Sızıntı Arşivi

Ekim 1981 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

Ötelere Seyahat

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Bir zaman iki adam, Cennet gibi güzel bir memlekete(şu dünyaya işarettir) gidiyorlar. Bakar­lar ki; Herkes; ev, hane, dükkân ka­pılarını açık bıra­kıp muhafazasına dikkat etmiyor­lar. Mal ve para, meydanda sahipsiz kalır. O adam­lardan birisi, her istediği şeye eli­ni uzatıp, ya çalı­yor, ya gasbediyor. Hevesine uyup her nevi zul­mü, sefahati irtikab ediyor. Ahali de ona çok iliş­miyorlar. Diğer arkadaşı ona dedi ki:

— Ne yapı­yorsun? Ceza çe­keceksin; beni de belaya sokacak­sın. Bu mallar devlet malıdır. Bu ahali çoluk çocu­ğu ile asker olmuşlar veya me­mur olmuşlar. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyor­lar. Onun için sa­na çok ilişmiyor­lar. Fakat intizam çetindir. Padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, sığın. Dedi. Fakat o sersem inad edip dedi.

— Yok, devlet malı değil, belki vakıf malıdır; sahipsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men edecek hiçbir sebeb görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım. Dedi. Hem filozofça çok safsataları söyledi.

İkisi arasın­da ciddi bir müna­zara başladı. Ev­vela o sersem de­di:

— Padişah kimdir? Tanımam

Sonra arka­daşı ona cevaben:

— Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olmaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki: Niha­yet derecede muntazam şu memleket Hâkimsiz olur? Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir tren gaipten gelir (Seneye işarettir. Evet, bahar erzak mahzeni bir va­gondur. Gaipten gelir..) gibi kıy­metli, sanatlı mal­larla dolu gelir. Burada dökülüyor gidiyor. Nasıl sahipsiz olur? Ve her yerde görünen ilân nameler ve be­yannameler ve her mal üstünde görünen turra mühür ve damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl maliksiz olabilir? Sen anlaşılıyor ki, bir parça yabancı şeyler okumuşsun. Bu çeşit yazılan okuyorsun. Hem de bir bilenden sormuyorsun. İşte gel, en büyük fermanı sana okuyacağım. O sersem döndü, dedi:

— Haydi, padişah var; fakat benim bir parça istifadem Ona ne zarar vere­bilir. Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur; ceza gö­rünmüyor.

Arkadaşı ona cevaben dedi:

— Yahu şu görünen memleket bir manevra meydanıdır. Hem sultanın ga­rip sanatlarının meşheri (teşhir ve sergi yeri) dir. Hem muvakkat temelsiz mi­safirhaneleridir. Görmüyor musun ki, her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybo­lur. Daima dolar boşalır. Bir zaman sonra şu memleket değiştirilecek. Bu ahali başka ve daimi bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza, ya mükâfat görecek. Dedi.

Yine hain sersem inadında ısrar edip:

— İnanmam. Hiç mümkün müdür ki, bu memleket harab edilsin... Başka bir memlekete göç etsin. Dedi.

— Madem bu derece inad ve ısrar edersin. Gel, had ve hesabı” olmayan deliller içinde sana göstereceğim ki: Büyük bir mahkeme var, bir mükâfat ve ihsan diyarı ve bir ceza ve zindan diyarı var. Bu memleket her gün bir derece boşandığı gibi birgün gelir ki, bütün bütün boşanıp harab edilecek.

BİRİNCİ SURET

Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bilhassa böyle muhteşem bir salta­nat güzel hizmet eden itaatkârlara mükâfatı ve isyan edenlere cezası bulunma­sın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde büyük bir mahkeme vardır.

BİRİNCİ HAKİKAT

Hiç mümkün müdür ki, Rububiyetin şanı, Ulûhiyetin saltanatı, bilhassa böyle bir kâinatı, kemâlâtını göstermek için gayet yüksek gayeler, maksadlar ile icad etsin, O’nun gayelerine ve maksatlarına karşı iman ve kullukla mu­kabele eden müminlere mükâfatı bulunmasın ve o maksatları red ve tahkir ile mukabele eden dalalet ehli, sapıklara da ceza vermesin...