Sızıntı Arşivi

Ekim 1990 · s. 425 · 2 dakikalık okuma

Dilimiz ve Neslimiz

M. Garib · Edebiyat

Hiç bir insan, dili okuyarak öğrenemez; dinleyerek, konuşarak öğrenir. Her anne bir dil ustasıdır. Herkes dilini bu ilk ustadan öğ­renir. Dil, sonradan okuyarak sadece güzelleştirilir zenginleştirilir.

Dili en ideal çizgide kullananlar, hatip­ler ve şâirlerdir. Hatip ve şâir dilin ufkudur. Dil en güzel haliyle bu ufuklarda görülür.

Hatibini bulmuş bir toplum, dil ufkunu tutmuş, kendi kültür dünyasında yüceliş yoluna, olgunluk çizgisine girmiş demektir. Zira dil. düşüncenin, duygunun, toplum ruhunun aynasıdır. Bir toplum kendi ruhunu o aynada yansıtır. Mevlânâ’mız bunu, ‘İnsanoğlu dilinin altında gizlidir. Bu lisan, can kapısının perdesidir. Eğer o perde rüzgârla kalkarsa göz, evin içindeki sırlara vâkıf olur. Evde inci veya buğday mı var; altın hazinesi yoksa yılan ve akrepler mi?” diyerek vecizeleştiriyor.

Ruhunu yılan ve akreplerin yani olum­suz duygu ve düşüncelerin istilâ ettiği bir toplum yıkılmış, viraneye dönmüş bir top­lumdur. Onu imâr edecek olanlar,

“Nâgehân bir şâra vardım

Ol şârı yapılır buldum

Ben dahi yapılır oldum

Taş u toprak arasında”

diye gönül mimarları, ruh ustaları Hacı Bayram-ı Velilerdir.

Yeni nesil, yeni bir ruh, yeni bir dil edinmek istiyorsa, ideal hatibini bulmalı ruh mimarlarına çırak olmayı kabul etmelidir. Nesillerin ufuk kadrosu hatipler, şâirler ve düşünürlerdir. Her hatip ve şâir aynı zaman­da bir düşünür demektir. Muallim ve mürebbisini bulmamış nesiller, insani oluşa açılma­mış, cismâni ve nefsâni hayatın içine kapalı kalmış, ruh ikliminden uzak düşmüş demek­tir.

Okullarda verilen sözlü ve yazılı kom­pozisyon dersleri genellikle amacına ulaşamadan geçip gider. Onların ellerinde ideal dil malzemeleri yoktur. Yabancı dil öğreten okulların teyp, video, film gibi teknik malze­me imkânları vardır, dili çabucak öğretiverirler. Amacına ulaşıp ulaşmadığı tartışılan bu konunun yanında Türkçe derslerinde de benzeri yol ve teknikler kullanılabiliyor mu? Ruhlarına hangi duygu, düşünce ve inanç nakşediliyor?

Çocuğun şahsiyet kazanmasında en önemli faktörlerden biri de ona örnek gösterilebilecek ideal insan tipidir. Eğitim, ideal insan örnekleri gösterilerek verilir. Çocuk, kimlere ve niçin benzeyeceğini bilerek büyümeli. Bunun için de ona dilini ana sütü gibi sunacak hatipler gösterilmeli. Bu hatipler ve şâirler de milletin öz temsilcileri, ruh önderleri olmalı. Milletinin kültürü ve ruh kökü ile bütünleşmiş, onu en ideal çizgide temsil sır­rına ermiş gönül insanları, inanç kahraman­ları sevdirilip, dinletilip, okutulmalı ve yazdırılmalı.

Bugün gençliğe ideal tip olarak takdim edilen Yunus ve Mevlânâ örnekleri gerektiği gibi öğretilip özümletiliyor mu? Onların temsil ettiği ruhu temsil eden bugünün ideal tipleri yok mu? Dövene elsiz, sövene dilsiz hele de gönülsüz, hakikatin aşk erleri, gönül kahramanları, milleti, halkı için gözyaşı dö­ken, gençlik için, gençliğin ruh selâmeti için çırpınıp duran muhabbet fedaileri yok mu?

“Arayı arayı bulsam izini” diyen Yunus gibi arayışa çıkılırsa bulunur. Bulunan sese ve soluğa kulak verilir, gönül verilirse, dimağ­lar canlanır, ruhlar yeşerir. Dil düzelir, konuşma düzelir, yazı düzelir. Bütün bir tarihe bütün bir geleceğe kollar açılır, yollar açılır; Mevlânâ dili, Mevlânâ gönlü ve Mevlânâ ruhuyla “Gel’..” denilir. Hatip konuşur, şâir konuşur; hakikat konuşur, şuur konu­şur. Gençlik konuşmaya başlar. Mekteb di­rilir, mâbed dirilir, millet dirilir. Söz dirilir ve yazı dirilir. Ebed yansıması bir Cennet iklimine girilir.