Sızıntı Arşivi

Eylül 1989 · s. 26 · 3 dakikalık okuma

Evrimin Fosillerinden Yaratılışın Güzelliğine

Tarık Çelik · İnceleme

eyl89

Uzun yıllardan beri dünya kamuoyunu ve bilhassa bilim çevrelerini fazlasıyla meşgul eden "evrim teorisi" bugün artık tartışılmaktan öte, birçok bilim adamı tarafından da reddedilmektedir. Bu son gelişmelerin önemli bir sebebi de, genetik çalışmalardan ziyade, milyonlarca yıldır nesillerini devam ettiregelen canlıların, hayatlarını aynı özellikleriyle günümüzde de sürdürmeleridir. Aşağıda bunlardan birkaçını tanıtmaya çalışacağız "At nalı yengeci" veya "Kılıçkuyruk" adı verilen parmak büyüklüğündeki eklembacaklı, türünün bütün hususiyetlerini bütün orijinalliğiyle sürdürmede dünya rekortmenidir. Bu canlının yaklaşık 570 milyon yıldır varlığını devam ettirmekte olduğu sanılmaktadır. Bilim adamlarının yaşayan fosiller grubuna dahil ettiği eklembacaklının yaşadığı bölgeler Meksika Körfezi'nden Filipinler'e, Yeni Gine'den Çin'e kadar uzanmaktadır. Bazı uzmanlar bu eklembacaklıyı evrimin —daha doğrusu evrim masalının— zor açıklanır bir problemi olarak tanımlamaktadırlar. Buna karşılık, at nalı yengecine benzer birçok tür ise milyonlarca yıl önce ortadan kalkmış durumdadır.

eyl89

Yeni Gine, Madagaskar, Avustralya, Yeni Zelanda gibi bölgeler "yaşayan fosil" olarak isimlendirilen bu canlıların yaygın olarak bulunduğu yerlerdir.

"Kamadişli kertenkele" adı verilen sürüngen (Sphenodan punctatus) bir metrelik boyuyla, yaşayan fosiller arasında yeralmaktadır. Rhynchocephalia takımının tek temsilcisi olan sürüngen, kendine has kafa yapısıyla kaplumbağa ve timsahlardan çok farklı bir sistematik durum gösterir. Kamadişli kertenkele fosil canlı olabilmek için gereken bütün hususiyetlere sahiptir. Yeryüzünde ilk görüldüğü dönemlerin ise 140 ilâ 225 milyon yıl arasında olduğu tahmin edilmektedir. Milyonlarca yıldır Yeni Zelanda'da neslini devam ettiren bu sürüngen 19. yüzyılda domuz, kedi ve sıçanların bu bölgeye getirilmesi ile yokolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Alınan tedbirlerle neslini sürdürebilmesi ancak sağlanmıştır.

eyl89

Yine Yeni Zelanda'da yaşayan canlı fosillerden "Leiopelma hamiltoni" bilim adamlarını hayrete düşürmektedir. Bu kurbağa türü kemik kuyruğu, kum saati biçimli vücudu ve omurgasıyla, fosil olarak bulunan türlerin özelliklerini aynen göstermektedir. İlk ortaya çıkısının ise 190 milyon yıl evveline dayandığı bulunmuştur. Leiopelma hamiltoni, o dönemde kurbağaların ilk yaratılan türlerinden olarak Avrupa ve Kuzey Amerika'da yayılmış haldeydi. Bu durum, sözkonusu zaman aralığında bu bölgelerdeki iklim yapısının Yeni Zelanda'dakine benzer olduğunu göstermektedir.

eyl89

"Yaşayan canlı fosiller" ilk çağların bitki örtüsü ve hava, iklim yapısını anlatan haritalar hükmündedir. O dönemdeki karaların dağılımı hakkında da, yine bunlardan yola çıkarak belli neticelere ulaşmak mümkün olmaktadır.

Sıçan kirpisi adı verilen bir tür kirpi, bugünkü Avrupa ve Kuzey Amerika'yı meydana getirecek olan Lavrazya'da 25—40 milyon yıl evvel yaşamaktaydı. Ancak, yüzme kâbiliyeti olmadığından Lavrazya'dan daha kuzey bölgelerdeki kıtalara yayıldı; böylece kıtaların birbirinden —tek bir parça halindeyken—ayrılmış olduğunu ileri süren "Levha Tektoniği" teorisi de yaşayan fosillerle tam anlamıyla doğruluğunu ortaya koymaktadır.

Yukarıda sözü edilenlerin dışında Yeni Zelanda'da kuşların uçamayan türlerinden olan Kivi (Apteryx qustralis) adlı kanatsız bir kuş türü yaşamaktadır. Tavuk büyüklüğünde, iri ayaklı, kanatsız, tüylerle kaplı bir vücud yapısına sahip oluşu canlının temel özellikleridir. Oldukça uzun olan gaganın ön kısmında ise iki de burun deliği bulunmaktadır. Kuş uçma kabiliyetinden mahrumdur. Güney Amerika Nandus'u ve soyu tükenen Yeni Zelanda deve kuşu (Moa) da bu grubun elemanlarıdır. Üstün koku alma kabiliyetleriyle Kivi, güneşin batışını tâkiben kurtçuk ve larvalarla beslenmektedir.

eyl89

"Yumuşakçalar" (Mollusca) denilen kabuklu deniz canlılarının ortaya çıkan ilk fosilleri yaklaşık 450 milyon yıl yaşında olup, bazısının nesli tükenmiş, bazısı ise hiç değişmeden günümüze kadar neslini devam ettirmiştir.

1952 yılında bir grup Danimarkalı araştırmacı Costa Rica'mn batı kıyısında 3570 metre derinlikte çalışırken Tryblidiacea ailesinin bir temsilcisiyle karşılaştılar. Bu, ilk bakışta gerçekten şaşırtıcı bir hâdiseydi. Zira bu canlı 350 milyon yıl evvel soyu tükenmiş olarak kabul ediliyordu.

eyl89

"Nautilus" isimli kabuklu, okyanus derinliklerinde, özellikle Güney—Batı Pasifik'te hayatını milyonlarca yıl evvel olduğu gibi sürdürebilmektedir. Mürekkep balığı sınıfından olan Nautilus, vücudunu dıştan kaplayan kabuk dış iskeletiyle bugün tek örnektir.

Yaşayan fosillerin en tanınmışı ise, yaklaşık 350 milyon yıl önce yaratılmış ve günümüzde de Madagaskar adası açıklarında yaşayan Latimeria'dır. İki metreye yakın boyu, kemikleşmiş omurgasıyla oldukça sağlam bir yapı gösteren bu dev balık küçük balıklarla beslenmektedir.

eyl89

Bunlardan başka sayabileceğimiz daha birçok canlı, evrimciler tarafından önceleri fosil olarak isimlendirilmişse de, bunların nesillerinin değişmeksizin günümüze kadar devam edegeldiği anlaşılınca, çaresiz, "yaşayan fosil" damgasını yemişlerdir. Ancak, son zamanlarda tam anlamıyla yıkılan "evrim teorisi" tarihin karanlıklarına gömülüp hakiki bir fosil olduktan sonra, bu hayvanların da "yaşayan fosil" olmaktan kurtulmaları mukadderdir.