Ekim 1981 · s. 19 · 5 dakikalık okuma
Dünyanın İlk Baraj Mühendisleri

Su kenarlarında yaşayan çok ürkek, irice bir fareyi andıran kunduzların erişkinleri 95–120 cm boyunda, 15–25 kg. ağırlığında olurlar. Çok büyük ve kuvvetli, yüzerken kürek gibi kullandıktan arka ayaklan çok geniş ve parmaklarının arası ördeklerinki gibi perdelidir. Ön ayakları ise aksine çok küçük, parmaklarının arası da perdesizdir. Bu sebeple yüzmede kullanılmaktan ziyade tutmak v.s. gibi sanki el vazifesini görmeleri iç in yaratılmışlardır. Hayvanların kılsız çok geniş ve sertçe olan kuyrukları yüzerken mükemmel bir dümen vazifesini görürler. Hayvan kuyruğuna yaslanarak ön ayaklan ile doğrulabilir. Kunduzların ağızlarında san renkli dışarıdan da hemen fark edilebilen çok iri üst ve alt çenede tam ortada birer çift kesici dişleri vardır. Bu dişler kunduz için çok ehemmiyetlidir. Çünkü gerek kesme ve gerekse kestiği şeyleri taşımada hep bu kuvvetli ve sağlam dişlerini kullanırlar. Kunduzlar sualtına sık sık daldıklarından ve ekseriya su içinde yüzdüklerinden kulaklarına ve burun deliklerinden ciğerlerine su gitmemesi için bu uzuvları kapakçıklarla mücehhezdir; suya daldıklarında bu kapakçıkları kapatarak su yutmadan su altında rahatça yüzebilirler. Ayrıca geniş akciğerleri, erimiş oksijen bakımından çok zengin kanlan ve kanlarının oksijen taşıma kapasitesi çok fazla olması onların tam bir dalgıç gibi çalışmaları için çok elverişlidir. Öyle ki, bir kunduz hiç nefes almadan 15 dakika su altında kalabildiği gibi bu esnada yarım mile yakın (takriben 800 m.) mesafe kat-edebilir. Taşıyacakları maddeleri ön dişleri arasına sıkıştırarak ağızlarında taşıdıklarından, bu esnada ağızlarına su kaçmaması için gevşek bir üst dudağa sahip kunduzlar üst dudaklarını ön dişlerinin arkasına çekerek ağızlarını sıkıca kapatırlar. Böylece ağızdan da su kaçmamış olur.
Kunduzların postları iki
kat kıldan yapılmıştır, üstte bulunan kıllar serttir; alt tabakadakiler ise
kadife gibi yumuşaktır. Bunlar kürkçülükte kullanılır. Yaz-kış suda yaşayan
kunduzların kuyruklarının hemen altında özel bir yağ çıkaran iki adet gudde ile
bütün vücutlarını, kürklerini yağladıkları gibi hergün sağ arka ayaklarını
“tarak” gibi çentikli ikinci tırnağı ile postlarını tararlar. Bu yağlama
işlemi sayesindedir ki kunduzların vücutlarına su temas edemez ve kalın
kürkleri ve ayrıca derialtı yağ tabakasının fazlalığı ile fıtrî izolasyon
mükemmelen sağlandığı içindir ki buz gibi sulara hiç tereddütsüz, üstelik zevkle
dalabilirler.
Kunduzlar susuz yaşayamazlar denebilir. Çünkü yiyeceklerini oradan elde ettikleri gibi; bütün yaşayışları da suda geçer. Bunun için yazın suların kurumasına mani olabilmek için bir mühendislik harikası olan su bentlerini mahirane inşa etmektedirler. Öyle ki bu bentler uzun süre dayandıkları gibi kullanılan malzeme miktarının fazlalığı ve inşaatın büyüklüğü onlara baraj adını verdirecek kadar muhteşemdir. Bu baraj inşaatlarında umumiyetle 100 ton malzeme kullanılarak 90 m. uzunluğu 2–2,5 m. irtifası olan bentler yaparlar. Şimdiye kadar tesbit edilebilen en uzun bent tam 650 m.dir.
En yüksek bent ise
3,5 m.
olarak bulunmuştur. Kunduzlar bu su bentlerini su kenarına yakın ağaçları
ön dişleri ile kemirip, kesip (
10 cm. çapındaki bir ağacı 15 dakikada kemirebilecek
iktidarda ve hızda) devirerek, taşıyıp; üst üste yığıp, sonra kalan
gedikleri taşlarla tıkayıp, kuyruklarını bir “mala” gibi kullanıp barajı sıvamak
suretiyle bir insanın bile düşünemeyeceği maharette inşa ederler.
Ağaçların kesilmesinde bütün aile fertleri münavebe ile ön dişlerini
kullanarak kemirir ve tam ağacın yıkılacağı anda hep beraber suya atlayarak
çok ürkek olduklarından ağacın devrilmesinden neşet eden gürültüye başka
bir hayranın gelebileceğini dikkate alarak ancak bir hayvan gelmedi ise
sudan çıkıp: ağacı-suya yuvarlayıp, iterek “Suyun kaldırma kuvvetinden” istifade
ederek. Arşimet’ten milyonlarca yıldan daha evvelinden beri bu işlemi sürekli
olarak yapmaktadırlar. 
Kunduzların çapı 1,5 m.den kalın ve boyu 30 m. den yüksek dev ağaçları devirebildikleri ibretle müşahede edilmiştir. (Resim 2–3). Bent inşaatı için uzaklardan odun getirme lüzumu hâsıl olduğunda kestikleri ağaçları getirebilmek için 75–100 cm. enliğinde kanallar açıp; kanalların içine yarım metreye yakın su dolması için bendin “savak” suyunu kapatırlar ve kestikleri ağaçlan bu kanallara yuvarlayarak “suyun kaldırma kuvvetinden” istifade ederek bent inşaatına kadar rahatlıkla götürürler.
Bentler sayesinde akarsuyu bir gölcük halinde birikmeye zorlayan kunduzlar daha sonra bu gölün ortasına yuvalarım inşa ederler. Kunduzların yuvası su seviyesinden 1,5 m.ye yakın yüksek olup tepesindebir havalandırma deliği bırakılmış, 3–6 m.çapında kesik koni biçiminde bir tek odadan yapılmış bir kulübeciktir. Yuva duvarları küçük ağaç gövdeleri, dallan ve taşlardan müteşekkil olup oraları çamurdan bir harç ile doldurup, dışkısını tekrardan çamurla sıvanmıştır. Yuvaya giriş yerleri su seviyesinin altındadır. Yuvanın tabanı kurumuş ağaç kabuklan ile döşelidir.
Kış aylarında gölün donup sathının buzlarla kaplanması ihtimaline karşı kunduzlar ihtiyaten -”sanki akıllı bir insandaki istikbal endişesi hissiyle”- göl kıyısına 8–10 m. uzaklıkta iki adet yuvalarına giden göl dibinden tünel şeklinde karaya açılan “cil” tünelleri açarlar. Bu sayede kışın yiyecekleri bitecek olursa bu tünelleri kullanarak karaya çıkıp yiyecek arayabilirler.
Kunduzlar umumiyetle ağaç dal ve kabuklan ile beslenirler. Kışın bütün
ağaçlar soğuğun şiddetiyle donacakları için, kunduzlar burada da istikbali
düşünen gören bir insan edasıyla tedbir olarak gölün donmayan dip
kısımlarına sonbahardan ağaç dallarını çamurlar içine gölün dibine gömerler.
Kışın ise bunları çıkartıp yiyerek beslenir. 
Kunduzlar üzerinde 20 yıldan fazla emek vermiş bir ilim adamı: “Dişi kunduzun gebelik müddeti 100–110 gün arasındadır. Bermutat 2 veya 4 yavru doğurur. Fakat bazen birisi 9 yavruyu daha başarı ile büyütebilirken; bir başkası 8 yavruyu ayni emniyette büyütemez” dedikten sonra, “yavrular gözleri açık ve dişleri kemirmeye müheyya bir şekilde doğarlar. Yavrular günün büyük bir kısmını uyuyarak geçirirler. Anne yeni doğmuş yavrularına aşırı itina gösterir, onların başından hiç ayrılmaz daima onları gözü önünde tutar; eğer yiyecek için ayrılması gerekir ise o takdirde yavrularını omuzlarından tutarak incitmeden beraberinde taşır Anne takriben 3,5 ay süt verir; 2 yaşına gelen yavru kendi ailesini kurmak için yuvadan ayrılır” diye ilâve eder.
Kunduzlar da Yüce Yaratıcı tarafından harika bir surette o muhite en uygun şekilde yaratılmış; bir takım vazifeleri yüklenmiş, tabiatın süsü ve mevcudiyetleri elzem hayvanlardır. Düşüncesizce yok edildikleri takdirde birçok aksaklıkları beraberlerinde getiren sair hayvanat gibi hayvanatın bir nevindedir. Kunduzların pek çok faydalan vardır:
1- Bentin altındaki bölgeleri sel baskınlarından korur.
2-. Gölün etrafında daima yeşil bir saha bulunur ve burada da binlerce hayvan barınabilir.
3- Çiftçiler yaz aylarında gölden tarlalarım sulayabilirler.
4- Gölde balıklar, kurbağalar v.s. binlerce su hayvanı barınabilir.
5- Orman yangınlarını söndürmede göl suyu kullanılabilir.
6- Bu hayvanların çok güzel ve makbul kastorkürklerinden kürkçülükte istifade edilmektedir.
* Kunduzun koku guddelerinden çıkan “costoreum” isimli ifrazat Kızılderililer tarafından ve Avrupa'da kolik, sara, donma ve histeri tedavisinde uzun müddet kullanılmıştır. Daha sonraki yıllarda yapılan ilmî tahlil ve tetkikler neticesinde bu maddenin içerisinde “salicylic acid = aspirin” ihtiva ettiği gösterilmiştir. Castreum halen parfümeri sanayinde parfümlerin uzun müddet bozulmadan saklanabilmeleri amacıyla (fixative) olarak kullanılmaktadır.