Sızıntı Arşivi

Temmuz 1990 · s. 259 · 3 dakikalık okuma

Fikirlerimiz

Bilal Özcanlar · Edebiyat

Bazı beyinlerden fikir sızmıyor. Bazı­larından damla damla, bazılarından şırıl şırıl, bazılarından da gürül gürül akıyor. Fikir ışıktır. Onunla görür ve anlarız. Güze­li çirkini, iyiyi kötüyü, faydalıyı zararlıyı onunla farkederiz. Güzelliklerden ve iyilik­lerden haz, çirkinliklerden ve kötülükler­den elem duyarız. Buna göre insan düşün­düğü kadar yaşar, yaşadığı kadar hisseder.

Bir dimağın fikir üretmesi kendiliğin­den olmadığı gibi kolay da değildir. Bir arının bal üretebilmesi için, binlerce çiçeği ziyaret edip, kilometrelerce dolaşması, zihin ve dimağın fikir üretebilmesi için de kendi­ne malzeme bulabileceği zaman ve mekân­ları gezmesi, oluş ve keyfiyetleri incelemesi gerekir. Bu büyük bir cehd, bir irade, aynı zamanda fıtrat meselesidir. İnsan için haya­tın sınırlan ne kadar geniş ise, düşünecek o kadar mevzu vardır.

Düşünmeyi kolaylaştıran hatta sağ­layan vasıtalar vardır. Düşünmekten kork­mayan, bilakis onu insani hayatın tezahü­rü kabul edenler, behemehal bu vasıtaları kullanmalıdırlar. Bu vasıtalardan bazıları şunlardır:

1) OKUMAK: Gayesine uygun oku­mak bizatihi düşünmektir. Dikkatle oku­nan her kelime bir şifre, her cümle bir anahtar, her kitap bir kapı olup, insana ye­ni ufuklar açar, yeni hedefler gösterir. Zihne, üzerinde düşünebileceği malzemeyi verdiği gibi, düşünmenin kaidelerini öğre­tir, sınırlarını tayin eder. Fikirleri donuk­laşmaktan korur. Düşünceler farklı bile ol­sa, okuyan insanlarla konuşmak hem ko­lay, hem zevkli, hem de faydalıdır. İnsan bunlar sayesinde daha önce farkına vara­madığı yeni bakış açılan kazanır. Okuma­yanlarda fikr-i sabitler çok mukavimdir. Gerekirse değiştirilebilecek bir fikirleri bulunmayanlar, değişebileceği ihtimalin­den korktukları için her düşünceye karşı bir kalkan gibi önyargılarını siper eder­ler. Okumak fikirleri geliştirmekle kal­maz, onlara esneklik kazandırır. Okuyan insan tenkitten korkmaz. Zira tenkidin zihindeki boşlukları doldurduğunu bilir.

Okumanın ilk şartı anlayarak okumaktır. Anlamanın ise, okunan ibareyi anlamak­tan, ruhunu anlamaya kadar dereceleri var­dır. Bir kitabı önce kendimiz için okumalı­yız. Onu, başkalarına aktarmak için malzeme bulabileceğimiz bir depo gibi görmeme­lidir. Ayrıca, her konuda azçok birşeyler bilmektense, az şeyi çok iyi bilmek daha fay­dalıdır. Bu konuda başkalarının tecrübe ve tavsiyelerinden de faydalanılabilir. Fikrine, ilmine, zevkine itimat ettiğimiz birisinin daha önce okuyup beğendiği bir kitab ter­cih edilebilir.

2) SOHBET: Sohbetleri iksir gibi öyle insanlar vardır ki, onlarla bir saat hemdem olmak, bir kitab okumaktan daha faydalı olur. Lafza bürünmüş fikirler gibi, bunların ağızlarından dökülen her kelime birer me­saj olup, kafamıza ve gönlümüze nüfuz ede­rek, fikri ve vicdani potansiyelimizi hareke­te geçirir, onlara yeni buutlar kazandırır. İnsan kitaplarda ne bulursa onu okumak zorundadır. Üstelik kitaplar sorularımıza da cevap veremezler. Çünkü işitmezler. Sözü edilen kişiler ise, okuduklarını hazmettikten sonra süzerek, süsleyerek ve kendilerini de katarak takdim ederler. Kitaplardaki fikir­ler, bunların idrâk ve kemâlleriyle hayati­yet kazanmış olarak bize ulaşır, kuru ve na­zari olmaktan kurtulmuş olurlar. Bunun içindir ki: "Sohbette insıbağ vardır."

3) TEFEKKÜR: Tefekkür zaten düşün­mek demek olduğuna göre, esas mevzunun bir şartı gibi ele alınmasının sebebi şudur: Tefekkür, içinde tefeyyüz mânâsı da gizli bulunan, zihni yönlendirerek, bilerek ve isteyerek, bir hedefe yönelik, iradi ve fay­dalı bir düşünce şeklidir. Bazen bir saat tefekkür, düşünülmeden yapılan bin yıllık amelin sonunda anlaşılamayan gerçeklerin kapısını aralar. Tefekkür, bilmenin de öte­sinde anlama, tanıma ve idrâk etme ameliyesidir. Görmekle bakmak aynı olmadığı gibi, bilmekle tanımak da aynı değildir. Görenler çoğu zaman neyi gördüklerinin bile farkına varamadıkları halde, bakanlar hem gördüklerinin, hem de neyi gördüklerin farkındadırlar. Bilmekle anlamak da böyle. Tefekkür anlamaya çalışmaktır. Sa­dece bilmek anlamış olmayı gerektirmedi­ği halde, tefekkür hem bilmeyi, hem an­lamayı, hem de tanımayı tazammun eder.

İnsanın fikirleri ve düşünceleri üzerin­de müessir olan daha pekçok faktör sayı­labilir. Asıl önemli olan bunları teker te­ker tesbit etmek yerine, düşünmekteki gayeyi ve hedefi tayin edip, her imkân ve fırsatı o ölçüye göre değerlendirmektir.