Ocak 1983 · s. 4 · 4 dakikalık okuma
Denizin Derinliklerindeki Hayat
Denizin Derinliklerindeki Hayat
Enerji, Mineral ve besin kaynakları bakımından halâ zenginliğini koruyan deniz, İnsanlar tarafından yapılan ve her geçen gün sayısı artan çeşitli inceleme ve araştırmalara sahne olmaktadır. Bazı araştırma ve incelemeler neticesinde ilim adamlarını hayrette bırakan hadiselerle karşılaşılmaktadır. Bazen bu garib olaylar ilim çevrelerini yıllarca meşgul ettikten sonra, açıklığa kavuşturulabilmektedir. Zaman oluyorki bu hadiseler uzun süre sırlarını koruyabilmektedirler.
1977'de Galapagos Adalarının etrafındaki Pasifik Okyanusunun tabanında sıcak gayzerli sahada araştırmalar yapan Alvin Denizaltısı, işte böyle garib olaylar dizisine şahit oldu. Denizin 2700 metre derinliğinde, güneş ışığından mahrum çorak tabanında bir canlı topluluğuna rasladı. Bu topluluğu; derin okyanus çukurlarında kümeleşmiş istridyeler, sarı renkli midyeler, beyaz yengeçler ve 1,5 m. uzunluğundaki boru kurtlar oluşturuyordu.
Güneş ışığından faydalanmaksızın besin ve enerjilerini temin edip hayatlarını devam ettiren ve karada yaşıyan canlılara pek benzemiyen, denizin derinliklerindeki bu yaratıkların durumu ilim adamlarının dikkatini çekti. Alvin'de araştırmalara katılan Mikrobiyolog Holger Jannasch, bu canlılar için "Eğer şu anda güneşin yansıması kesilse; biz ve bütün yeşil bitkilerin mahvolacağına karşılık, onlar şu dünyada hayatlarını sürdürebileceklerdir." demektedir.
Aradan 5 yıl geçmişti ki, Dünyanın iç ısısından faydalanan bu garib yaratıkların yaşayış tarzı öğrenilmeden, benzer bir canlı topluluğuna daha raslandı. Araştırma gemisi, yine Alvin idi. Milletlerarası İlim Kurulundan 17 milyon dolar tahsis edilen bu araştırma, Kaliforniyanın 3750 km. kuzeyindeki denizin tabanındaki volkanik çukurlarda yapıldı. Bu defa en çok İlgiyi 2591 m derinlikte Alvin'in kumpasına takılan 3 Yılanımsı balığı çekti. İri kurtlar gibi Galapagos türüne ait birkaç canlı, uzun ayaklı istridyeler, birkaç salyangoz ve bir deniz anası Alvin tarafından o bölgede tesbit edilen canlılardı.

Sıcak su çukurlarında dolaşırken yakalanan 20 - 30 cm uzunluğundaki ve pembemsi beyazlıktaki bu balığa gezi olarak ekvatorun 21 derece kuzeyindeki bölgede rastlandığı için "21 -derece- Kuzey Balığı" adı verildi. Ostnografi Enstitüsünün "Maxville" adlı araştırma gemisinde vazifeli olan biyolog William Smithey bu balıklar için" Onlar kesinlikle yeni bir tür ve muhtemelen de yeni bir takım" demektedir. İki basit gözü, küçük ve dikenimsi dişleri olan bu balık orta Atlantik'teki Azorres'in batısında yaşayan Meteoria takımına ait bir balığa benzemektedir. Araştırmacılar çukur balığının güneş ışığına ihtiyaç göstermeksizin, yaşayabilen ilk omurgalı hayvan olabileceğini söylemekledirler.
Balığın 2591 m derinlikte sıcak su çukurlarında, çorak bir yerde ve ışıksız olarak nasıl yaşayabildiği şimdilik bir sırdır. Bilindiği gibi denizlerde, gelen ışığın 1/2 si 1 m, 9/10 u da 11 m derinlikte yok olmaktadır. 10 m de sarı ışınlar, 12 m de kızıl ışınlar 500 m de ise yeşil ışınlar tamamen emilmektedir. Görüldüğü gibi sadece ısı taşıyan kızıl ışınlar hemen emilmekte canlılarda D vitamininin teşekkülünü sağlayan diğer ışınlar ise daha derinlere kadar ulaşarak vazifelerini yapabilmektedirler. 500 m den sonraki mutlak karanlık ise, zaman zaman fosforlu canlılarca aydınlatılmaktadır.
Yeryüzündeki bütün hayat hemen hemen zahiri sebep olarak güneşle alakalıdır. Fotosentez denilen olayla, güneş ışığı altında su ve CO2 den şeker ve diğer karbonhidratları yapan yeşil bitkiler diğer canlıların yaşamalarını sağlamaktadırlar. Fakat denizin dibinde güneş yok, o halde oradaki canlılar nasıl yaşıyorlar?

Cevap olarak, şöyle diyebiliriz: Gizli fakat güçlü bir Şefkat Elinin müdahalesiyle deniz suyu yerkabuğunun çatlaklarında dolaşırken etraftaki kayalardan mineralleri absorbe eder ve sülfürce zengin bileşiklerle doymuş hale gelir. Sıcaklık ve basınç altında bu bileşikler hidrojen sülfüre dönüşür. Zehirli ve fena kokulu madde, artık sıcak su çukurlarında yaşayan bakteriler için bir ziyafet demektir. Bakteriler o maddelerle beslenerek bu bölgenin esas besin kaynağını oluştururlar. Mesela: Uzun vücutlarında milyarlarca bakteriyi barındıran kurtlar, besinlerini içlerinde yaşayan bu bakterilerin yardımı ile CO2, O2 ve sülfitlerden sentez-leyerek sağlarlar. CO2, O2 ve Sülfitlerin denizden bakterilere taşınması kurtların kanı ile olur. (Eğer çukur balığının metabolizması güneş ışığından bağımsız olarak besinlerini temin edebilen bu kurtlar gibi ise, o ilk omurgalı Chemüatotraphic canlı demektir.)

Yengeçlerin soğuk sudan kaçıp sıcak suya dalarak yiyeceklerinden parçalar kopararak beslendiği bu derin çukurlarda, hayat biraz garibimsidir. Buralardaki istridyeler, sığ sulardaki yavaş büyüyen benzerlerinin tersine olarak kısa bir sürede 30 cm uzunluğa ulaşırlar. Hızlı büyümelerinin sebeblerinden biri de bu çukurlarda kısa hayat sürmeleri olabilir.
Buralardaki canlıların en İlginç yanı, kendi çevrelerinde bu kadar çok Hidrojen Sülfit içerisinde yaşayabilme kabiliyetinde olmasıdır. Bu durum için Zoolog Robert Herssler "Hayvanların bu pozisyonu nasıl koruduklarını kimse anlıyamaz" demektedir.
Acip yaratılışı olan 3 çukur balığının yakalandıktan sonra yukarıya çıkarılırken sıcaklık ve basınç değişimi nedeniyle ölmeleri üzerine vücutları sonraki çalışmalar için donduruldu. Gelecekte yakalanacak çukur balığı eğer canlı olarak muhafaza edilebilirse, bu garib deniz yaratığının biyokimyasının daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Elde edilen bilgilerle Hidrojen Sülfit gibi maddelerin müsbet kullanımları sağlanabilir.
Derin deniz canlıların yaşayışları şimdiye kadar bir sır olarak kaldı. Kimbilir belki bir problem misali 20. yüzyıl insanını çözümü için uzun bir süre daha uğraştıracak. ACABA bu problemi KİM hazırladı?
Bütün bu müşâhedelerimizle görüyoruz ki, sırlı bir kudret tarafından kâinatta çeşit çeşit sanatlar sergileniyor. Araştırmalar İlerledikçe dış yüzlerindeki bazı sırları, bazı sebebleri anlaşılıyor. Bununla zannediliyor ki bu sanat harikalarını meydana getiren bu maddî sebeblerdir. Bu sefer yeni bir araştırma daha gizli sanat güzelliğini insanlığın karşısına çıkarınca bakılıyor ki, alışılmış sebebler ortadan kalkmış!.. Bu defa alışılmışın dışındaki bu hârika durum insanlarda yepyeni bir hayret uyandırıyor... Aslında bütün mesele, zâhirî sebeblerin bir perde olduğunu kavrıyarak, sırlar İçinde sır olan Yaratıcı Kudreti tanımakta düğümlenmektedir. Evet düşünen akıllara bu kudret mechûllüğü içinde bir muamma olarak böyle yeni yeni keşfedilen sanatları ile kendisini tanıtıp durmaktadır.
Science ve S. Digest'den Derleyen
Yavuz MERİÇ