Sızıntı Arşivi

Ocak 1982 · s. 13 · 4 dakikalık okuma

Fosiller Hayır Diyor

M.Reşit Soylu · Bilim Felsefesi

Yaradılış akidesi ve buna inananların dünyadaki yerleri gittikçe kuvvetlenmekte­dir. Londra’da, Mr. Buzz’un, biyokimyacı ve dalında söz sahibi Dr. Duane Gish’le yap­tığı röportajı aşağıya alıyoruz.

“Evrim”, hayatın milyonlarca yıl önce tarih öncesi bir denizden yavaş yavaş çıktı­ğını ve “evrimleşerek” çeşitli hayvan türle­rini aşarak bugünkü insanın “oluştuğunu” söylüyor.

Dr. Gish de bu görüşü “saçma” olarak vasıflandırıyor ve bugün “evrim”in çehre­sinde açılan çatlaklara bir yenisini daha ekli­yor.

BUZZ: Yaradılışa inananlarla “evrimci­ler” nerede ayrılıyorlar?

Dr. GÎSH: “Evrimci”, hayatın ve kâina­tın kaynağının “tabiî olaylarla” izah edilebildiğini söyler ve der ki: Kâinat ve hayat ka­rışık, düzensiz durumdan kendi kendine gelişmiştir.

Yaradılışa inananlar ise; bunun imkânsız olduğunu söylerler. Biz ilmin kanunlarından ve mevcut fosil arşivlerinden aldığımız ma­teryalle diyebiliriz ki; kâinat karışık bir du­rumdan, bugün içinde bulunduğumuz kompleks sisteme kendi kendine gelemez. Hayat kendiliğinden tezahür edip, şimdi var olan milyonlarca türe kendi kendine deği­şemez. Onların hepsini yaradan, tabiatüstü, bir güç olmak lazımdır. Çok kuvvetli olarak bunu gösteren delillere güveniyoruz.

— Ne gibi deliller?

— Meselâ, termodinamiğin ikinci kanunu: “Kâinatımızda herşey bozulmakta olup, umumî olarak düzensizliğe bir gidiş vardır.” izole edilmiş natürel bir sistem için (ki o bizim kâinatımızdır) karışık düzensiz bir du­rumdan başlamak ve düzenli bir duruma ilerlemek imkânsızdır. Isac Asimov, bu kanunu şöyle hulâsa ediyor. “Bir odayı tamir et­mek için çok dikkatli ve ciddi çalışmak zo­rundayız. Bununla beraber kendi kendine bı­rakılan bir oda çabuk ve kolayca harab ol­maktadır. Onu hiç görmesek bile, tozlu ve küf kokulu bir yer halini alır. Evleri, makineleri, kendi vücudumuzu tam çalışır bir dü­zende tutmak ne kadar zor; onların bozulma­ları ne kadar kolay. Gerçekte elimizden ge­len birşey yok. Herşey kendi halinde durmu­yor, eskiyor, bozuluyor, çöküyor.” (Evrimi kabul edenlerden)

Bir “evrimci”, kâinatın izole, natürel bir sistem olduğuna inanıyor. Onun dışında hiçbir şeyin, yaratıcının olmadığını söylüyor. Herşeyin karışık bir dönemde başladığını ve kendi kendini düzenlediğini savunuyor. Bu, itirazsız kabul ettikleri termodinamik ikinci kanununa tamamen zıttır. Çünkü madde, ni­zamdan çok nizamsızlığa meyillidir. Nizam ve denge söz konusu ise, iyiye güzele, kemale doğru bir gidiş varsa (ki öyle olduğunu kendileri de kabul ediyor); bu nizamı kuran biri vardır. Düzensizlik kendiliğinden olur, daha doğrusu bir dış güç ve kuvvet tesir et­meden, madde kendi yapısı icabı bozulabilir, mevcut halinden daha basit hale dönebilir. Bu bakımdan da maddeci bir anlayışa sa­hip olan “Evrimcilerin” fikrini, ilim ve man­tık açısından kabul etmek imkânsızdır.

Yaradılış akidesine inananlar, tamamıyla ilim dışı olan “evrim teorisi”ne karşı çıkı­yorlar. Onlar, kâinatın dışında, onu yara­tan ve onda bu yüksek nizamı koyan ve halen de devam ettiren ve onu yine yok ede­cek olan bir yaratıcı olması gerektiğini iddia ediyorlar.

—Evrimi mahkûm eden diğer delil ne­dir?

—İhtimal kanunlarıyla alakalı delil (Bir şeyin vuku bulma, ortaya çıkma şansının ihtimali),

“Modern evrim teorisi”ne göre, bütün evrim, eninde sonunda mutasyona dayanmaktadır. Mutasyon, genler veya kromozomlardaki değişikliktir. “Evrimciler bu tesadüfî değişiklerin, gelişmiş bir insana varın­caya kadar, hayatı gittikçe kompleksi eştir­diğini söylüyorlar.

Mutasyon hızını tahmin etmek ve “evrim”in muayyen değişikliklerini meydana getirmek için ne kadar olumlu mutasyona ih­tiyaç duyulduğunu bulmak mümkündür. Me­selâ, bir amipin bir insana değişmesinin ne kadar zaman, aldığını veya alacağını hesap­layabiliriz!..

Bazı matematikçilere göre (ki evrimci olanlar da dâhil) cevap; “evrimci” lerin dünyanın var olduğunu söyledikleri 5 milyar yı­lın milyar kerelerine ulaşır. 5 milyar yılda olsa bile tesadüfî işlemlerin yaratıcı olama­yacağı ilmî bir gerçektir.

—Fosiller neyi gösterir ve nasıl delil olur­lar?

—Yaradılış akidesi şâyan-ı dikkat şekilde fosil arşivine uygundur. Evrim ise tam zıttır.

Şayet hayat, “evrim”cilerin dediği gibi, basit bir tek hücreli organizmadan gelişerek şimdi var olan milyonlarca türe ulaşmış ol­sa idi; yarı balık, yan kuş, yarı reptil, yan maymun, yan insan gibi hayatın ara tipleri­nin çok sayıda fosilleri olması gerekirdi.

Bununla beraber, yaradılış akidesine göre; hayat, ara soylar olmadan birden zuhur etti. Bu bir vakıadır ve fosil arşivleri de buna uygun olup birçok yönden buna delil ol­maktadır.

Deniz kestanesi gibi kompleks hayvan­lar fosillerde görülmekle beraber, ara nesiller görülmemektedir. “Evrim”cilere göre balık, hem suda hem karada yaşayan hayvanlara tekâmül etmiştir. Bu takdirde yüzgeçlerin ayaklara ve bacaklara tekâmül ettiğini gös­teren ara tipler olması gerekmektedir. Bu­nunla beraber, en eski bilinen amfibiler ayak ve bacaklara, balıklarda yüzgeçlere sahiptir­ler. İkisi arasında bir bağ yoktur ve bütün hayvanlar için bu böyledir. Bir ara nesil se­risi bulunmamaktadır.

—Karşısında birçok delil olduğu halde, ilim adamları niçin bu kadar “evrimi” tutuyorlar.

- Tek alternatifin “evrim” olduğunu zannetmeleridir. Yani, ikinci alternatif araştırma masasına konulmamış ve üzerinde hiçdüşünülmemiştir. Britanyalı biolojist D.M.S. Watson diyor ki: “Uzun süre önce (1929) ev­rim, mantıkî deliller olmaksızın ortaya atıldı. Bazı materyalist ilim adamları ona inandılar. Çünkü karşılarında inanma di klan tek alter­natif olan yaradılış vardı. Haliyle bunda o zamanki kilisenin rolü büyüktü.

Britanyalı ilim adamı Sir Julion Huxley ve diğerleri; onların Allah inancından mah­rum oldukları için bu yola başvurmak zo­runda olduklarını söylemişlerdir. Bütün “evrim”ciler şüphesiz ateist (inançsız) değildir. Ancak, çoğunun ateist olduğu ve herşeyi ta­biî ve tesadüf? olaylarla izah etmeye çalış­tıkları da bîr gerçektir. Onlar öyle çalışma­ları gerektiğine inanmaktadır. Bu yüzden de peşin olarak kabul ettikleri bu temel görüş­leri, onların birçok gerçekleri görmelerine engel olmuştur.

Bugün “evrim”in, ilim adamlarının ileri gelenlerinin doktrini imiş gibi gösterilmesi­nin sebebi üzerinde, bir ilim adamı olarak durmam gerekirse: Bunun sebebi, eğitimin ve ilmi kuruluşların, mekanizma ve materyaliz­me has felsefe tarafından baskı altında tutulmalarıdır. Bu fikrime katılan bazı evrimciler de vardır ve itirafları da mevcuttur.