki düşmanlarından kaçmak ve avını yakalamak zorunda olan mesela Libellula (Kız böceği)larda 1200 tane basit gözden müteşekkil bileşik gözler bulunmaktadır. Yine bu gözler yukarıdan saldırıya geçebilecek düşmanları zamanında tespit edebilmek üzere başın üst kısmına doğru yer almışlardır. Hâlbuki yine bazı böceklerde mesela kınkanatlılar (Coleoptera) ile düzkanatlıların (Orthoptera) bazılarının larvalarında, yaşayışları odun içi, toprak veya kabuk altı gibi görmeyi gerektirmeyen yerlerde devam ettiğinden sadece deri ışık alıcıları vardır. Bunlar gerçi göremezler fakat ışığın varlığını ve yönünü de organları ile tespit edebilirler.

Daha büyük hayvanlarda da buna benzer şekilde farklılaşmalar görülür. Mesela balıklar su içinde yaşadıkları için, göz kapağına hiç ihtiyaç yoktur ve gerçekten de göz kapağının olmadığı görülür. Hayvanların birçoğunda gözler başın iki yanında yerleşmiş durumdadır. İnsanda gözlerin, başın ön tarafında bulunuşu, görüş açısında bir daralma meydana getirmektedir. Ancak gözlerin yuvaları içinde sağa sola hareket edebilme kabiliyeti ve buna ek olarak boyunda yine sağa sola ve yukarı aşağı doğru hareket etme imkânının varlığı bu eksikliği ortadan kaldırmaktadır.

Gözlerde bir diğer hususiyet de onların belirli dalga boyuna hassas oluşlarıdır. Mesela Apis mellifica (bal arısı)nın görüş kuvveti insanınkinin ancak üçyüz de biri kadar olmakla birlikte, insanların göremeyeceği mor ötesi (Ultraviole) ışınları görebilmektedirler.

İnsanın Gözü Ve Hususiyetleri:

İnsan gözü kabaca incelendiğinde birçok imkanın bir araya geldiği görülmektedir. Mesela göz küre şeklinde yaratılmıştır. Sağa sola ve yukarı aşağı hareket edebilmesi için kaslarla donatılmıştır. Gözün önünde bir mercek bulunmaktadır. Bu merceğin çeşitli mesafedeki cisimleri görmek üzere ayarlanması da yine belirli kaslarla olur. Göz küre şeklindedir demiştik. Bu kürenin şeklini muhafaza etmek ve gelen ışığın belirli oranda kırılmasını sağlamak için gözün içi sıvı ile doludur. Gözün içine girecek ışığın miktarının ayarlanması da yine ön tarafta bulunan ve ayarlanabilen gözbebeği ile gerçekleştirilmektedir. Göze gelen ışığın çok büyük nispette yansımasını engelleyen ve göze güzel bir görünüş sağlayan iris tabakası da gözbebeğinin etrafında gerekli yerini almış bulunmaktadır. Gözbebeğinin tam karşısında bulunan sarı lekenin yeri ise son derece mühimdir. Yanlış bir yerde bulunması halinde görmenin sağlanması mümkün değildir. Gözü dış tesirlerden korumak üzere üst ve altta bulunan gözkapakları ayrıca içeri toz girmemesi için kirpiklerle teçhiz edilmiştir. Bundan başka hareket halinde kayganlığı sağlamak ve kirpikleri aşarak göze ulaşabilecek herhangi bir maddeyi dışarı atmak için de gözyaşı bezleri vazifelerine aralıksız devam etmektedirler. Bütün bu saymaya çalıştığımız kısımlar bir gözün görebilmesi için mutlak bulunması gereken hususlardır. Bunların dışında sarı lekeye düşen cismin hayalini beyne ulaştıracak sinir sisteminin varlığı; beyinden gelen mesajları değerlendirecek kısımların düzgün çalışması gibi birçok faktörler, görmenin ne derece komplike bir fonksiyon olduğunu açıklamaktadır.

Yukarıda ana hatları ile anlatılmaya çalışıldığı gibi gözler tamamen canlıların ihtiyacına göredir. Öyle ise gözün bütün bu ihtiyaçlara uygun şekilde yapılması ya programlı ve bilgili bir mühendislik eseridir. Yahut da tesadüfen meydana gelmiştir.(!)Gözün tesadüfen meydana geldiği fazedilecek olunursa, ihtimal hesaplarına göre acaba bu iş hangi ihtimalle oluşabilir?*Buna göre gözün hem merceğinin olması hem de sarı noktasının bulunması şansı (1/2x1/2=1/4) dörtte bir olmaktadır. Başka bir yapı, mesela gözün karanlık oda teşkil edip etmemesi halini de dikkate alınacak ihtimal (1/2x1/2x1/2 = 1/8) sekizde bire düşer. Yani bir başka deyişle 23=8 ihtimalde ancak bir ihtimalle gözün bu kısımları mevcut olacaktır. Bundan önceki kısımda hemen dikkatimizi çekebilen 10 özellik saydığımıza göre bunların biraraya gölmesi şansı 210 yani 1024 de bir olmaktadır. Buna göre bir görün görebilme ihtimali(sadece yukarıda sayılan şartlara göre) 1/1024 olmaktadır. Kısaca 1024 gözden ancak biri görebilir. İki gözün de aynı şekilde sağlıklı bir tarzda görebilmesi için (1024x1024 = 1.048.576) 1.048.576 da bir ihtimal vardır. Yani 1.048.576 kişiden sadece birinin iki gözü de tam görecek, diğerlerinde bir veya iki gözde mutlaka saydığımız kusurlardan birisi olacaktır. Bir başka deyişle 55 milyon nüfuslu ülkemizde sadece 52 kişinin her iki gözü görebilir. Diğerlerinin ise bir veya iki gözü de görmeyecektir. Burada itiraz olarak “Gözsüz olan insanlar dış şartlara uyum sağladığı için elimine edilmişlerdir. Bu sebeple sadece gözleri görenlerden gelişenler mevcuttur denilebilir. Ancak tek gözü görebilen insan da dış şartlara kolayca uyum sağlayabilir ve bu takdirde de tek gözü görenlerin büyük çoğunluğu teşkil etmeleri gerekirdi. Hâlbuki insanların büyük ekseriyeti iki gözleri ile görmektedirler. Bundan başka yukarıda verilmeye çalışılan misal çok basit olması için seçilmiştir. Aslında ise mesela bir sarı lekenin yalnız bulunması değil, muhakkak icap eden noktada bulunması gerekir, keza merceğinde sadece bulunması değil şekli de önemlidir. Gözün damar, ağ ve sert tabakalarını, kan damarları ve sinirleri, retinasındaki koni ve çomak şeklindeki ışığa hassas hücrelerini kapakların ve kirpiklerin birlikte bulunuşu gibi daha birçok hususiyetini ihtimal hesaplarına katacak olursak, bu durumda şans nispeti çok düşer ve bu nispet, limit olarak sıfıra yaklaşır. Bunun gibi yukarıda sayılan ihtimaller esasen sadece gözün mekanik olan bazı elemanlarına aittir. Gözün görmesi için daha birçok şartların da beyinde oluşması gerekir. Yoksa özetlemek gerekirse ihtimal hesaplarına göre insanların büyük bir bölümünün görmemesi, sadece birkaç tanesinin görmesi mümkün olur. Buna da ancak “Mucize” olarak görüyor denilebilirdi. Hâlbuki tam aksine Mayıs 1986 ayı içinde gazeteler ‘‘Tıp literatürüne geçecek hadise: Gözsüz bebek dünyaya geldi” başlığı altında (Tercüman 18 Mayıs Pazar) Manyas ilçesi Samur Köyünde Bandırma hastanesine gelen bir hanımın gözsüz bir çocuk dünyaya getirdiğini haber vermekte ve gözsüz dünyaya geliş çok az rastlanan bir olay olarak bildirilmektedir.

Gözlerimizin yapılışının, görmesinin,aynı zamanda ihtiyaçlarımıza tam uygun şekilde olmasının tesadüfen olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Hele bir de başlangıçta hiç mevcut olmayan gözün, plansız programsız ortaya çıkmasını düşünmek bile muhal olur. Darwin’i bile hayrete sürükleyip “Gözü düşündükçe canım sıkılıyor!’ dedirten, ve ruhun dışarıya açılan bir penceresi olan göz herkeste hayranlık uyandıracak bir yaratılış harikası değilse ya nedir?

Doç. Dr. Torul Mol

Kaynaklar:
ERDEM R., ÇANAKÇIOĞLU H. 1970. Orman Entomolojisi (Genel Bölüm). Fakülteler Matbaası - İst. VIlI, 258.
KALIPSIZ A. 2981 İstatistik Yöntemler. LÜ.Yayın No:2837, Fakülte Yayın 1 No: 294, 558.