Eylül 1990 · s. 359 · 1 dakikalık okuma
Gönüllerde Yeşeren Bahar
GÖNÜLLERDE YEŞEREN BAHAR
Karanlığın gözleri uykuyla kapanınca
Seherin ışık okları gönüllere ulaştı.
O eski nurlu günleri yeniden anınca
Hülyalarım coştu, coştu ve bendini aştı.
Bir nûr tufanı oldu, yer ışığa büründü
Ayrıldı birbirinden Hak-bâtıl, kara-ak
Ağardı ufuk,altın saçlı bahar göründü
Yamaçlarda gül, nergis, papatya ve zambak.
Yaslı dudaklar lâle yanaklarına döndü
Ve bülbül dilinden ruhları nağmeler sardı
Hasretle yanan sinelerin hasreti söndü
Bu bahar, gönüllerde yeşeren bir bahardı.
Gelin odasına benzeyen gül yuvasından
Gözlerimize sihirli sürmeler çekildi.
Bu zeberced iklimin, suyundan, havasından
Duygularımız coştu, gönüller deme geldi
Aşkla yanan dudaklarda kevser kadehleri
Cibril’in dolaşıp durduğu altın yollarda
Varıp Cennete erenler ve daha ileri
Sürprizler gördüler O görünmezden ard arda.
Kelebek kanadından renk almış ağaçlara
Çiçekler Cennet ıtırlarıyla burcu burcu
Ebedle büyülü bu sihirli yâmaçlarda
Sonsuzla bütünleşir herşeyin bir ucu.
Burada herşey bir başka nazla yatar kalkar.
Burada bahar çemenleri selâmlar gezer
Burada ırmaklar köpürür "Hü,, deyip akar
Burada firdevsi renklerle tüllenir heryer.
Burada hergün bülbüller öter, güller açar
Gonca gamzeler çakar, gamze yürekler deler
Renkler dalga dalga gözlere güzellik saçar
Geçerken buraya Hızır seccade sermiş meğer...