Sızıntı Arşivi

Ocak 1998 · s. 564 · 4 dakikalık okuma

Felç Tedavisinde Keşfe Bir Adım Kala

Nur Aytekin · Nörofizyoloji

Dünya, koskoca kâinatın içinde bir nokta kadar bile yer tutmaz. Bu kadar küçük bir cismin içindeki insanlar ise, Dünya’ya göre bir noktadır. Geceleyin gökyüzüne baktığımızda nasıl yıldız ve gezegenler bizi hayrete düşüren bir güzellik sergiliyorsa, kâinattaki küçücük noktanın içindeki noktacığın yani insanı incelediğimizde de aynı hayret ve şaşkınlığa düşeriz. Böbreklerin süzme, karaciğerin şeker fabrikası, akciğerin havadan oksijen alması, kalbin kanı pompalaması.... Bu organların hepsi birbiri için çalışır, birbirini kollar. Bunların kontrol merkezi ise beyindir. Beyin, bir telefon santrali fonksiyonu görerek, organlar arasındaki iletişimi ve koordinasyonu sağlar. Başta beyin olmak üzere, merkezi sinir sistemi olarak adlandırılan yoğun sinir dokusu vasıtasıyla vücudumuzun her noktasında neler olup bittiğinden haberdar olunur, buna göre de organların çalışması düzenlenir. Telefon santraline benzettiğimiz beyin ve omurilikten geçen telefon kablosu mesabesindeki binlerce sinir lifinden bir tek sinir koptuğu zaman, ilgili organla haberleşme kesilir. Artık o organa yapılan herhangi bir temas hissedilmez ve merkezden de organa iş gördürücü emirler iletilmez. Özellikle trafik kazalarında karşımıza çıkan omurilik zedelenmesinde, kablosu kopuk telefonun durumu gibi, beyinden gelen emirlerin, vücudun kol, bacak vb. organlarına gitmesi engellenir ve bu durumda kesilen sinirlerin hitap ettiği sahanın büyüklüğüne bağlı olarak değişik derecede felçler ortaya çıkar.

Vücudumuzdaki merkezi sinir sisteminin dışında kalan çevredeki sinir hücrelerinin çoğu yavaş da olsa, diğer doku hücreleri gibi hasara uğradıklarında yenilenirler. Fakat beyin ve omurilik gibi merkezi sinir sistemi hücreleri, bu hücrelerden farklıdırlar. Bunlarda da sinir demetleri önce kendini tamire başlar, fakat daha sonra yaralanan yerde bozulmalar olur. Bu yüzden çoğu kez hastalar tekerlekli sandalyeye mahkûm olurlar.

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda omurilikte olan iletim bozukluğunun daha önce düşünülenlerin aksine kesik yerdeki omurilik sinirlerinin tamir mekanizmalarının eksikliğinden ileri gelmediği ortaya çıkarılmıştır. Bunun yerine, kontrol edilebilecek başka türlü bir tesirin, sinir hücrelerindeki tamir mekanizmalarını çalıştırmayarak, felce yol açmış olabileceğini düşündürmektedir. Bu gelişmeler de zedelenme sonucu meydana gelen felç hastalığının devasının birgün bulunacağı ümitlerini artırmaktadır.

New York’taki Kanser Araştırma Merkezi’nden Nurit Kalderon ve Zvi Fuks, omuriliklerinin sadece bir bölümü kesik olan fareler üzerinde çok başarılı deneyler yaptılar. Araştırmacılar, omurilik zedelenmesinden sonra üç hafta boyunca, yüksek dozlu X ışınlarına maruz bırakılan kesik bölgedeki hücrelerin, karşı tarafa doğru geliştiğini ve normalde ortaya çıkması beklenen felç tipindeki bozuklukların meydana gelmediğini keşfettiler.

Daha sonra yapılan deneylerle, X ışınlarıyla sinir uçları tedavi edilen omurilik sinirlerinin belli bir zaman içerisinde, hasar bölgesinden karşı tarafa uzayarak ilerleyebileceğini doğruladılar.

Michal Schwartz ve meslektaşları, bir farenin kopmuş göz sinirlerinin yeniden teşekkülünü uyaran değişik bir sistem kullandılar. Araştırmacılar, önce bağışıklık sistemine ait hücreler (makrofajlar) ile merkezi sinir sistemi dışından kendini tekrar yenileyebilen (bacaktaki siyatik sinir hücreleri gibi) hücreleri bir araya koydular. Daha sonra, aslında mikropları yeme ile vazifeli bu makrofajlar göz sinirlerinde zedelenen yere enjekte edildi. Siyatik sinirleriyle 24 saat bir arada bırakılan makrofajlar, göz sinirlerinin kesilen boşluklarında büyüdüler. Schwartz, memelilerin merkezi sinir sisteminin, bağışıklık sistemine ait bazı hücrelerin fonksiyonlarını engellediğini düşünüyordu.

Merkezi sinir sistemi dışındaki dokulara herhangi bir mikrop bulaştığında, mesela elimize mikroplu bir diken battığında, bağışıklık sisteminin yiyici hücreleri buraya gelerek mikroplarla mücadeleye girişirler. Bu mücadele sonucunda ölen mikroplarla birlikte bağışıklık sistemine ait hücrelerin de bulunduğu iltihap meydana gelir. Şayet beyin gibi merkezi sinir sistemine ait organlarda da böyle iltihaplar meydana gelseydi, tıpkı beyin kanamasında olduğu gibi, beynin bazı bölgeleri oksijensiz kalarak ölüme kadar varan arızalar ortaya çıkarabilecekti. Memelilerin merkezi sinir sistemi, belki de beyni harap edecek böyle iltihapları önlemek için bağışıklık sistemi hücrelerinin fonksiyonunu engelleyen bir yol kullanıyor ve böylece merkezi sinir sistemi, iltihap gibi ciddi hasar veren etkilerden kurtuluyordu. Schwartz’a göre, bağışıklık sisteminin etkisini merkezi sinir sistemindeki kimsenin şu anda bilmediği Wise Yang adlı meşhur araştırıcı ise, “Kalderon’un elinde, X ışınlarıyla iyileşmeye sebep olan önemli bir olayın olduğu kuşkusuzdur” diyor ve Kalderon’un deneylerinin tekrarlanması gerektiğinin de önemini belirtiyor. Çünkü, tedavi edilmeyen bir molekül engellemektedir

New York’taki Üniversi’ndeki Wise Yang adlı meşhur araş tırıcı ise, “Kalderon’un elinde, X ışınlarıyla iyileşmeye sebep olan önemli bir olayın olduğu kuşkusuzdur” diyor ve Kalderon’un deneylerinin tekrarlanması gerektiğinin de önemini belirtiyor. Çünkü, tedavi edilmeyen hafif yaralı fareler, sık sık şaşırtıcı bir sürprizle iyileşebiliyorlar. Hattâ bazen tekrar yürüyebiliyorlar. Young’ın dikkat ettiği diğer bir konu da şu: “Dışarıdan gelen bazı bulaşıcı etkiler, Kalderon’un metoduyla tedavi edilmeyen hayvanlarda omuriliğin iyileşmesi açısından daha kötü sonuç vermiştir. Durum böyle olunca, X ışınlarıyla tedavi edilen gruplar tedavi edilmeyenlere göre sanki daha iyi görünebilir.” diye düşünüyor.

Schwartz’ın, az bir miktar hayvan üzerindeki deneylere dayanarak elde ettiği bu sonuç, bazı araştırmacılarda ister istemez şüphe uyandıysa da gelecek açısından çok büyük ümitler vaat etmektedir. Merkezi sinir sisteminin bağışıklık fonksiyonlarını engelleyen bazı biyokimyevi yollardan başka, belki de önemli bir elementin eksikliğinin buna sebep olabileceğine de dikkati çekenler vardır.

Omuriliğin tamiri için yapılan çalışmalar değişik enstitüler tarafından da sürdürülerek değişik başarılar elde edilmektedir. Mesela, Stockholm’deki Kardinska Enstitüsü’nde Henrich Ceng, Yihai Cao ve Lars Olson adlı araştırmacılar, farelerin bir bölümünün omuriliğini kopardılar ve vücudun diğer bir parçasından taşınan sinirler ile boşluğa köprü kurdular. Daha sonra büyüme faktörü ihtiva eden bir protein yapıştırıcısı eklendi ve bir müddet sonra fareler, arka uzuvlarını tekrar kullanmaya başladılar.

Görüldüğü gibi, bu konudaki araştırmalar devam etmekte ve kısa zamanda sonuca varılabileceği ümit edilmektedir. İnşaallah yakın bir gelecekte, aynı neticeler insan üzerinde gerçekleştiğinde, tekerlekli iskemleye bağlanmış veya hastanelerde acı çeken binlerce insan için hem hayata yeni bir başlangıç söz konusu olacak, hem de “İhtiyarlıktan başka her hastalığın çaresi bulunacaktır.” müjdesini doğrulayan bir neticeye ulaşma yolunda, insanlık adına önemli bir mesaafe alınmış olacaktır.

Kaynak: Scientific American, Ocak 96.