Sızıntı Arşivi

Aralık 1988 · s. 425 · 4 dakikalık okuma

Dirilen Bitkiler

M. Sami Polatöz · Doç.Dr. · Botanik

İki milyonun üzerindeki canlı türü, kendilerine verilen hususi kabiliyetlerle, adeta hiçbir yeri boş bırakmayacak şekilde yeryüzüne dağılmışlardır. Yüksek dağların karlı tepelerindeki karçiçeklerinden ve orada yaşayan hayvanlardan, deniz diplerindeki güneş ışığına ihtiyaç duymadan yaşayan hayvanlara kadar her saha, o şartlara uygun canlılarla donatılmıştır. Burada bizim üzerinde duracağımız türler ise; sıcaklığın herşeyi yakıp kavurduğu kızgın çöllerde hayatiyetini devam ettiren bitkilerdir.

Ekologlar, çöl bitkilerinin kuraklık karşısında üç temel taktik uyguladığını tespit etmişlerdir: Saklanma, suyu muhafaza ve tahammül etme.

Kuraklığa karşı kaçamaklı bir yol takip edenlerin en iyi örnekleri yıllık bitkiler olup kurak zamanlarda çok dayanıklı tohumlar halinde toprağın altında bulunurlar. Güneş çiçeği familyasının büyük bir kısmını ihtiva eden bu türlerde, bitkinin gövde kısmı tohum bıraktıktan sonra tamamen kurur. Bundan sonra tohumlar, filizlenmelerine sebep olacak bol suyun geleceği zamana kadar toprağın altında uykuda kalırlar. Kuraklıktan suyu muhafaza eden türlere ise, su kaybını azaltıcı yahut su tedarikini artırıcı yahut da her ikisini birden sağlayacak mekanizmalar verilmiştir. Mesela: Kaktüs, sabır otu, avizeağacı gibi bitkilerin etli yaprak ve sapları bitkinin su depolama kapasitesini arttırır. Ani kuraklıkta çok işe yarayan bu su depoları, aynı zamanda su kaybını azaltıcı mekanizmalar ile de güçlendirilmiştir.

Şüphesiz ki, üç taktik içerisinde en enteresan olanı, “dirilen bitkiler adıyla meşhur olan bir grup bitkinin uyguladığı tahammül metodudur. Saklananların ve su depo edenlerin aksine bu bitkiler, hemen hemen tamamen susuzlukta yaşayabilirler. Bitkideki su potansiyeli, kuraklıkta normal haldekinin %3’üne kadar düşebilir ve bu anda bitkide hiçbir metabolik aktivite ölçülemez. Dıştan bakan birine göre ölü görünen bu bitkiler, çöl yağmurlarının gelmesi ile birlikte yeniden dirilişi hatırlatırcasına, programlandıkları gibi aniden canlanır ve normal metabolik faaliyetlerine başlarlar.

Yeniden dirilme hadisesi, birçok bitki türünde görülmektedir. Kurumaya tahammül; algler, likenler, yosunlar gibi dam arsız bitkiler- de sık rastlanmakla birlikte eğreltiotu familyasından çiçekli bitkilere kadar birçok damarlı türde de görülmektedir. Dirilen bitkiler küçük olup yaprakları kuraklık zamanı içe doğru kapanmaktadır. Dirilen bitkilerin en meşhurlarından birisi, eğreltiotu familyasından Selaginella lepidophylla’dır. Bu tür, Kuzeydoğu Meksika’nın Chihuahvan çölünde çoklukla bulunmakta ve Batı Teksas’a kadar yayılmaktadır. Genellikle bu çölün en sıcak ve en kuru kısımlarında bulunur.

Sözü, bu bitki türleri üzerinde uzun seneler araştırma yapan Vanderbilt Üniversitesi’nden Prof. Willianı G. Eickmeier’e bırakalım: “Bu enteresan türlerle ilk karşılaşmam, 1968’de üniversite öğrencisi iken Büyük Bent arazisine yaptığım bir gezi sırasında olmuştu. Görünüşte ölü olan bu bitkilere su dökerek onların birkaç saat içerisinde parlak yeşile dönmesini seyretmek gezinin en ilgi çekici kısımlarından biriydi. Bu hadiseden on yıl kadar sonra, talebeyken karşılaştığım bu hadiseyi birçok defalar laboratuarda tekrarladım. Kuru bitkiler birkaç dakikalığına su dolu bir behere batırılıyor, sonra da kökleri su ile kaplanacak şekilde bir kaba konuyordu. Ani canlanmaları hakikaten şaşırtıcıydı. Yağmura bu kadar çabuk cevap vermelerini sağlayacak fıtri hususiyetlerinden bazıları, çalışmaların ilk başında hemen anlaşıldı. Bu bitkilere yaygın, fakat derin olmayan ve suyu hızla alabilen bir kök sistemi ihsan edildiğinden, gövde ve yaprakların suyu doğrudan ve hızlı bir şekilde almaları mümkün olmaktadır. Kurumuş bitkiler suyu emince, alt kısımlardaki kahverengi yapraklar açılmaya başlar ve klorofil muhafaza eden üst kısımlar açığa çıkar. Dalların üst kısımlarındaki hususi hücrelerin genişlemesine sebep olan bu açılma hareketi tamamıyla mekaniktir. Ölü bitkilere bile su verildiğinde üst dallarda açılmalar görülebildiği için, gerçek dirilmenin ne olduğunun iyice ortaya konulması gerekir.

Gerçek fizyolojik dirilme için, su verilen bitki, normal metabolizmasına kavuşmalı ve fotosenteze başlamalıdır. Normale dönme hadisesini tespit etmek için ise, karbondioksit alışverişini ölçecek aletlere ihtiyaç vardır. Karbondioksit bırakılması ile ölçülen teneffüs aktivitesi S. Lepidophylla bitkisinde suyun gelmesi ile başlar. Bitki ışıkta sulanırsa ilk fotosentez belirtisi yaklaşık üç saat sonra görülür. Yaklaşık beş saat sonra ışıktaki bitkiler teneffüse sahip olurlar; bu noktadan sonra net fotosentez hızı sürekli olarak artar. İyi şartlarda fizyolojik dirilme 24 saatlik sulandırma sonunda tamamlanır.

Bu dirilme bitkinin %97 suyunu kaybetmiş ve uzun ire susuz kalmış olmasına rağmen şaşırtıcı derecede hızlıdır. S. Lepidophylla çok çabuk dirilmelidir, çünkü yağmurlar çok seyrektir ve yılda 25cm’i geçmemektedir. Bunun da ötesinde sıcak yaz aylarında su çok çabuk buharlaştığından, yağmurun faydaları kısa süre tesir eder. 25cm’den fazla olan yağmurlar bile bitkinin 2–5 gün aktif kalmasına sonra ise tekrar uykuya dönmesine yol açar. Yılda ortalama 3–7 hafta aktif olduklarından dolayı su geldiğinde en iyi şekilde hareket etmek mecburiyetindedirler.

Yağmur geldiğinde hızla biyolojik aktivitesini kazanma, bu işin sadece bir yönüdür; diğer yönü dirilmeye vesile olan yağmurlar arasındaki vakitte canlı kalabilmektir. Bazen kuraklık çok uzun sürebilir ki, bu çölde sık rastlanan bir durumdur. Laboratuarda 1,5 yıldan fazla kuru olarak saklanan bitkiler nemlendirildiğinde fotosentez hızları düşmesine rağmen yine de aynı hususiyetlere sahip olmak tadırlar. İyi bir tahminle bu bitkiler iki veya üç yıl susuz kalabileceklerdir ki, bu kapasite de zaten onlar için yeterlidir. Kurumuş bitkilerin aniden canlanması misali, acaba bir büyük hakikati aklımıza yakınlaştırmak için gözler önüne serilmiş olamaz mı?

Y. M. M. Sami Polatöz