Sızıntı Arşivi

Eylül 1990 · s. 358 · 2 dakikalık okuma

Bir Ses Duyuyormusunuz?

Mehmet Tahiroğlu · Edebiyat

Her insan “çağrılma” ya ayarlı bir ya­pıda yaratılmış olmalı ki, herkes, içini şöyle bir yoklasa, sürekli bir çağrının, içinde yankılandığını duyar gibi olacak­tır. Bu, bir “aranma duygusu” da olabi­lir. Herkeste, birilerinde aranma ihtiya­cı, temel bir ihtiyaç gibidir. Bunun ya­nında,insanda çağırma gücü, çağırma ihtiyacı da var. İnsan, çağıran bir varlık olarak da çıkıyor karsımıza, insan, bir çağrıyı sürekli içinde taşıyan, onu, bazan “çağırma” hazan da “çağırılma” duygusu olarak yaşayan bir varlıktır:

Geceleyin bir ses böler uykumu,

İçim ürpermeyle dolar: Nerdesin?

Arıyorum yıllar var ki ben onu,

Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Bu şiiri okuyup da, aynı duygulara ka­pılmadığını söyleyen az bulunur. Şair, bazan insanlığın ortak dili olur, onun ortak duygularını dile getirir. Bu da onlardan biri işte: Çağrılma duygusu.

İnsandaki bu çağrıyı somutlaştıran, kitlelerde bu çağrıyı harekete getirip birtakım hedeflere yönlendiren sesler, büyük ve sürekli sesler doğar bazan. Tarihin akışım değiştiren, insanlığı yüce çağrıların potasında pişirip ideâl kalıpla­ra sokarak büyük kültür ve medeniyet­ler doğuran sesler... Tarihte en yüce ve en etkileyici ses, vahyin sesidir. “Kalkıp ve korkutan” vahyin celâl ve cemâl do­lu yüce sesi.. Bu ses insanlık ufkunda dalga dalga yayılır ve ruhlarda nice renkli yankılar doğurur. İnsanlık, koro halinde bu hakikatin sesine gönlünü akord ederek, ayaklarıyla, onun göster­diği hedefe doğru tempo tutup yürüyü­şe geçer, Asırlarca sürer bu yürüyüş ve yücelişler bazen, ama bir noktada da dalgalar kırılıverir, yankılar kesilir ve ses, yalancı seslerle boğulup kalır. Bu da uzun süre devam etmez, çünkü insa­nın içindeki çağrı devamlıdır. Ne kadar yalancı yankılara kapılsa da çağrı sürek­li olduğu için bir gün hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmedik zaman ve şartlarda yükselivermiş, ortalığı tutmuş­tur, insanlar ona doğru koşmaktadırlar Ufuklar bu çağrının yankılarıyla çın çın çınlamaktadır.

Dağlar ile taşlar ile, seherlerde kuş­lar ile, Hakk'ı seven kullar ile büyüyüp yürüyen bir çağrı duymuyor musunuz? Dövene elsiz, sövene dilsiz: aşkı imam, gönülleri de cemaat bilen bir yüce ru­hun çağrısı... Muhabbet fedailerinin, feragat ve fedakârlık dolu samimî iç fetih çağrısı... Arayı arayı bulsak izini, denilen Dâva Eri'nin. muhabbet kayna­ğı, sevgili. Er oğlu Erin çağrısı ve O'nun mirasçılarının hakikat korosu... Mabet­lerden, evlerden ve şimdi de mektepler­den cevap bulan çağrılar... Giderek top­lumu altın bir zincir gibi altın bir ses zinciri gibi fert fert birbirine ekleyip büyüten, bütünleştiren çağrılar... Altın Neslin, altın sesli korosu, selâm sana!...

Meydanlarda nice çağrılar var, ama hiç biri umut vermiyor, hiç biri insan ruhuyla uyum içinde görünmüyor. Mutlak sevgi, mutlak inanç, mutlak teslimiyet, mutlak güven, mutlak teklik rengi taşımayan bu çağrılar sönmeye, e-riyip gitmeye mahkûm. Vahyin çağla­yan rahmeti, şefkati, muhabbeti Önünde her zahmet, her nefret, her kin, bütün olumsuzluklar, bu nisbî oluşlar yokolup gitmeye mahkûmdur.

Hoş geldin gönül çağrım: Hoş geldin Sevgilinin kutlu sesi!

Sen, çok sesli ve tek. Sen, gökkuşağı gibi renk renk ana kaynakta tek. Nur kaynağı hakikat, selâm sana!

Selâm sana solmaz renk, altın ses, kutlu nefes! Selâm!...