Sızıntı Arşivi

Aralık 1988 · s. 424 · 3 dakikalık okuma

Gerilim

Haşim Şafak · Edebiyat

Tarih, ibret halkalarıyla dizilmiş bir zincir gibidir. İnsan bu halkalara dikkatlice bakınca, her gelenin gittiğini, her gidenin dönmediğini katiyyen anlar ve neticesinde sonsuzluğa yönelir.

Tarih, bir zekâ geliştirme levhasıdır. Tarihçi hadiselerin sebep ve neticelerini inceleyerek, tarihi şahsiyetleri yargılar, bir takım çözüm yollarına da ulaşabilir. Bir tarihçi bu noktayı şöyle ifade eder: hiç bir hâkim tarihçi kadar uçsuz bucaksız alanlarda hükmetmemiş, karar vermemiştir. “(1)

Bunlardan başka, tarihin bir de milletler için metafizik güç ve enerji kaynağı olması yönü vardır ki; cihan çapında tesirli hamleler bu enerji sayesinde gerçekleşir. İşte bu potansiyel de, nice milletler içerisinde en çaplı bir şekilde bizim tarihimizde bulunmaktadır.

Batı ise hep böyle bir güçten mahrum kalmış, enerjisini kinden ve menfaat hırsından ala gelmiştir. Bu yüzden bizim kendi mazimize yönelmemiz, onu devamlı rahatsız etmiştir. İçimizdeki bir takım talihsizler de tarihi gerçeklerimizi öğrenmemizi gerileme tabiriyle vasıflandırmışlardır. Fakat mazimizi karalayıp, onunla aramızda derin uçurumlar meydana getirmek, aldanmışlıktan başka bir şey değildir. “Şuna inanmak yerinde olar ki, devrini tamamlamış ve umumi hafızasına devrolmuş tarih realiteleri, vakti geçmiş, vazifesi tamamlanmış keyfiyetler değildir. Belki geleceğin temelini teşkil ettiği için cemiyet olarak, büyük bir uyanıklık ve şuurlu bir tecessüsle üstünde durmamız gereken gerçeklerdir. Zira istikbalin kulağına söylenecek söz, gözüne gösterilecek istikamet, vadesini tamamlamış bu tarih hazinesinin derinliklerinde saklıdır.”(2) “Devrimizde, tarih şuurunu taşıyan milletler için, milli kudret ve medeniyet hamlelerinde bu hazineden faydalandıkça, tarihin onlar için faydası vardır. “(3) Milletimize iyi bir tarih şuuru verebilmek için de “milli şerefin dayandığı gerçek zaferleri ona tanıtarak, milli zaferlerin hatıralarını yaşamak, onları gönüllerde ve hafızalarda canlı tutmak, onların devam fırını sağlayıcı iradeye yükselmek gerekmektedir.”(4)

“Geçmiş geleceğin malzemesidir.”(5) Ve “tarihi sürekliliğini kaybeden bir millet her şeyini kaybetmeye mahkûmdur.”(6) Cihan çapında söz sahibi olmak isteyen bir millet de, tarihi kimliğine sahip çıkmalı, tarihi misyonunu ihmal etmemelidir. “Esasen İsrail’in 2000 yıl sonra yeniden doğmasının sırrı, tarih şuurunun bu çok uzun zaman içinde bir an bile zayıflamamasındandır. “(7)

Özellikle bizim insanımız için, inancının en iyi şekilde temsil edilip kavgasının hakkıyla verildiği ve Rehberinin yaşadığı asır olan Asr-ı Saadet, en büyük kuvvet merkezidir; tarih boyunca da böyle olmuştur. O Kutlunun işaretiyle Bizans derbeder edilmiş, O’nun beşaretiyle İstanbul fethedilmiş, cihangirlerimiz O’nun tebliğ ettiği iklim içinde yetişmiştir. Selahiddinler, Ertuğrullar, Muratlar, Fatihler ve Yavuzlar İslam inancının ışığı altında yürümüşlerdir. Bu şekilde bizim tarihi değerlerimiz, ideallerimiz ve inancımız sayesinde; dünü, bugünü ve yanal kucaklayarak bütün zamanla kuşatmış, süreklilik kazanmıştır. Hal böyle olunca, meşru dairede mazimize sahip çıkmamız ne bir “yerinde sayma”, ne de bir “gerilemedir”; aksine “gerilme” ve canlılık kazanmanın ta kendisidir.

Çerçevemizin alabildiğine daralmış olduğu bu asırda, dev şahlanışlara doğru koşabilmek, bir ölmeyi binler derilmelere çevirebilmek içini canlılığa ne kadar muhtaç olduğumuz aşikârdır. Karamsarlığa da gerek yoktur ki: “Coğrafya sınırlarının daralması tarih şuur ve mefahirinin yok olmasına yol açmaz, aksine geçmişin tahlili ile yükseliş ve çöküş devrelerindeki sebep netice zinciri halkalarının tesbiti; güzel, müreffeh, huzurlu ve bereketli bir geleceğin müjdelerini hazırlar”(5)

Kim bilir, tarih daha nice gerilimlere vesile olacak ve tarihçi de hangi muştularla karşımıza gelecek?

Haşim Şafak

kaynaklar:
1) Yılmaz öztunA, Türkiye Tarihi c.1 st,. 13
2) Samiha Ayverdi, Osmanlı Asırları e. 1. sh. 8.
3) Prf.Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Tarihi sh. 37.
4) Pral.Or. Emin Bilgiç, Milli Kültür c.1, sayı 9.
5) Cemil Meriç, Kültürden Irfana sh.79
6) Peyami Safa, Terc. 5 Eylül 1959.
7) Yılmaz Öztuna, A.g.e. sh. 15.
6) Ilhan Bardakçı, İmparatorluğa Veda, sh. 8.