Ekim 2002 · s. 460 · 10 dakikalık okuma
Damlalar
Elimizde bir demet gül...
Kamer Özdemir
Ey sevgili, en sevgili!...
Aşkımın tahtına oturan, naz makamının efendisi!...
Dünya insanının sana muhtaç anları, nisan sabahlarıydı. Olmadığın iklimlerin yağmurları bulanıktı. Ötelerden bir rahmet düşmüyor, gönül yamaçları baharı bilmiyordu. Kainata teşrifinle gönüller cennet yamaçlarının rengini aldı. Ve hayat çeşmesinin ufukları damla damla görünmeye başladı.
Ne büyük şerefti seni bilmek!...
Seni bize bildiren Rabb'e şükürler olsun...
Adını konuşmaya başladığımız zaman öğrendik, ilk ezberlediğimiz belki senin ismindi. Doğduğun yerin ismini, hicretini ve Rabbimin izniyle seni himaye eden büyüklerin adlarını... Sonra mübarek annelerimiz olan zevcelerini ve sana evlat olma şerefine erişen çocuklarını... Daha biz ufacık bir çocukken, oturmuştun yüreğimizin en güzel yerine...
Ya biz sana layık bir ümmet olabilmiş miydik acaba?
Şimdi bu ızdırabı yaşıyorum. Gönül heybemde gözyaşlarım, yürek tezgahımda işlenen sancılarım ve senden dilendiğim şefaatin var dilimde. İçim en derin yerinden sızlıyor. Öyle bir sızı ki, seslendirsem deli divane derler bana.
Ey, kendisine yollanan selamları işiten vefalı dost!...
Sana ümmet olmak için seni sevmek yeterse eğer, ben seviyorum. Elbette seviyorum...
Nasıl sevmem? Kalbimin bütün zincirleriyle nasıl bağlanmam sana? Kimler seni ölesiye sevmedi ki, Ya Rasulallah?
Hz. Bilal'e kızgın kumlar üzerine dayanma gücü veren, sana olan bağlılığı ve sevgisi değil miydi? Hz. Ebu Bekir'e, 'anam, babam sana feda olsun ya Rasulallah!' dedirten şey neydi? Nasıl sevmem seni? Elbette seviyorum... Bir ömür boyu... Daha niceleri Efendim!... Daha nice kalp seninle, sevginle dolup mübarek olmamış mıydı? Mübarek sevgin daha nice kalbe ışık olup hayat vermemiş miydi? Bir güvercin seni korumak adına türlü oyunlar oynamamış mıydı? İspatlamamış mıydı, sensiz kalan yüreklerin, gözlerin kör olduğunu? Ve hepsinden önemlisi Cenab-ı Hak sana olan sevgisini, 'Sen olmasaydın, alemleri yaratmazdım' şeklinde ifade etmemiş miydi?
Sevginle doluyum ya Rasulallah!
Gönlüme hayat, gözlerime ışık olur musun? Bir hurma kütüğününki kadar olamayan muhabbetimi kabul eder misin? Sen özümsün, tutkunum oldum, Ya Rasulallah!
Beni de yoluna düşenlerin içine alır mısın? Şemsiyende gölgelendirir misin, aşkınla ve hasretinle kavrulmuş gönlümü?
Duy lütfen feryadımı, tut elimden, ümmetin olmak istiyorum.
Ey özümüze kor düşüren ateşli gönül! Biliyor musun, göz pınarlarım çorak çöller gibi, kupkuru. Gözlerime rahmetinin yağması için yağmurlarına ihtiyacım(ız) var. Ne olur yağmur gibi yağ üzerimize, çisil çisil...
Yarım kalmış yanımı tamamlayan sevgili!...
Hüzünlüyüm, ama bir o kadar da umutluyum. Zamanımız çok çetin, sana çıkan yollar sarp. Biz gurbette mahsun, gözlerimiz ışığa muhtaç. Senden uzakta gözlerimiz dolu ve buğulu... Biz gökte yankılanacak 'taleal bedru'larla kalbimize karışacağın günlerin hasreti içindeyiz.
Ey sevgili, en sevgili!...
Ey gönüller fatihi!...
Elimizde bir demet gül, seni beklemekteyiz.
Aynalar
A. Osman Dönmez
Ettik o kadar ref-i taayyün ki Neşati
Ayine-i pür tab-ı mücellada nihanız.
- Neşati
Ruhumuzun titrek heykeli değil
Cismin kabuğu bakar aynalarda
Üst üste helezon, üst üste şekil
Varlığın küfü akar aynalarda
Bir dem gelir, tadı kalmaz hayatın
Gözde, ülfeti tüter kainatın
Bir dem gelir, değişmez hakikatin
Sessiz şimşeği çakar aynalarda
Bir gün kös vurulur, sallar yapıyı
Son rüzgar, son kez aralar kapıyı
Şafaktan ziyade guruba kıyı
Solgun şeklimiz sarkar aynalarda
Yahya Kemal'in yurduna sefer
Hüseyin Odabaşı
Tam altı ağabeyim, iyice hazırlık yaparak
Çıktık yola selametle, lazım olanı alarak.
Daha yoldayken kuşattı bizi güzellikler
En güzel günlerini bahar, yeşil rengiyle verir.
Yahya Kemal'in yurduna uçtuk heveslerimizle
Kanatlarımızı çırptık, ecdattan gelen feyizle.
Vefalı muhacirlerimize o limanda kavuştuk
Hasretliğimiz bitsin diye hep sıladan konuştuk
Gostivar'a uzandı yollarımız
Beş asırlık tarihiyle kucaklaştı kollarımız
Sadece biz onlardan değil, orda her şey bizdendi
Kanarak yudumladığımız nur, aynı denizdendi
Bir mazi rüyasını hayran gözlerle seyre daldık
O gün, anlardaki zamanla özümüzden ayrıldık
Yahya Kemal'in yurduna uçtuk heveslerimizle
Kanatlarımızı çırptık, ecdattan gelen feyizle.
Bir hayal gibi Hüdavendigar gözümüzde titriyordu
Kosova'ya kadar ardından yürüdü altın ordu
Son arzusunu bir emir diye aldı başkumandan
Eğilerek, yorulmuş yatan karlı dağa, ey Sultan!
Son arzun, son isteğin, niyazın nedir Yüce Hak'tan
Zoraki doğrularak, 'attan inmeyesüz, sonradan.'
Öğle vakti İsa Bey'in iklimine doğru koştuk,
Birlikte bizi bekleyen rah-ı maderle* buluştuk.
Şaire anne olduğundan, ona gıptayla baktık.
Şiire ışık diye ellerimle bir dua yaktım
Bizler tam yedi arkadaş karasevda yolundaydık
İki gün iki gece, her anı sonsuzluğa saydık.
Yükselirken uçağımız, ümidi sardı hicranın
Yahya Kemal'in yurduna uçtuk heveslerimizle,
Kanatlarımızı çırptık, ecdattan gelen feyizle.
· Şairin doğduğu yer
Duakarınım, ey dost!
Yüsra Mesude
Divitin ucundaki damlayamayan mürekkebim bugün. Asrın kahrı kalbimde, sözleriniz dilimde, gözlerim gözlerinizin daldığı yerde. Yolcu değildir mühim olan, 'yol'dur bilirim. Siz o yolu sevdirdiğiniz için ben bir göz uğruna bin gözü severim. Bana yol göstereni, kervanıma yol vereni, düştüğümde el vereni anıyor, arıyorum bugün. Ey dost, kalemi hiç kıpırdatmasam keşke. Hislerimi bir zarfa koyup size uçursam. Siz beni anlasanız, ben hiç konuşmasam.
Uzak mısınız bana bilmiyorum; 'mesafe' dedikleri, dua kadar yakınsınızdır belki de. Siz orada, kilometreler ötesinde beni hiç bilmeseniz de, sizin adınız yıllardır değişiyor bende. Katmerleşerek artan bir özlemle sevdim sizi. Zerrelerin sizden nasibini aldığı bir havayı teneffüs etmek en büyük hayalimdi. Oysa şimdi dünya dedikleri kürenin öte yanındasınız. Elimi alnıma yaklaştırıp ufku görmeye çalıştığım an, anlıyorum ki 'gurbet ufku' dedikleri gök, deniz mavisinin birleşmiş hali. Renkler bir darlığın ağındayken orda, biraz daha dayanınız yiğidim 'daüssıla'ya...
Sayılardan sıfırı, insanlardan neferi sevdiğinizi duyduğumdan beri sadece nefer olmaktır dileğim. Ücret istemeyen, teklif beklemeyen bir nefer... Sizi bildim ya, hislerimin çehresi değişti sanki. 'Hoş görmek' yerleşti lugatıma; 'hor görmek' boy gösterirken. Sonuna dek çileyle, küheylanları geride bıraktınız dört nala. Cami penceresinde saçlarınızı ağartan hadisenin sırrı, Rab'le aranızdaki muhabbetin mukavelesiydi sanki. Seccadenizdi sizi Mirac'a ulaştıran... Bu yüzden işaret parmağını en çok sevdim dost, 'Baki'yi gösterdiği için... Sizi, güneşi gösterirken daha bir sevdim. Erkam'ı bilmezdim, Bedir'i sizden öğrendim. Vahşi'yi siz sevdirdiniz, beni örümceğe dahi dost eylediniz. Hepsinden ötesi 'Medine'nin Gülü'nü sineme yerleştirdiniz.
Siz, ruhlarımıza bir bardak su gibi iniverdiniz. Susadıkça içtik, içtikçe doyamadık. Suyun hem yanan, hem yakan olma sırrını sizin dertli sesinizde çözdüm. Yandıkça yaktınız, yaktıkça dağıldı dört bir yana rahlei tedrisinden geçenler. Mum macerasında yanıp erirken karınız aydınlatmaktan öteydi.
Adalet, bir şey vermenin karşısında bir şey almanın adıysa eğer, adaletsizim dostum size karşı. Ötede takdim ederken hayatımı, içinde sizden öğrendiklerim olacak. O'na sizden razı olması için yalvaracağım. Tek istediğim, herkesin her şeyi unuttuğu o günde, şefaatinize nail olabilmek... İnsanları bekleyen o saatte beni de alır mısınız yanınıza, ve dualarınıza dahil eder misiniz? Sırattayken ben, anar mısınız beni? Belki 'sevmişti' dersiniz, amelsiz de olsa... Emeli vardı, ameli olmasa da...
Penceresinden gurbetin resmini izleyen göz, uzaklardasınız şimdi. Sırtıma emaneti kübrayı yükleyen Rabbim, sizden ayrılıkla daha da sıkıca sınıyor beni. Firaklar içre firaktayım şimdi. Ben gurbeti sıla sandım; 'sıla aşkmış!' bilemedim... Üzerinden zaman geçmeyen sadece Allah'tır. Öyleyse O'na döner ve yalvarırım ki, size bu mekanda kalmanız için biraz daha vakit versin, size 'şifa' versin... Kalbiniz güçlü, yolunuz açık olsun, efendim!...
Yeter mi, yüreğim!
Ayşe Yiğit
Bir gün ansızın kendimi boşlukta hissettim. Beni ben yapan değerler elimden bir bir kayıp giderken hangi rüyalardaydım bilinmez. Bildiğim tek şey, uyandığımda vapurlar kaçmış, ufuklar çoktan kararmıştı.
Ömrüm boyunca ardıma bakmadan koştum hep. Beni yakalayan birilerinin olmaması ilkin cazip geldi; öyle ya, keşfedilmemiş yolların kaşifiydim ben, gidilmedik yerlere gider, her şeye akıl erdirir ve her şeyi bilirdim. Benim dostlarım da böyle bilirdi beni. Onlar bana ulaşamadıkça ben ulaşılmazlığın sınırlarını zorladığımı sandım ve didinmelerim hep daha ilerisi için oldu. Bir gün bir yerlerde kendimi aradım, hayatımın öylesine bir anında, duruşumu, yerimi merak ettim, fakat; o ulaşılmazlık perdesinin altındaki düştüğüm noktayı görebilmek için öyle çok eğilmem gerekiyordu ki... Aşağılara bakmaktan başım döndü. Sesim aşağıların en aşağısının dehlizlerinden kendime bile yabancı geliyordu. Şimdi bu ne dediği anlaşılmaz boğuk çığlıklar benim miydi? Ben çıktım zannederken basamakları, indiğimi fark etmemiştim. Düşen ardına bakar mı hiç? Ardıma bakmadan koştuğum yollar beni aşağılara, benlik-bencillik kuyularına itelemişti...
İşte o an kendimi boşlukta hissettim. Beni ben yapan gerçek değerler yerli yerinde duruyordu. Ben onları bir tek gün bile askılarından indirip ruhuma giydirmedim. Başkalarının eskileriyle yaşamak ne kadar acı oysa. Giyindiğim ödünç urbalar sırtımda bir bir paralandı. Çıplak diz kapaklarımla nice oyun bahçelerinden, nice meydanlardan kovuldum. Bayram yerleri güzel elbise giyinenlerin karıdır. Bu kirlenmişlikle ancak gölge olabilirdim güzelliklere. Kara ruhumla aydınlık ufuklara ayna olamazdım ya...
Bir şeyler değişmeli dediğim de oldu ara sıra. Hiç sara nöbetindeyken söz verilir mi? Uykulardan ara sıra silkelenişlerdi bunlar sadece. Uyanınca her şey değişti. Ayıldığımda o tövbeleri eden ben değildim sanki. Kendimle barışık olmam neye yarardı ki? O'nunla küs olduktan sonra... Ölüyü silkelemek ne demekse oydu benim kendi kendime verdiğim sözler... Söz ağızdan çıkar çıkmaz boşluğa savrulup gidiyordu. Ve ben, tutmadığım sözlerim için oturup hesap yapmak, bir gün bile aklıma gelmedi.
Ta ki kendimi boşlukta hissediverene kadar...
Hiçbir şey ansızın oluvermedi elbette. Volkanik dağların ansızın patlayıveren o lavları kimbilir kaç yüzyılın birikimidir? Ben de ruhumda esen deli rüzgarların uğultularını epeydir duyuyor; ama başka gürültülerle bastırıyordum. O kadar haykırış vardı ki etrafımda, hangisi ruhumun feryatları hangisi kuru gürültü, fark etmem için, içimin ıssız kıyılarına çekildiğim oldu birkaç kez. Ama gönül kıyılarımı, ölü hayallerimle, yıkılmış umutlarım ve kaybedilmiş sevdalarımla öylesine kirletilmiş buldum ki... 'Bir insan bunu kendine nasıl yapar?' dedim, başımı soğuk sulara savurarak... Irmaklar beni alsın gitsin istedim bir çok kez... Rüzgarlarda günahkar gövdem dalgalansın... Yok olayım, kaybolayım boşlukta, hiç doğmamış olayım... Kahır ve isyan haykırışlarım günlerimi geceye çevirdi. Yaşamamı bana rağmen isteyen, beni ayakta tutmak için kendi yerlerde kıvranan ve bana hayat solukları üfürebilmek için soluğu tıkanana dek koşanlar, beni bitmişliğin kıyılarında bulup ellerimden tutana dek...
Bir vakitler peşinden koştuğum yalancı güneşler şimdi gerilerde kaldı. Boyası ne kadar da adi, ışıltısı yalanmış. Hiçbir şey için geç kalmamış, fırsatı elden kaçmadan yakalamış şanslılardan olduğumu zannetmek için henüz erken mi bilemiyorum. Henüz insan olduğumu hissetme ve yaşayışımla insanlığımı ispat etme çabasındayım. Güvendiği O, sığındığı O, dayandığı O olan; varılamaz denene talip, gidilemez denene kaç kez varıp dönmüş ötelere sevdalı yürekler hep yanımda oldukça, umarım nefesim tükenmez.
Kalbime eğildikçe, O'nu hayatıma taşıdıkça, bakışıma O rengini verdikçe ışıklı bir yol uzanacak önümde. Eşyanın, varlığın, bütün bir hayatın üzerindeki sis perdesi aralanacak. Aydınlanacak her şey. Kötü gördüklerimin, ama her şeyin güzel olduğunu göreceğim; ya bizzat, ya da netice itibarıyla...
Biliyorum O esastır. O olunca her şey 'var' olacak bende. Kendimi O'nsuz bıraktığımda ise, sadece 'yok' kalacaktır elimde.
Bu ırmakla
Reyhan Hilal Ayvaz
Coşarak koşmak vardı bu ırmakla
Tattıktan sonra lezzetini, terk etmeden
Yelpazeyi hep en geniş tutarak
Dar gelir bir ülke deyip
Göçmek vardı kıtalardan kıtalara
Farklıyı fark etmek vardı bu ırmakla
Bulduktan sonra doğruyu, bırakmadan
Gönüllerin son perdelerini de açarak
Uzaklarda bu iş kimbilir nasıl deyip
Göçmek vardı kıtalardan kıtalara
Farklıyı fark etmek vardı bu ırmakla
Gördükten sonra güzeli, unutmadan
Sonunda canına tak ederek
Yetmez senle bir gün deyip
Göçmek vardı çağlardan, çağına.
Anlayış
Ayşe Çakır
Korkup yalnız kalmak endişesinden
Yaşamak tenhada yosunlar gibi
Tutunup hayatın bir köşesinden
Yaşamak hayata küsenler gibi.
Beklemekle geçti aylar, seneler
O ne yalvarmalar o ne senalar
Boşa gitmemişti elbet dualar
Bahar mevsiminde yağan kar gibi.
Şimdi anlıyorum; o hayal , o düş
Olmayışı meğer hayırlı imiş.
Şimdi anlıyorum ve bu anlayış
Kurtuluşa ayak basanlar gibi.
Her yaptığın güzel Senin ilahi
Sana tevekkülde kulun felahı
Duadır, zikirdir kalbin silahı
Hani seher vakti ezanlar gibi.
Çile
Sakit Samadov
Bir derdi büyütmek çiledir bana
Çok derdi taşıyana helal ola
Kendini insanlığa adayanlara
Bu canın canı feda ola.
Aşkı bir eğlence zannedenlere
O ulvi değeri hiç edenlere
Hayvani duyguyu aşk bilenlere
Yunus Emre'miz misal ola.
Gözyaşı içine boğulanlara
Gecesi gündüzü aşk olanlara
Çileden Mecnun'a dönenlere
Mevlana'mızdan dualar yağa.
Bana, sana, size, onlara...
Bu yolda yürümek nasip ola
Hakikatı hor görenlere
Hakk Teala'dan inayet ola.
YALNIZLIK GECESİ
Issızlığa davet ederken beni, içimde her bir gölge
Yürüdüğümü sanıyorum, bu soğuk yalnızlık gecesinde
Gözlerim bir şeyleri arıyor, adına 'hakikat' dedikleri
Bu hakikatin sonsuzluğunda kaybolacağım, kapasam gözlerimi
Ne ses var bu yalnızlık gecesinde, ne de ışık
Yalnız bendeki bu yürek sürgünü, ruhumdaki açlık
Kıpırdasa dudaklarım, yankılanır soğuk betonlarda
Uzatsam elimi göklere, belki ses bulur ufuklarda
Çözülse içimin kördüğümü, kalksa gözlerimdeki perde
O zaman kavuşur ruhum, aradığı kendi özüne
Bir serin rüzgar eser de ötelerden, savurur kederleri
Sonsuzluk diyarına taşır, bir tılsımlı huzur beni.
Ve uzakta o ses, gözlerimin aradığı o gerçek
Bir damla ışık, bir damla umut, bir damla gelecek
Koşuyorum, bana kucak açan hakikate
Ağlıyorum bu yalnızlık gecesinde, ağlıyorum Cennet'te.