Sızıntı Arşivi

Mayıs 1990 · s. 174 · 3 dakikalık okuma

Fatih'in Kış Seferi

Çetin Sungur · Tarih

Fâtih, Boğdan (Moldav­ya/Kuzey Romanya) sefe­rinden dönüp, Edirne'ye gel­diğinde (1476 sonları) Ma­car hududundaki akıncı ko­mutanlarından Mihaloğlu Ali Bey'den sınır ahvalini bildiren bir rapor geldi. Ra­porda, Macarların sınırdaki faaliyetleri bildiriliyordu.

Macar kralı Mathias Korvin Türklere karşı gerek Macar hududunun, gerek orta Avrupa’nın kilidi sayı­lan Belgrad'ın emniyetini temin için, Morava'nın Tuna'ya karıştığı nokta karşı­sında üç kale kurdurduğu gibi, Türklerin Belgrad'ı teh­dit eden iki mühim kalesine de taarruza geçmişti. Bu iki Türk kalesinden biri Belg­rad'ın batısındaki ve Sava nehri üzerinde bulunan “Sabaez” (Böğürdelen) istihkâ­mı ve diğeri de yine Belgrad'ı hedef alan Semendire kale­sidir. Bunların birincisi 1471 tarihinde Fâtih'in emriyle birdenbire sevkedilen 20 bin asker tarafından Macarların taarruzlarına rağmen büyük bir süratle inşa edilmiş bir Osmanlı kalesidir (1). “İs­lâm ucunda (sınırında) du­rup, müslümanlara ezâ etmek” (2), maksadıyla yapı­lan kalelerin etraflarına ge­niş ve derin hendekler ka­zılmış ve Tuna'dan açılan kanallarla bu hendekler su ile doldurulmuştu. Aynı za­manda da kaleler gelecek muharebelerde Türklere karşı bir ileri karakol gibi kul­lanılacaktı (3).

Fâtih, Boğdan seferin­den henüz yeni döndüğü halde, hiç durmadan tekrar sefere çıktı. Gerçi kış mev­simi gelmiş, kar ve buzdan yollar kapanmış olduğun­dan sefer zamanı değil idi. Lâkin sefere çıkılmadığı veya tehir edildiğinde âfet ve tehlike olduğundan, mevsi­min kış ve havaların soğu­ğuna bakılmaksızın o kale üzerine gidilmesine ve yı­kılmasına karar verildi. Bü­yük tarihçi ve Şeyhü'l-İslâm Sadeddin Efendi'nin ifadesiyle “o günlerde öyle kar yağmıştı ki, yüksek dağların tepeleri yığılan kar­larla âdeta gökyüzüne değ­mişti. Yolların buz tutmuş olması, seferin meşakkat ve güçlüğü, şehirlerde kalma­yı, kışın geçmesini bekle­meyi gerektirirken, o, kış seferinin zorluklarına kat­lanmayı “Saadet-i dareyn”, iki cihanda da mutlu olmak için uygun görmüş, Cenâb-ı Hak'ın dergâhına tevekkül ve Fahr-i Resul ruhâniyetine sığınarak sefere çıkmış­tır (4). Kar o kadar fazla­dır ki, “atlı yürüse çığırdan çıkamazdı. Ve hem kar atın üzengisinden dahî yukarı idi (5). Buna rağmen bin meşakkatle hisarların oldu­ğu mahalle vardılar (6).

Tuna kıyılarına geldi­ğinde, umulmadık bir man­zara ile karşılaştılar. Tuna soğuktan donmuştu (7). Güya ki, Sani-i Hakim Tuna nehri üzerine cisr-i billuriye (billur köprü) çekmiş ve Os­manlı askerleri bu buz köp­rüsünün üzerinden geçmişti (8). Ondört karış kalınlığın­da buz tutan Tuna üzerin­den toplar bile geçti (9). Mevsimin şiddetini Kemal-paşazade çok beliğ ve ve­ciz mısralarla anlatır:

Bozarub benzi sermadan semânun

Yanakları göğermiş asuma­nın

Soğuktan elleri düşmüş çınarun

Ayakları kurumuş cuy bârun”.

Düşmanın kaleyi savun­mak için yaptığı hendeklerdeki su da donmuştu. Biraz direnmek istemişlerse de Os­manlı ordusunun “pençe-i şikencesinde makhur olup” çaresiz olarak kaleleri teslim etmişlerdir. Teslim alınan kaleler derhal yıkılıp, yerle bir edilmiştir (1-Ocak1477).

Kendini rahat ve reha­vete kaptırmamış, her an her şeyden ayrılmaya hazır, vereceği mücadelenin doğu­racağı sıkıntıları, önceden yaşamaya alışmış ve bir asker gibi her an sefer em­rini bekleyen bu dinamik ruhların kan ve terleri üze­rine cihangirâne bir devlet kuruldu.

Yıldırımlar gibi karan­lık çağların bağrına inen bu insanlar rahatı zahmette, diri kalmayı ölüm ve ötesin­deki herşeyi hakir görmek­te, ebed-müddet varolma­yı şartlara göre kendilerini yenilemekte gördü ve ters­yüz edilmiş birer güç hali­ne geldiler (10).

Dünün fatihleri milletlerine ve insanlığa hizmet için gün, saat, mevsim bek­lememiş, şartların namüsait oluşu onları yüce idealleri için koşmaktan alı koyma­mıştır. Yarını fethedecek fatihler de bu evsafta insan­lar olacaktır.

Kaynaklar:

1) İ. Hami Danişmend; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, ist. 1947, C. 1. S. 336.

2) Mehmet Neşri; Neşri Tari­hi, Ank. 1987,c.2. s. 833.

3) Hoca Saadeddin Efendi, Tac'üt—Tevarih, İst. 1280, c.2, s. 561.

4) S. Tansel; Osmanlı Kaynaklarına Göre Fâtih, Ankara 1985, s. 187.

5) Aşıkpaşazâde; Tevarih-i Al-i Osman, ist.1332,s. 186

6) Mehmed Hemdemi Solakzade; Solakzâde Tarihi, ist. 1297, s. 256.

7) Tursun Bey; Tarih-i Ebu’l-Feth, İst. 1977, s. 173.

8) Saadeddin Efendi, a.g.e. s. 561.

9) İbn Kemâl; Tevarih-i Al-i Osman, VII, defter, Ank. 1957, s. 416.

10) M. Abdülfettah Şahin; Yi­tirilmiş Cennete Doğru, İzmir, 1988, s. 10.