Sızıntı Arşivi

Ekim 1990 · s. 422 · 5 dakikalık okuma

Güneydoğu Anadolu'ya Gelen Bereket : GAP

Harun Avcı · Prof.Dr. · Ziraat

İnsan yeryüzünün ima­rı için yaratılmıştır. “Yer­yüzünde ne varsa hepsini sizin iç in yaratan O ‘dur” (Bakara/29) beyânı da her şeyin insanın saadet ve re­fahı için yaratılmış oldu­ğunu bildirmektedir. Ayrı­ca “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Yeryüzünün her tarafında gezip dolaşın ve Allah’ın vermiş olduğu rızıklardan yeyin...”(Mülk/ 15) ilâhi mesajı da insana yeryüzüne hükmedecek, onu geliştirecek ve ondan faydalanacak gerekli gücün ve­rildiğini açıkça bildirmekte­dir.

Yeryüzü sanki altındaki gizli hazineleriyle, toprak ve suyu ve üstündeki bütün güzellikleriyle, insanın önü­ne konmuş bir sofra gibidir. İnsanın akıl gücünü kullanıp, sırlarına vâkıf olduktan son­ra ondan faydalanacağı bir hazinedir yeryüzü. Türkiye’­ye ise ayrı bir bereket, ayrı bir göz kamaştırıcılık ve ayrı bir verim bolluğu ihsan edilmiştir sanki. 27.8 milyon hektar olan ziraat ara­zilerinin 8.5 milyon hektarı ekonomik olarak sulanabile­cek durumdadır. Halen bu alanın %32’si sulanmaktadır. Su kaynaklarımızın ise an­cak %16’sı kullanılmaktadır. Bu durumda sulanabilir zira­at arazilerinin %68’i sulama beklemekte olmasına rağ­men su kaynaklan potansi­yelimizin %84’ü halen kul­lanılmamaktadır.

Toprak ve su yönünden böylesine zengin ülkemizde yapılacak ve yapıldığı tak­dirde insanlarımızı maddi re­faha ulaştıracak mühim ça­lışma alanları bulunmakta­dır. İşte bu çalışma alanla­rından birisi II. Abdülhamit Han zamanından beri gün­demde olan ve bundan sonra da gündemden inmeyecek olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’dır.

GAP, Fırat ve Dicle üze­rinde yer alan on üç alt pro­jeden oluşmaktadır. Proje­nin tamamında 21 baraj ve 17 hidroelektrik santrali yer almaktadır. Bu projeler ta­mamlanınca 1.8 milyon hek­tar alan sulanmaya açılacak ki bu, yaklaşık olarak Tür­kiye’de şu an sulanmakta olan alanın yansına eşittir. Yine bu projelerle yılda 26 milyar Kwh enerji üretile­cektir. Bu da yaklaşık bugün Türkiye’de üretilen elektrik enerjisinin yarısından biraz fazladır.

GAP’ta yer alan 13 alt projeden en önemlisi aşağı Fırat projesidir. Sulama ve enerji üretimi amaçlı olan bu proje Atatürk Barajı, Harran, Hilvan, Ceylanpınar ve Bozova sulamaları projelerini içine almaktadır. Bu baraj dünyada yükseklik bakımından sekizinci, gövde dolgusu bakımından üçüncü, göl hacmi bakımından on beşinci olacaktır. Birbirine paralel iki adet olarak inşa edilen ve Atatürk barajından Urfa—Harran ve aşağı Mardin-Ceylanpınar ovalarına su iletecek olan Urfa tünelinin her biri 7.64 m. çapında, 26.4 km. uzunluğunda o-lup ikisi birden saniyede 328 m3 su akıtacak kapa­sitedir. Bu barajda Ocak–1990 yılında su tutulmaya başlanmıştır.

Türkiye‘nin çehresini değiştirecek olan bu dev projenin diğer bir hususi­yeti yapımında tamamen yerli sermaye ve teknik ele­manın kullanılmış olması­dır.

GAP ZİRAİ ÜRETİMİMİZE NELER GETİRECEKTİR

GAP ovalarının çok bü­yük bir bölümünde halen kuru ziraat’ olarak buğday, arpa ve mercimek ekilmek­tedir. Her yıl ekilebilir alan­ların ise %8,3 ile %47’si nadasa terke dilmektedir. GAP gerçekleşince, asırlar­dan beri üretilegelen ürünle­rin yerini sulu şartlarda ye­tişen bitkiler alacaktır. Bilhassa pamuk, çeltik, yonca, yağlı tohumlar ve benzeri bazı ürünlerde şu an ülke­mizde üretilenin birkaç mis­li bir artış olacaktır. Meselâ pamuk üretimi, Türkiye’nin toplam pamuk üretiminden %118, Antep fıstığı %289. yağlı tohumlar %73, pirinç %84, sebze-bostan %28. pancar %29, meyve %51 ve hayvan yemi %23 nisbetinde daha fazla olacaktır.

GAP'IN İHRACATIMIZDAKİ YERİ

Türkiye, hâlihazırda zi­raat ürünleri bakımından kendisine yeterli durumda­dır. GAP sayesinde elde edilen ürün fazlası ise Orta­doğu ve Körfez ülkelerine büyük çapta ihracat yapma­mıza, böylece kültürel ve si­yasi alanda da daha iyi bir dayanışma içine girmemize imkân sağlayacaktır. 1980’den sonra Türkiye’nin bu ül­kelere yaptığı ziraat ürünleri ihracatı, toplam zirai ürün ihracatının %25’ini, tarıma dayalı işlenmiş ürün ihraca­tı ise bu kalemden yapılan toplam ihracatın %35’ini teşkil etmektedir. Ancak Ortadoğu ve Körfez ülke­lerinin zirai ürün ithalatı içinde Türkiye’nin payı %3 gibi oldukça düşük bir sevi­yededir. ABD’nin payı %20–40 nisbetinde, Avusturya’nınki %15, Fransa’nınki %9, Hollanda’nın ki %8-9 nisbetindedir. Hâlbuki Türkiye’­nin Ortadoğu ve Körfez ül­kelerine zirai ürün ihracatı bakımından batı ülkelerine göre coğrafi yakınlık, sosyal ve kültürel yapı benzer­liği ile tarihi ve dini bağlar gibi çok önemli avantajları­mızı kısmen değerlendirip münasebetlerimizin arttırıl­ması yolunda müsbet adım­lar atılmıştır. Bu münasebet­lerin geliştirilmesi Türkiye’­nin ve bu arada Ortadoğu ve Körfez ülkelerinin mad­di—mânevi kalkınmasında son derece önemli rol oyna­yabilir. Bu bölgede bir türlü durma bilmeyen soğuk ve sıcak savaşların sona erme­si ancak bu ülkelerin kendi arasındaki dayanışmaya bağlıdır. Türkiye daha ön­ceki liderlik imkânlarına ilâveten GAP ile bir fırsat daha elde etmiştir. Eğer bu fırsat iyi değerlendirilirse, İslâm ülkelerinin gıda ihtiyaçlarını önemli ölçüde karşılayabilir, böylece onları da en azın­dan gıda bakımından batı­lılara muhtaç olmaktan kurtarabilir.

GAP’ın Türkiye açısın­dan diğer bir önemi doğusu ile batısı arasındaki farkı or­tadan kaldıracak veya asga­riye indirecek olmasıdır. GAP alanı tabii kaynaklar bakımından oldukça zengin yaratılmıştır. Sulanabilir alanların ve su kaynaklarının dörtte biri ile petrol ve fos­fat kaynaklarımızın tamamı bu alandadır. Nüfusumuzun ise on birde biri burada yaşa­maktadır. Bu nüfusun üç milyonu her yıl mevsimlik işçi olarak Çukurova’ya gel­mektedir. GAP gerçekleşince çok büyük iş alanları açılacağından bu işçi göç­leri ve onunla birlikte ortaya çıkan sosyal problemler de ortadan kalkacaktır. Hatta burası dışarıdan göç edilen bir bölge haline gelecektir.

GAP’IN SOSYAL TESİRİ

GAP sadece sulama ve elektrik enerjisi üretmek için yapılan fiziki tesisler­den ibaret değildir. Bunun yanında eğitim, sağlık, sa­nayi, ulaştırma ve diğer alt­yapı tesisleri gibi çok yönlü bir gelişme projesidir. Böy­lece bölgeye yeni teknoloji, yeni hizmetler, yeni sanayii dalları ve kültür yapısı veya sosyal statüsü farklı insanlar gelecek ve neticede yavaş yavaş halkın kültür yapısın­da değişmeler olacaktır.

İşte en önemli mesele, bu değişimin hangi yönde olacağı ve neticede nasıl bir insan tipinin ortaya çı­kacağıdır. Bu mesele niçin önemlidir? Çünkü fertlerin gelir düzeyi yükselse ve eko­nomik durumları son derece iyileşse bile, eğer, toplu­mun mânevi inançları sağ­lam değilse bu servet, ne sa­hiplerinin ne de onları takip edecek nesillerin şerefli bir hayat geçirmeleri için yeter­li olmayacaktır. (İşte Arap ülkelerinin hali). Bu nedenle Güneydoğu Anadolu’da ileride kaçılması mümkün olmayacak kültür değişimi için şimdiden yönlendirici tedbirler alınmalı ve hedefsizlik, gâyesizlik, davranış bozuklukları, uyuşturucu alışkanlığı, anarşi ve terör, intiharlar, boşanmalar sınıf şuurunun milli şuurun önü­ne geçmesi gibi sosyal has­talıkların ortaya çıkmasına imkân verilmemelidir. Bu­nun için de doğu insanını en iyi tanıyan zâtın sözle­rine kulak verilmeli ve yan­lış adım atılmamalıdır. “Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir; akıl ve felsefe değildir. Madem Şarkı inti­baha getirdiniz, fıtratına muvaffık bir cereyan veri­niz; yoksa sa’yiniz (çalışma­nız) yok olup gitmiş olur veya sathi kalır.”