Sızıntı Arşivi

Kasım 1986 · s. 407 · 4 dakikalık okuma

Getirdikleri Ve Götürdükleriyle Erezyon

Harun Avcı · Doç. Dr. · Jeoloji

Ziraat Y.Müh. Harun Avcı

Toprak canlılığın ve hayatiyetin temel unsurlarından biri olup, onun yerini alacak başka bir madde gösterilemez. İnsanlığın hizmetine sunulan bu kıymetli varlık çok yavaş oluşmakta, buna karşılık iyi bakılıp muhafaza edilmediğinde kısa zamanda kaybolmaktadır. Mesela; 1- 2,5 cm kalınlığında bir toprak parçasının meydana gelmesi için 300-1000 yıllık bir zaman gereklidir. Oysa şuursuzca tabii bitki örtüsü yok edilen ve hiçbir tedbir alınmayan sahalarda bunun 10-20 katı kalınlığındaki bir toprak tabakası bir yılda su erozyonu ile taşınabilmektedir. Bu derece tahribata sebep olan su erozyonu nasıl cereyan etmektedir?

Sıçrama Erozyonu:

Yağmur yağarken çapları 6 mm’yi bulan damlalar 60 km/saatlik bir hızla toprak sathını bombardımana tutar ve parçacıkları 90 cm yükseğe, 1.5-3m uzağa sıçratırlar. Yağmur damlaları düz arazilerde dik olarak düştüğü zaman bütün yönlerdeki sıçramalar eşit olduğundan erozyon söz konusu olmaz. Ancak eğimli arazilerde veya rüzgar, damlaların düşme açısını değiştirdiğinde rüzgar ve eğim yönündeki sıçrama artar. Böylece yağmur damlalarının sebep olduğu sıçratma erozyonu meydana gelir.

Satıh Erozyonu:

Yağan yağmurun tamamı toprak tarafından emilmediğinde su önce toprak sathında ince bir tabaka oluşturur. Ve daha sonra alçak kısımlardan akmaya başlar. Toprak üstündeki su tabakası sıçramayı daha da arttırır. Sıçrayan partiküller akan sulara kavuşarak taşınmaya başlar. Akan suyun hızı ve derinliği arttıkça, taşınan miktarda artar. Eğer toprağı tutacak bir

mania yoksa küçük olukçuklar, akan su ile derinleşerek dereler meydana getirir.

Balçık Erozyonu:

Sıçratılan toprak parçacıkları, toprak üstünde ince bir balçık tabakası oluşturur. Bu balçık su ile birlikte toprağın alt katlarına kolloidal parçacıklarla birlikte taşınarak geçirimsiz bir durum hasıl olur. Bunun neticesinde suyun toprağa nüfuzu azalır. Ve satıhtan akışa geçen kısım artar. Su akışı ile ince toprak kısmı taşınır ve geriye verimsiz kaba kısım kalır.

Erozyonla bir yandan topraklar verimsiz hale gelirken diğer taraftan taşınan materyallerle baraj ve göletler dolar, ömürleri azalır.

Erozyondan korunma hususunda başvurulacak en tesirli yol, çıplak arazilerin bitki örtüsü ile kaplanmasıdır. Ormanlar, meralar, kültür bitkileri ve bunların artıkları erozyon kontrolünde son derece mühim bir rol oynar. Yağmur damlaları çıplak toprağa düşünce toprak kümelerini parçalayıp sıçratabildiği halde, bitki üzerine düşerek toprağa ulaşan damlanın enerjisi azalacağından parçalanma ve sıçratma tehlikesi azalır. Bunun yanında bitkiler toprağa organik madde kazandırır. Organik madde ve bitki kökleri toprağın su emme kapasitesini artırarak, daha fazla yağış sularının toprakta depolanmasına hizmet eder. Böylece satıh akışı ve dolayısıyle erozyon riski azalır.

Ayrıca bitkiler kökleriyle de toprağı tutarlar. Hiçbir mania olmayan tarlalarda selin hızı saniyede 0,6 — 1 m olduğu takdirde toprak taşınmaya başlar. Oysa iyi yetişmiş ayrık otu saniyede 2.5 m hızla akan suya karşı bile iyi mukavemet göstermekte ve toprağı muhafaza etmektedir. Eğer yağmur damlaları daha büyük olup, daha fazla kinetik enerjiye sahip olsalardı veya bitkilerin bu fevkalade muhafaza güçleri olmasaydı, erozyon hadisesinin önüne geçmek mümkün olmayacaktı. Bilhassa arazilerin % 80 inden fazlası % 15 in üstünde eğime sahip olan memleketimizde daha vahim neticeler ortaya çıkacaktı.

Hiç yeni toprak oluşmayacağı kabulu ile tabii orman örtüsü altındaki 17.5 cm kalınlığındaki toprağın erozyon ile kaybolması için geçecek süre 500.000 yıl olmasına mukabil, çıplak arazide bu süre 5 yıldır. 0 halde bu müthiş erozyon hadisesinin mesulü, tabiata yanlış müdahale eden insanoğlunun kendisi değil midir?

Ormanların plansızca tahrip edilmesi, ziraat yapmaya elverişli olmayan arazilerin ziraata açılması, mevcut ziraat arazilerinde hatalı toprak işleme ve ekinlerin uygun bir münavebeye tabi tutulmaması erozyonu hızlandırmaktadır. Fazla erozyona maruz kalan araziler, zamanla bitki yetişmesine elverişli olmayan dere ve kayalıklar haline dönüşmektedir.

Bitki örtüsü tahrib edilmemiş ormanlarda ve planlı ziraat yapılan sahalarda da çok az erozyon olmaktadır. Ancak bu, yeni oluşan toprakla dengelenir. Bu şartlarda meydana gelen tabii erozyon vadi ve ovalara ormanlardan humus taşıyarak bu toprakları münbit hale getirir. Bugünkü mühim zirai sahalarının bir kısmı su erozyonu ile taşınan materyalin denizleri doldurmasıyla meydana gelmiştir. Bunlara misal olarak Menemen, Söke, Çarşamba, Bafra ovaları gibi verimli ovalar gösterilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Erozyon ile verimli ovalar meydana geliyor diye ormanların tahrip edilmesi ve erozyona zemin hazırlanması gibi bir düşünceye kapılmamalıdır. Bu mevcut toprakların yok edilmesi, elden çıkması ve belkide denizlerin derinliklerine taşınması demektir. insanın tabiattaki muazzam dengeyi anlamadan, yanlış müdahalesi erozyonun hızlanmasında en mühim sebebi teşkil etmektedir. Eşya ve hadiseleri istifade edilmek üzere kendilerine bir lütüf gören milletler hadiselerin sırrını kavramış ve tabiata hep yerinde müdahale etmişlerdir. Nitekim büyük bir devlet adamı ve kumandanı olan Fatih “ormanlardan bir dal kesenin başını keserim” diyerek, meselenin ehemmiyetini ortaya koymuştur.

Ancak böyle bir idrak ve anlayışla erozyonun hızlanması önlenebilecek ve tabii normal erozyonla dağların humusu ovalara taşınabilecektir. Evet erozyon da, ateş gibi insanlığın hizmetindedir, yalnız istifade etmesini bilmek şartıyla...